Rövanş birikimi

Ahmet Davutoğlu “Parti siyaseti”ni bıraktı, Gelecek Partisi’ni de kapattı. Aktif siyaset içinde Danışmanlıkla başlayan, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlığa kadar uzandıktan sonra parti kurarak muhalefete geçen siyaset yolculuğu partiyi kapatarak sonlandı.

Davutoğlu’nu bu süreçten okumak “başarısızlığı okumak” demektir.

Ama parti siyasetinde kaybetmek, kişinin “fikir adamı” hüviyetini, onun siyaset bilimi alanındaki düşünce derinliğini ortadan kaldırmıyor.

Partiyi kapatırken yaptığı “Yarının Türkiye’si İçin” başlıklı metin, kimileri nezdinde “Kaybettin artık, iddian bitti, ne konuşuyorsun” türünde karşılık bulabilir.

Oysa, ülkeye karşı biraz daha sorumluluk duygusu içinde okunduğunda hem yaşanan gün için hem de gelecek için hayati değerlendirmeler, öngörüler içerdiği görülecektir.

O metinde “Gelecek için iki tehlikeli senaryo”ya dikkat çeken bölümü özellikle not etmiştim.

“2028 seçimlerine doğru ilerlerken, milletimizin geleceği bakımından iki tehlikeli senaryo konusunda uyarıda bulunmayı tarihi bir görev kabul ediyoruz” diye başlıyordu o bölüm.

İşaret edilen tehlikenin bir boyutu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin “kalıcı bir otoriterliğe dönüşmesi” ve bunun “en tehlikeli yönünün ise otoriter düzenin kalıcılığının milli ve manevi değerler üzerinden meşrulaştırılması” idi Davutoğlu’na göre. Şöyle diyordu:

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ile birlikte kuvvetler ayrılığı ilkesinin zayıflaması, denge ve denetim mekanizmalarının tümüyle ortadan kalkması ile güçlenen otoriterleşme eğiliminin hızlanması sonucunda zaten büyük zaaf gösteren çoğulcu demokratik hukuk düzeni yerini kalıcı bir otoriter yapıya bırakabilir.

“Bu tehlike, herhangi bir cumhurbaşkanının şahsından bağımsızdır. Sorun, kişiden öte bir sistem sorunudur. Çoğulculuğu değil, çoğunluğu önceleyen bir sistemin Türkiye’yi taşıma kapasitesi ve ihtimali bulunmamaktadır.

“Gücün tek elde toplanması; Meclisin denetim yetkisinin zayıflaması, yargı bağımsızlığının tartışmalı hale gelmesi ve bürokrasinin kurumsal sorumluluk yerine kişisel sadakate göre şekillenmesi, devlet düzenini kırılgan hale getirir.

Bu sürecin en tehlikeli yönü ise otoriter düzenin kalıcılığının milli ve manevi değerler üzerinden meşrulaştırılmasıdır. Milli ve manevi değerler hiçbir iktidarın sınırsız gücünü meşrulaştırma aracı değildir. Aksine bu değerler, gücü ahlak ve hukukla sınırlama sorumluluğu yükler.”

Davutoğlu’nun işaret ettiği diğer tehlike ise, “otoriterleşmenin, yolsuzlukların, gelir adaletsizliğinin, yasakların ve hukuk ihlâllerinin doğurduğu öfke dalgasının rövanşist bir karşı iktidara dönüşmesi” ihtimali.

Davutoğlu bunu şöyle açıyor:

“Yoksullaşan, adalete güvenini kaybeden ve özellikle genç kuşakları gelecek ümidinden mahrum kalan bir toplumda biriken tepki, demokratik bir yenilenme kadar sert bir hesaplaşmayı da doğurabilir.”

Davutoğlu, “Böyle bir iktidar değişikliğinin, geçmişin yanlışlarını düzeltmek yerine yeni mağduriyetler üretebileceğini; toplumsal fay hatlarını harekete geçirip, ülkeyi birbirini tasfiye etmeye çalışan kamplara bölebileceği”ni öngörüyor.

Ona göre “Türkiye’nin ihtiyacı rövanş değil adalet, tasfiye değil restorasyon, kutuplaşma değil toplumsal barıştır.”

Davutoğlu’nun değerlendirmeleri gayet açık ki, mevcut iktidar ve iktidar adayına bir şeyler söylüyor. Bunun yanında her iki siyasi yapıya destek veren kitleler için de bir uyarı var bu sözlerde.

Mevcut iktidar açısından iki şey var; biri otoriterleşme, ikincisi yolsuzluklar, yasaklar, gelir adaletsizliği ve hukuk ihlâllerinin doğurduğu öfke ve rövanş duygusu…

Mevcut iktidara destek veren kitleler açısından ise “otoriter düzenin kalıcılığının milli ve manevi değerler üzerinden meşrulaştırılması”na imkân hazırlama sorumluluğu söz konusu. Davutoğlu bu alanı, körü körüne bir destek yerine otoriterliği ahlâk ve hukukla sınırlama sorumluluğu içinde görmek istiyor.

Geleceğin iktidarı açısından tehlike ise “öfkenin doğuracağı rövanş duygusunun ve sert hesaplaşmanın ülkeyi birbirini tasfiye etmeye çalışan kamplara bölmesi…” riski.

Belli ki Davutoğlu, siyasi tansiyona baktığında, diyelim 2028 seçimlerinde, iktidarın değişebileceği ihtimalini önemsiyor.

Mevcut toplumsal zemini okuduğunda da gençlik dahil kitlelerde ciddi bir öfke birikimi oluştuğunu görüyor ve böyle bir öfke selinin içinden gelen iktidarın rövanşa zorlanabileceğini düşünüyor.

Böyle bir tedirginliğin mevcut iktidara destek veren kitlelerde bulunduğunu da biliyorum. Tasfiyeler, rövanşist eylemler, karşıt hukuksuzluklar vs gibi.

Bu ihtimali, iktidar potansiyeli taşıdığı var sayılan, diyelim YENİ Parti lideri Özgür Özel de seslendiriyor ve “Şu anda hukuksuzluklara yeltenenler dışında böyle rövanşist tavırlara asla izin vermeyecekleri”ni açıklıyor.

Bakıldığında, iktidar açısından, otoriterlik adına yapılanlarda bir gerileme olmadığı görülüyor. Hukuksuzluklarda da bir gerileme yok. Gelir adaletsizliğinde de bir gerileme yok. Boğulma hissi pek çok toplum katmanını etkisi altına alıyor. Bunun örünü de kitlesel öfke…

Yeni Parti etrafına akan kitlelerde ana duygunun öfke olduğunu söylemek de yanlış değil.

Özgür Özel, bu öfke üzerinden hem iktidar yürüyüşü yapmak hem de bu öfkeyi kontrol etmek gibi bir sorumlulukla karşı karşıya…

Otoriterlik üzerine oturan iktidara denecek olan ise, kitlelerdeki yoksullukla gelen, servet transferleri ile gelen, hukuksuzluklarla gelen boğulma duygusunu anlaması, rövanşist duyguları besleyecek tavırlardan vaz geçmesi…

Biliyorum bunları söylemek kolay, ama gerçekleştirmek zordur. İktidar, gücün sağladığı başına buyruklukları seviyorken, muhalefetin bizzat kendisi gücün hukuksuzluklarına maruz iken siyasi zemini öfkenin istilâ etmesinden daha tabii ne olabilir?

Her şeye rağmen Davutoğlu’nun uyarılarını bir kere daha okumakta fayda olabilir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.