Butlancıların Zeydan Karalar imtihanı
CHP’yi kir bulaştıranlardan arındırma iddiasındaydılar. Görevlendirildikleri temizliğin hedef ve yöntemini, “gitsin, yargıda aklanıp gelsinler” diye açıklıyorlardı.
Seçim kazanan Özgür Özel ekibini tasfiye için partiye gönderilmediklerini söylüyor ama aklanıp gelme şartı koşuyorlardı.
Butlancıların işte bu arınma iddiası, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’la bir kez daha sınanıyor.
Karalar, Aziz İhsan Aktaş davasında yargılanıyordu. 7 ay tutukluluktan sonra tahliye edildi, sonra da rüşvet suçlamasından 6 yıl üç ay hapis cezası aldı.
Fakat Karalar, tercihini Yeni Parti’ye geçmeyip butlan CHP’sinde kalmaktan yana yapmıştı.
“Gidin, yargıda aklanın gelin” diyen butlancılar şimdi ne yapacaktı?
Yanlış anlaşılmasın, Zeydan Karalar’ın mahkumiyeti henüz kesinleşmedi. Rüşvet suçuyla bağı da ikna edici delillerle kurulamadı. O ayrı konu.
Demek istiyorum ki; tutuklanmış olmasını, görevden uzaklaştırılmasını ve hapis cezasını ben hâlâ haksız bulabilirim ama butlancılar o haklarından prensipte feragat etmişti.
Şöyle olmuştu...
Kılıçdaroğlu, CHP’li belediyelere operasyonları başlarda hukuki değil siyasi sayıyordu. Mutlak butlana çanak tutan arınma videosuyla ağız değiştirdi ve yargı kararıyla CHP’nin başına atandı.
Amacı gerçekten arınma mıydı, yoksa iktidara göz kırparak CHP’nin başına dönmek mi?
Arınma iddiasının dürüstlüğü, ilkin Adalar Belediyesine operasyonda test edildi.
“Gitsin aklansınlar, arınıyoruz” mu diyeceklerdi? Yolsuzlukla değil, CHP’yle mücadele edildiğini savunup belediye başkanlarına sahip mi çıkacaklardı?
Önce renk vermemiş, kendi belediyelerini tanımazdan gelip havaya bakmış, ıslık çalarak geçiştirmişlerdi.
Adalar Belediye Başkanı Akpolat’la Silifke Belediye Başkanı Turgut gözaltına alındığında kaçacak yerleri kalmadı.
Butlan Sözcüsü Müslim Sarı, arada sıkışmışlığı yansıtan şu minvalde bir parlak formül geliştirdi:
Evet, hedef CHP’li belediyeler; öyleyse bırakalım, yargı süreçleri hukuka ve masumiyet karinesine göre işlesin...
Çatlak zurna, ilk zırt sesini burada vermişti.
Arınma söylemi yine ayaklarına dolanmıştı; geriye tam dönemiyor, ileriye de gidemiyorlardı. Ağız değişikliği başlangıcıydı, kendilerini ortalayarak artık yarım ağızla konuşuyorlardı.
Bana sorarsanız; Kılıçdaroğlu’nun, butlan CHP’siyle iktidara kimilerinin beklediği türden bir hizmeti geçemeyeceğini göstermişti.
Çünkü CHP’li belediyelere yolsuzluk soruşturmalarını, arınma teziyle haklılaştırarak butlan görevine talip görünmüştü.
İmamoğlu ve CHP’ye yönelik yargı süreçlerinin hukuki olduğuna muhalif seçmeni inandıramadıktan sonra AK Parti’ye ne faydası dokunabilirdi ki...
Seçmeni Özgür Özel’den koparmadıkça, İmamoğlu’ndan vazgeçirmedikçe CHP’deki makam odasını, arabasını, tabelasını geri alsa neye yarardı?
Arınma zurnası, dakika bir bocalıyordu.
Uzatmayayım...
Mahkemenin Zeydan Karalar’ı aklamaması; kıldan ince, kılıçtan keskin bir dengede duran butlancıların ayarını daha da bozdu.
Öyle ki; butlan yönetiminden Cemal Canpolat, arınma iddiasıyla tutarlı görünme çabasını bir çırpıda çöpe attı.
Aşağıdaki sözlerden başka ne anlaşılıyor:
“Yolsuzlukla anılanların mahkeme karar verene kadar masum olduklarını biz de biliyoruz, sahip çıkarız. Ama hiçbir yolsuzluğun arkasında duramayız. Babamızın oğlu bile olsa yolsuzluğun içindeyse CHP orada değildir. Ama Zeydan Karalar gibi onurlu duruşu olan, haksız yargılananlara karşı da Zeydan Karalar gibi belediye başkanlarımıza sahip çıkacağız, arkalarında duracağız.”
Hadi, izah edin şimdi bunu. Ne demiş oluyor yani? Hani gidecek, aklanıp geleceklerdi? Butlan CHP’sinden yanaysan yargıda aklanman gerekmiyor mu?
