‘Kendi yörüngesinden çıkarılan din’
FETÖ’cüler, en disiplinli kurum bildiğimiz ordumuzu bozdular ve darbe yaptırmaya kalktılar; ülkeye düşmanların bile düşünemeyeceği zararlar verdiler... ‘Süleymancılar’ ülkeyi yüz milyarca lira zarara soktular…” Bunları devleti yönetenler söylüyor. ‘Kuytulcular’a gelince, gördüğüm kadarıyla -Alpaslan Kuytul’un Cumhurbaşkanı’na karşı eskiden beri sürdürdüğü sert söylemleri dışında- onlara isnat edilen suçlar şimdilik pek net gözükmüyor; sanki söylenmeyen başka bir gerekçe varmış gibi duruyor.
Bence bunlardan da önemlisi, devletin haklarında konuşmadığı cemaatler... Onların iş, ekonomi, siyaset, sağlık, eğitim vs. alanlarda en etkili olanlardan birinin, lüks yaşantılarıyla insanlara parmak ısırtan şeyhlerinden biri üç yıl önce vefat etmiş; cenaze merasimine birçok devlet-siyaset erkânı katılmış, şeyhi yere göğe sığdıramayan taziye mesajları yayımlanmıştı.
Bu cemaatin “Hâşimî, Hüseynî, Gavs” gibi kutsanmış sıfatlarla anılan “ülkemizin manevi rehberleri” arasında ülke içinde ve dışında (halen devan eden) büyük post-taht ve miras-servet kavgaları çıkmıştı.
Başka bir cemaatin tarikat merkezi olarak bilinen bir camide 2006 yılında iki cinayet birden işlenmişti. Bir vaiz, kürsüde vaaz verirken katledilmiş, ardından katil cemaat tarafından linç edilmişti. Resmî kayıtlarda katilin başını mihraba vurarak intihar ettiği belirtilmişse de kamuoyundaki yaygın kanaate göre rahmetli vaiz cemaat içi liderlik hesaplaşmasına kurban gitmiştir.
Dört yıl kadar önce bu cemaatin ünlü şeyhi ölünce yine post-miras kavgası çıkmış, kısa bir zaman sonra aynı cemaatin yeni şeyhi de ölünce kavga tekrar alevlenmişti.
Bu ve benzer somut veriler gösteriyor ki, dinî görünümlü yapılardan birçoğunun, gördüğümüz yüzlerinin dışında, din maskesi altında topluma ve dine zararlar üreten bir başka yüzleri var. Bu oluşumlar -her ne kadar ‘vakıf’ adı altında kendilerini yasallaştırıyorlarsa da- gerçekte yasa dışı, denetim dışı faaliyetlerini genişleterek sürdürüyorlar. Keyfî tasarruflara açık olan bu olgu, devletin âdil, eşitlikçi ve hem özgürlükçü hem de suç işlemeyi engelleyici bir ‘din politikası’nın olmadığını gösteriyor.
***
Sık sık söylendiği gibi devletin dini adalettir. İslam dünyasının en saygın âlim ve fakihlerinden olan İmam Mâverdî, bin yıl önce, “Devlet dinsiz ayakta kalır ama adaletsiz ayakta kalamaz” demişti (Din ve Dünya Hayatı İçin Ahlâk Yasaları, çev. M.Çağrıcı, Ankara 2023, s. 142).
Tecrübeler gösteriyor ki, hem dinî alanın bilimsel yetkililerinin konuyla ilgili suskunluğu hem de yönetimin -çeşitli mülâhazalarla- zamanında gereken önlemleri almayı ihmal etmesi cemaatlerin suç işlemesine uygun bir zemin oluşturuyor. Bu süreçte bireysel ve toplumsal haksızlıklar, mağduriyetler yaşanıyor; halkımız aldatılıyor, sonuçta dinimiz de dünyamız da zarar görüyor.
Bir ülkede bütün bunlar oluyorsa o ülkede âdil, eşitlikçi ve etkin bir hukuk devletinin bulunup bulunmadığı sorgulanmalıdır. Ayrıca ilâhiyat camiası da İslâm ve kamu yararı (mesâlihu’l-ibâd) yönünden tarikat, cemaat gibi oluşumların faaliyetleri üzerine araştırma-inceleme yapmaktan, elde edilen bilimsel sonuçları kamuoyuyla paylaşmaktan sorumludur.
***
İlk basamağı “mal ve makam hırsını yenmek” (kesrü’ş-şehveteyn) olan tasavvuf ve onun eğitim ocağı olarak ortaya çıkan tekke ve tarikatların şeyhleri, geldiğimiz noktada mal ve makam hırsları uğruna birbiriyle kavga ediyor, tüyü bitmemiş yetimlerin ekmeğini çalıyorlar. Olacak şey değil!..
Ümmetin kalbini erdemlerle donatmak üzere kurulan tekkelerimiz, tarikatlarımız, keza ümmetin zihnini bilgiyle donatsın diye kurulan medreseler, dinî okullar yüzlerce senedir -ümmet şöyle dursun- kendi kalplerini Allah’a ve ahlâka, akıllarını tabiata ve bilime kapattılar. “Bu işte bir yanlışlık var” diyen nadir sesleri boğdular, halen de boğuyorlar. Günün sonunda Müslümanlar, yüzyıllarca ülkelerini sömürgeleştiren, insanlarını köleleştiren zalimlerin, katillerin kapılarında kendilerine haysiyet, çocuklarına ekmek arar hale getirildiler.
Şu kanaatim iyice pekişti: Dini din olarak bırakmıyor, dini din olarak yaşamıyoruz. Dini din olarak yaşamak için dini siyasetten çekip kurtarmak şarttır. Ne zaman siyaset dine bulaşmışsa din de siyaset de toplum da kirlenmiştir. Ünlü İran asıllı düşünür merhum Daryuş Şâyegân, Düşünce Mektebi adlı sitede 4 Nisan 2018’de yayımlanan bir mülakatta İran mollalarının dini siyaset amaçlı kullanmalarının dine vereceği zararı şu sarsıcı ifadeyle dile getirmişti:
“Kendi yörüngesinden çıkarılan din kanatlarını yitirir ve tarihe gömülür… Fânî dünya ile manevî dünyanın, iktidar ile inançların net biçimde ayrılması benim için temel öneminde.”
