Alparslan Kuytul neden hem önemli hem kıymetli bir figürdür?

Bazı bilimsel deneyler, insanların bir tür adalet hissiyle doğduklarına dair ipuçları veriyor.

Belki de dinlerin “fıtrat” dediği şeyin bir tarafı da bu: İnsan, dünyaya adalet, merhamet, diğerkâmlık duygularına yatkın olarak geliyor.

Ama insan, içinde adalet tohumu ile doğsa da o tohumu yeşertecek bir toplum düzeni kendiliğinden ortaya çıkmıyor.

Hatta bazı toplumlar o tohumu yeşertmek bir yana, kurutuyor.

Çocuk, yetişkinlerden zamanla şunu öğreniyor:

Haksızlık yalnızca sana yapılıyorsa kötüdür. Sana yapılmıyorsa seni ilgilendirmez. Hatta haksızlık sana fayda sağlıyorsa, ona itiraz etmek aptallıktır!”

Toplum, torpili “işini halletmek” diye, nepotizmi “akrabaya sahip çıkmak” diye, rüşveti “işi hızlandırmak” diye normalleştiriyor.

Böylece insan fıtratındaki adalet duygusu, hayatın pratikleri tarafından aşındırılıyor.

Adalet duygusunun bilinç haline getirilmesi için adalet fikrinin toplumsal olarak inşa edilmesi gerekiyor.

İşte bu noktada kanaat önderleri kritik bir rol oynuyor.

Ahlaki pusulası sağlam, vicdan terazisi doğru çalışan ve hakkı savunmak adına gerekirse şahsi güvenlik ve konforlarını kaybetmeyi göze alabilen bazı liderler, insanların içlerinde hissetseler de adını koyamadıkları ahlaki sezgileri görünür hale getiriyorlar.

Tarih boyunca peygamberlerin ve bazı büyük ahlaki itiraz sahiplerinin yaptığı da buydu: İçinde yaşadıkları toplumları ahlaki ve vicdani olarak toparlamak.

Martin Luther King Jr., Malcolm X, Rachel Corrie gibi insanlar, başkalarının maruz kaldığı haksızlıklarla mücadele uğrunda çok ağır bedeller ödediler.

Ülkemizde de kendi mahallesinin sınırlarını aşarak başkasının hukukunu savunan insanlar var.

Ömer Faruk Gergerlioğlu, Eren Keskin, Şebnem Korur Fincancı, Akın Birdal, Tahir Elçi, Osman Kavala, Şanar Yurdatapan ve daha birçok isim, farklı dönemlerde farklı bedeller ödeyerek insan hakları ve adalet mücadelesinin farklı cephelerinde yer aldılar, alıyorlar.

Bu listeye eklemek için henüz erken olsa da, aynı yönde ilerleyen yeni bir isim var: Alparslan Kuytul.

Üstelik, Kuytul'un adaleti seküler bir insan hakları savunucusu diliyle değil de inanç diliyle savunması, onu bu isimler arasında bambaşka bir yere yerleştirebilir.

Onu farklı kılan, başkalarının uğradığı haksızlıklara, adaletsizliklere, “bir mümin olarak” karşı çıkması.

Allah'ın, zalimlere meyletmeyin, onların zulmüne ortak olmayın ve adaletten ayrılmayın dediğini hatırlatması.

Adalet fikrini topluma dışarıdan ithal edilen bir siyasi söylem olmaktan çıkarıp, toplumun kendi inanç dünyasının içinden yükselen ahlaki bir yükümlülük haline getirmesi.

Bir toplumda adaletsizliklerden rahatsız olan, fakat bu rahatsızlığını henüz açık bir siyasi veya ahlaki bilince dönüştürmemiş insanlara, kendi inanç dünyalarından çıkan bir lider, “Haksızlığa karşı çıkmak sadece siyasi bir tercih değil, inancımızın gereğidir” dediğinde, dağınık ahlaki/vicdani rahatsızlıklar bir anda anlamlı bir çerçeve kazanabilir.

İktidar çevrelerinin bunu ciddi bir tehdit olarak algılaması normal.

Çünkü dindar kitlelerin kolayca anlayabileceği bir dille, “hakkı savunun, zulme ortak olmayın, kendi menfaatinizi başkasının hukukunun önüne koymayın” diyen bir figürün etkisini kırmak, seküler bir muhalifin soyut adalet çağrısını bastırmak kadar kolay değil.

Bunları söyleyen dindar bir lideri hapse atmış olmayı savunmak da zor.

Güç odakları çoğu zaman kendilerine yönelen vicdani itirazı etkisizleştirmek için, itirazın kendisiyle uğraşmak yerine muarızlarını itibarsızlaştırmaya çalışırlar. Onu suçlu, casus veya din düşmanı ilan ederler ki artık “Söylediği doğru mu?” diye sorulmasın; “Bu adam kim?” diye sorulsun.

Kuytul’a yöneltilen suçlamalara bu gözle bakmak gerekir. Hakkındaki iddialar ne olursa olsun, kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla suçluluğu ortaya konulmadıkça masumiyet karinesi geçerlidir.

Kuytul gibi, kendi mahallesinin çıkarlarıyla sınırlı kalmayıp adaleti daha üstün bir ilke olarak savunan, “Haksızlık karşısında susma. Dindar olmak âdil olmayı ve hakkı savunmayı gerektirir.” diyen kanaat önderlerinin sayısının artması, yalnızca dindarların değil bütün toplumun lehinedir.

YORUMLAR (6)
6 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.