Asıl fakirlik hapishanesi tıklım tıklım
Gün geçmiyor ki, şu kişi veya bu kişi muğlak suçlamalarla ve açma şüphesiyle hapse atılmış olmasın.
Ülkemizde cinayet suçu yatarından çok daha büyük cezaları muhaliflik suçunda verilen cezalarda görebiliyoruz.
Hatta örgüt lideri diye başlayan davalarda, örgüte ismini veren hem sıyırırken hem tüm varlıklarına kavuşabiliyor. Oysa örgütün “BAZ”ına takılmış muhalifler, yıllarca hapishanelerde çürüyüp gidecek cezalar yiyor.
Bir başka örnek, İBB davası. “Naklen yayınlansın” ile başlayan tartışma, bugün konuşmasına bile tahammül edilemez noktaya erişti. Bırakın konuşmayı yazması ve yazdıklarının okunması bile yasaklanır oldu.
Saymakla bitiremeyeceğimiz adaletteki durumumuz ortada.
Adalet durumunun ne olduğunu bizler yazılarla sadece söylemiyoruz. Piyasa aslında Türkiye’deki adaletin geldiği seviyeyi net şekilde gösteriyor.
‘FAİZ LOBİSİ’ KİME ÇALIŞIYOR
19 Mart öncesi (aylık ortalama değerler üzerinden) enflasyon %39,05 ve MB faizi %45,00 iken ticari kredi faizleri %56,24 seviyesindeydi.
Bugün enflasyon %31,75 ve MB faizleri %37,00 ama ticari kredi faizleri hâlâ %54,20.
Enflasyon 10,37 puan düşerken MB faizi de 8,00 puan indiriyor ama piyasada kredi faizleri sadece ve sadece 1,94 puan düşüyor. Hatta tahvil (2 yıllık) faizleri 19 Mart 2025 İmamoğlu operasyonu öncesinde %38,67 seviyesindeyken şimdi %40,61’lerde seyrediyor.
Bunun anlamı net: Adalet riskindeki yükseliş kredi faizindeki örneğindeki gibi piyasa faizlerini yukarıda tutuyor.
Mart 2025-Mayıs 2026 döneminde ülkemizde muhaliflere operasyonların toplam EK FAİZ yükü 2,1 trilyon lira oldu. Bunun 600 milyar liralık fazladan faizini kamu öderken 1,5 trilyon lirasını ise özel sektör ödemiştir.
Muhaliflere operasyonlardan maddi olarak kim kazanıyor derseniz tek cevap var: Faiz lobisi.
Yıllarca dilimize doladığımız faiz lobisini kimin çalıştırdığını, bu lobiye kimin hizmet ettiğini de sanırım herkes görmüş oluyor.
FATURAYI KİM ÖDER?
Tekrar edeyim. Enflasyonun yüzde 100 olduğu yerde faizlerin yüzde 110 olması yüksek faiz değildir. Çünkü siz ürüne yüzde 100 zam yaparken krediye yüzde 110 faiz ödüyorsunuz. Ama enflasyonun yüzde 10 olduğu yerde yüzde 20 faiz yüksektir.
Şimdi gelelim bugüne.
Enflasyon ile kredi faizi marjı açılmıştır.
Şubat 2025’te (İmamoğlu operasyonu öncesi) enflasyon ile kredi faiz makası 17,19 puandaydı. Bugün makas 22,45 puanda. Hem de daha düşük seviyede makas açılmıştır.
Yani reel faiz artmıştır.
Peki, bu faturayı kim ödüyor?
Önce işsizlik verilerine bakalım: Çeyreklik bazda verilere göre; son 2 yılda artan nüfustan kimse iş bulamadı. Hatta mevcut çalışanlardan bile 40 bin kişi işini kaybetti.
Yaklaşık 900 bin kişi ekonomik tablonun işsizlik faturasını ödüyor.
Ya ücretliler?
Temmuz 2023: Bekar bir çalışanın yaşam maliyeti 15.123,60 TL
Temmuz 2026: Bekar bir çalışanın yaşam maliyeti 47.758,39 TL
Artış oranı %216
Temmuz 2023’de asgari ücret 11.402,32 TL iken bugün 28.075,00 liradır. Artış oranı %146
Kısaca asgari ücret 36 bin lira olması gerekirken maalesef 28 bin lirada kalmıştır.
Emeklinin durumunu hiç sormayın. Onlar koskoca bir hiç oldu.
Kısaca durumu vereyim: Sermayedar kârını ve şirketini kaybediyor ama emektar ekmeğini kaybediyor.
Hapse atılan her muhalif aslında işten atılan binlerce işçi demektir. Ya da hapse atılan her muhalif, fakirliğe mahkum edilen geniş toplum kesimleri demektir.
Yani anlayacağını durum şudur: Mesele sadece dört parmaklık değildir. Sadece muhalifler hapse atılmıyor, asıl milyonlarca insan eve mahkum ediliyor.
Şu örneği verelim: 2024-II dönem ile 2026-II dönem arasında çalışabilir nüfus 1 milyon 051 bin kişi artmıştır. 2024-II dönemde iş gücüne katılım oranı %54,2 seviyesindeydi. Eğer bu artan nüfus aynı oranda iş gücüne katılsaydı 35.677 bin olan işgücü 36.247 bin kişiye yükselecekti.
Ama öyle olmadı
İş gücü 570 bin kişi artacağı yerde tam tersine 327 bin kişi azaldı. Bu demektir ki; son 2 yılda 897 bin kişi umudunu kaybederek iş gücünden çekilip eve kapandı.
Çalışan sayısındaki 40 binlik düşüşle beraber eve kapanan insan sayısı 937 bin kişiye çıkmış oldu.
İşte bu faturanın ana kaynağı adalet ve risk artışından geliyor.
TÜİK’in fakirlik-yoksulluk araştırmasında zaten kronikleşen bir 17 milyon üzeri yoksul kesimimiz var. İşte buna yenilerini ekliyoruz.
Bu ülkede sadece 4 parmaklık arkasına tıkılanlar değil, asıl 4 duvar arasına hapsedilenler de hesaba katılmalıdır.
Hapse atılanları değil fakirliğe mahkum olanları da kayda geçirmeliyiz.
TUĞRUL TÜRKEŞ NE DEDİ?
Saraylarda oturup lüks makamlarda ahkam kesmek bazılarına çok kolay gelebilir. Oysa ülkenin realitesini görerek hareket ettiğinizde ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor.
Bu konuya en güzel örnek Tuğrul Türkeş’ten geldi.
AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Türkiye-AB ilişkileri ve AİHM kararları hakkında şöyle diyor: “Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet; kalkınmanın da refahın da medenileşmenin de ön şartıdır. Bugün hukuku ve adaleti aşındıran yahut aşındırmış memleketlerin içinde bulundukları sefalet ve dünya sahnesinde uğradıkları geri döndürülemez itibar kaybı herkesin malumudur.”Aslında Tuğrul Türkeş tam da yukarıda rakamlar ile verdiğimiz durumu izah ediyor. Adalet yoksa refah yoktur, adalet yoksa yüksek faiz vardır.
Tekrar edelim: Hapse atılan sadece muhalifler değildir. 4 duvar arasına hapsedilenleri de hesaba katmak zorundayız.
Ve ülke olarak geleceğimizin fakirliğe mahkum edilişini de evlatlarımız açısından sormak-sorgulamak zorundayız.
Evlatlarınızı yoksulluğa mahkum ettirmeyin.

