Dışında kalmaktansa içinde olmak…
Her ne kadar bazıları farklı düşünse de uluslararası örgütlerin, rejimlerin ve hatta oluşumların dışında kalmaktansa içinde yer almak hemen her zaman daha iyidir. Dışında kalırsanız o oluşum günün birinde size dönebilir; içinde ya da marjında yer alırsanız gündemini yönlendirebilmeniz, size karşı araçsallaştırılmasına engel olmanız mümkün olur.
Bu kural Avrupa Konseyi’nden NATO’ya birilerinin bir bahane bulup “çıkalım” dediği örgütler için de geçerlidir, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi oluşum aşamasında olanlar, nihai şeklini henüz almamış olanlar için de. Doğal olarak birbirine açıkça hasım iki örgütte birden bulunamazsınız. Mesela NATO’ya üyeyken, hâlâ hayatta olsaydı Varşova Paktı’na da üye olamazdınız.
Hatta belki ŞİÖ’ye de üye olamazsınız ama karşısında yer almadığınızı, 2001 tarihli kurucu belgelerinde ve 2002 St. Petersburg dokümanında yer alan ilkeleri desteklediğinizi, bu oluşumun içinde yer alan Çin, Rusya ve diğer Asya ülkeleriyle iş birliğine yakın olduğunuzu özel statünüzle, toplantılarına katılımınızla gösterebilirsiniz.
Bu, “Batılı” dostlarınız tarafından kendi çıkar ve beklentilerine aykırı bulunabilir. Ama nihayetinde önemli olan sizin çıkar ve beklentilerinizdir. Dünyayı kendi otonom gözlüklerinizle okumanız, eksen kayması benzeri algı saptırmalarına kapılmamanız, biri uğruna diğerini feda etmek yerine mümkün olabilen tüm bölgesel oluşumların bir şekilde içinde veya yanında yer almanız gerekir.
Dünyanın bu denli hızla değiştiği, ittifakların, müttefiklerin yeniden tanımlandığı bir dönemde doğru zamanda doğru yerde durmaya özen göstermeniz bir seçim değil, zorunluluktur. Asya’daki, Afrika’daki, Körfez Bölgesi’ndeki çıkarlar ancak esnek yapılı, çok katmanlı ve çok boyutlu ilişkilerle korunabilir.
Unutmayalım ki, 2026 Türkiye’si ne 100 yıl öncesinin ne 70 yıl öncesinin ne de Soğuk Savaş sonrasının anlayışı ve algısıyla yönetilip yönlendirilebilir. Günümüz Türkiye’si için Kıbrıs kadar Suriye ve Libya da önemlidir. Somali’nin istikrara kavuşması ciddi bir sınamadır. Afrika, Asya ve tabii ki Avrupa bizim pazarımızdır.
Amerika ile olan ilişkilerin dengeli olması şarttır. Ukrayna savaşının bitmesi, Orta Doğu’nun az da olsa istikrara kavuşması bariz bir şekilde lehimizedir. İsrail bizim açımızdan Rusya ya da Çin’den daha büyük ve daha acil bir tehdittir. Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye paktına diğer bölge ülkelerinin katılımı elzemdir.
Fakat bunların hiçbiri “AB’den kopalım, NATO’dan uzaklaşalım, AİHM kararlarını açık Anayasa hükmüne rağmen uygulamayıp Avrupa Konseyi’nden çıkalım” anlamına gelmez, gelemez. Türkiye güneyine, doğusuna, kuzeyine açık olduğu kadar batısına da açık, tüm olasılıklara hazır olmalıdır. İnsan haklarına saygıyı tesis etmek, hukukun üstünlüğünü sağlamak da bu stratejik zorunluluğun bir parçasıdır…
