‘Yeni normal’ eski normalleri aratıyor...

Olmaması gerektiği halde olmakta olan bazı uygulamalara bir süre sonra alışıyoruz ve onlar, çoğu kez, ‘yeni normal’ halini alabiliyor…

CHP’li belediye başkanlarının çeşitli gerekçelerle gözaltına alınmaları, tutuklanmaları ve yargı süreçleri boyunca cezaevlerinde tutulmaları buna son örnek…

Doğru olan, suçlamaların mahkeme tarafından bir karara bağlanana kadar, halk oyuyla seçilmiş başkanların bir gün bile cezaevi yüzü görmemesidir. Görevden alınsalar bile, yerlerine dışarıdan birinin ‘kayyım’ olarak atanması da doğru değildir; doğru olan, Belediye Meclisi’nin başkan aklanana kadar, yerine kendi içlerinden birini geçici başkanlık görevini üstlenmek üzere seçmesidir. [KHK ile terörle suçlanarak görevden alınan başkanlara ‘kayyım’ uygulaması getirildi, 2016 yılında.]

AK Parti döneminde, ‘rüşvet almak, ihaleye fesat karıştırmak ve organize suç örgütü kurmak’ iddialarıyla gözaltına alınmış olan CHP’li Edirne belediye başkanı Hamdi Sedefçi’ye uygulanan da tam buydu: Önce tutuklandı, daha sonra kefaletle serbest bırakıldı ve davanın sonraki aşamalarında tutuksuz yargılandı.

Hakkında 20 yıldan 51,5 yıla kadar hapis cezası istenen Sedefçi, ilk dört ay hariç, yargılaması sırasında tutuksuz kaldı.

Sedefçi’ye yapılan bu uygulama 2008-2010 yılları arasında yaşandı.

Görevden alınan belediye başkanları yerine ‘kayyım’ atanması da nispeten yeni bir uygulama.

8 Eylül 2016 tarihinde Sur ve Silvan ilçe belediyelerine ‘kayyım’ ataması yapıldığı duyuldu. Dönemin Diyarbakır valisi, “Kayyım haberi doğru değil” açıklamasıyla etrafı yatıştırmaya çalıştı. Haberin doğru olduğu, üç gün sonra, hem o iki ilçeye, hem de Batman, Hakkari ve Ağrı-Diyadin’in de aralarında bulunduğu 28 DBP’li belediyeye vali yardımcıları ve kaymakamların ‘kayyım’ olarak atanmalarıyla anlaşılacaktı.

O günden beri bir çok ‘kayyım’ atama uygulaması gerçekleşti.

DEM Parti’nin öncülerinden DBP’li başkanların yerini, yakınlarda, CHP’nin belediye başkanları aldı.

Hakkında adli süreç başlatılmış Sedefçi yıllarca tutuksuz yargılanırken, yeni dönemde sadece belediye başkanları değil, göreve getirdikleri bazı bürokratları ve danışmanları da tutuklu yargılanıyor…

En bilineni, 19 Mart 2025’te gözaltına alınan ve halen cezaevinde bulunan İstanbul büyükşehir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun durumudur.

İlk paragrafta “Olmaması gerektiği halde ‘yeni normal’ haline gelmiş uygulamalar” diye tanımladığım işte bu durum.

Yanlış bir iş yaptığından kuşkulanılan herkes yargılanabilir, bu genel hukuki ilkeden kimse istisna değildir; ancak yargılanırken de ceza hukukunun temel ilkelerine uygun bir prosedür izlenir…

.Tutuklama istisnai bir koruma tedbiridir; kaçma veya delilleri karartma gibi somut bir tehlikesi bulunmayan kişiler, tutuklu yargılanmamalıdır.

Savunma yapmasını zorlaştıracağı için…

Ekrem İmamoğlu ciddi suçlamalara muhatap. Suçlama makamının iddianamesi 3809 sayfadan oluşuyor…

Yanlış okumadınız, iddianame tam üç bin sekiz yüz dokuz sayfa…

İmamoğlu ise cezaevinde…

Oysa sanık durumundaki kişilerin, haklarındaki iddialara cevap vermek, gerektiğinde iddiaları çürütmek için, savcılık makamı kadar, hatta ondan daha da rahat çalışma şartlarına sahip olmaları gerekir.

Fakat ‘yeni normal’ haline gelmiş olan günümüz ortamında İmamoğlu’na bu imkan tanınmıyor…

Yeni bir ‘yeni normal’ haline getirilmek istenen uygulama da söz konusu: Suçlanan kişi -Ekrem İmamoğlu-, duruşmalarda imkan bulamadığı kendini savunmanın yolunu, söyleyeceklerini kitaplaştırmada bulmuş; ‘Millet Şahidimdir’ kitabını bu amaçla kaleme almıştı.

İnanılır gibi değil…

Basit bir sebepten: Anayasa ve ilgili yasalar ‘fikir özgürlüğü’ kavramı etrafında kaleme alındıkları için, bundan kitapların yayıncıları da yararlanıyor.

Ülkemizde kitap yayını için ön-izin almak gerekmiyor… Yayıncılar da değil, matbaalar, her basılı kitaptan iki nüshayı savcılığa ulaştırmakla yükümlü. Hepsi bu…

Savcılığın talebiyle mahkemenin aldığı ‘Millet Şahidimdir’in basılmış ve basılmakta olan nüshalarına el konulması ile dağıtım ve satışının yasaklanması kararı, umarım, ‘yeni normal’ haline dönüşmez…

Bu uygulamanın duyulmasıyla birlikte, böyle durumları bekleyen ve besleyen fısıltı gazetesi derhal çalışmaya ve konuyu siyasetle ilintilendirmeye başladı.

Engellenerek kitabın birkaç bin okura ulaşmasının önü kesilmiş olabilir, ancak bu uygulamayla, zaten iktidarın aleyhine oluşmakta olan siyasi havaya yeni bir katkıda bulunulmuş oldu…

Cezaevinde tutulan, mahkemede savunması kısıtlanan bir siyasi kişiliğin, kendini anlatmak ve savunmak için kaleme aldığı kitabın gün yüzü görmesinin yasaklandığı kanaati giderek yaygınlaşıyor…

“Son söz sanığın” hukuk ilkesi de galiba ilk kez gözardı ediliyor…

Yeni bir ‘yeni normal’ olabilir mi bu da?

Ben burada keseyim.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.