Kahramanlarını sürgün eden demokrasi
CUMARTESİ YAZILARI
Demokrasi insanoğlunun eski icatlarından biri, “modern çağda ortaya çıkmış bir yönetim tarzı” değil. Dahası, antik devirlerde yalnızca Yunan şehir devletlerinde değil, benzer sosyolojik özelliklere sahip başka yerlerde de bir çeşit demokrasi vardı.
“Yunan mucizesi”nin doğumundan asırlar önce Suriye’de ve Mezopotamya’da önemli kararların belirli danışma meclislerinde alındığı biliniyor. Yine de hem demokrasiyi sistemleştirenler hem de demokrasinin sistematik eleştirisini ilk defa yapanlar, bildiğimiz kadarıyla, Yunanlardı.
Platon ve Aristoteles başta olmak üzere Grek filozofları demokrasiyi bizim gibi “en mükemmel yönetim sistemi” olarak görmüyorlardı. Demokrasi ciddi riskler barındıran bir sistemdi. O dönemde henüz denge-denetleme, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü gibi mekanizmalar ortada olmadığından Yunan demokrasilerinde en büyük korku seçilmiş yöneticilerin monarka dönüşmesiydi. (Bugün var olan “denge-denetleme, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü gibi mekanizmalar” demokrasi adına ne ölçüde güvence teşkil ediyor, o da ayrı mesele…)
Hem sıradan vatandaşlar hem de toplumun seçkinleri bu konuda fazlasıyla duyarlıydı. Bu tehlike karşısında birtakım önlemler de geliştirmişlerdi. Söz gelimi Atina şehir devletinde çok güçlenip potansiyel bir tehdit oluşturduğu düşünülen kişilerin 10 yıl süreyle şehirden sürülmesi uygulamasına “ostrakismos” deniyordu.
Bu amaçla yılda bir gün şehir meydanında oy kullanmak üzere toplanan vatandaşlar istedikleri isimleri kırık çömlek parçalarına (ostraka) yazdıkları için uygulama böyle adlandırılıyordu.
Üç beş oyla sürgün kararı verilmiyordu tabii. Bir kişinin şehirden sürülmesi için en az 6 bin vatandaşın oy kullanması gerekiyordu. (O dönemin Atina’sında oy kullanma hakkına sahip olan yetişkin erkek vatandaşların sayısı 40 bin civarındaydı.)
Plutarkhos’un aktardığına göre, böyle bir oylama sırasında, okuma yazma bilmeyen “hırpani kılıklı” bir Atina vatandaşı elindeki çömlek parçasını meydandaki birine uzatır ve üzerine “Aristides” yazmasını ister. Ne var ki adamın çömlek parçasını uzattığı kişi Aristides’in ta kendisidir.
Dürüstlüğüyle tanındığı için Adil Aristides denilen ünlü devlet adamı hiç renk vermez ve sorar: “Aristides’in sana ne kötülüğü dokundu ki sürülmesini istiyorsun?”
Köylü cevap verir: “Hiçbir kötülüğünü görmedim, zaten kim olduğunu bile bilmiyorum ama nereye gitsem herkesin ‘Adil Aristides, Adil Aristides’ diye herifi övüp durmasından bıktım!”
Aristides ses çıkarmadan çömleğe kendi adını yazar ve köylüye geri verir. Oylama neticesinde de şehirden kovulur.
“Demek ki Adil Aristides’in adını duymaktan bıkanlar az değilmiş” diyeceksiniz… Aslında oylamanın sonucu üzerinde -Themistokles başta olmak üzere- siyasi rakiplerinin yaydığı “Kral olmaya hazırlanıyor, ölene kadar başta kalmak istiyor” şeklindeki söylentiler etkili olmuş görünüyor. Ne var ki bu bilgiyi bize aktaran Plutarkhos’a sorarsanız, Atina halkının kendilerinden üstün birinin ulaştığı şöhret ve itibar karşısında duyduğu kıskançlıktır asıl sebep.
Elbette böylesi ciddi bir iktidar değişikliğini yalnızca kıskançlığa bağlamak pek akla uygun görünmüyor. O günkü toplumda yönetimden duyulan memnuniyetsizliğin daha somut gerekçeleri olmalı.
En az altı bin kişi tarafından çömlek parçaları üzerine adı yazılan Adil Aristides, anlaşıldığına göre, kendisine halkın verdiği yöneticilik görevini tanrısal bir misyon olarak görme eğilimindedir. Bu da tarihin her döneminde her yerde rastlanan bir şey.
Plutarkhos’un anlatımıyla, “Aristides şehirden ayrılırken ellerini gökyüzüne kaldırarak, Atinalıların bir daha kendisine ihtiyaç duymamaları için dua etti.”
Ancak, anlaşılan, duası kabul edilmemiştir. Sürgününün üzerinden daha üç yıl geçmeden Pers Kralı Kserkses devasa bir orduyla Yunanistan’a yürür. Şehirler tek tek düşmektedir. Atina büyük bir tehlike altındadır.
Bunun üzerine, Aristides’in sürgüne gönderilmesinde büyük rol oynayan Themistokles, askeri yeteneğine ihtiyaç duyduğu eski “Arkhon”un geri çağrılması yönünde bir karar çıkartır. Aristides derhal Atina’ya döner, Themistokles ile omuz omuza vererek Salamis Deniz Savaşı’nda Perslerin bozguna uğratılmasında hayati bir rol oynar. (12 yaşında tahta çıkan Fatih Sultan Mehmed’in babası II. Murat’ı geri çağırması hadisesini andıran bir anekdot.)
Burada ülkelerinin içine düştüğü zor bir durum karşısında kişisel rekabetlerini bir yana bırakarak vatanseverce bir tavır gösteren siyasetçiler görüyoruz. Üstelik de büyük başarı kazanıyorlar, ülkelerini işgalden ve yok olmaktan kurtarıyorlar. Toplumun el üstünde tutması gereken iki lider. Ama el üstünde tutulmuyorlar.
Zaferin mimarlarından biri olan Aristides’in sürgünden dönmek dışında kişisel bir ödülü olmamıştır. Themistokles ise birkaç yıl sonra “ostrakismos” oylamasıyla sürgüne gönderilecektir.
Acaba bu tuhaflığın da gerekçesi “Atina halkının kendilerinden üstün birinin ulaştığı şöhret ve itibar karşısında duyduğu kıskançlık” olabilir mi?
Bu bilmeceyi çözmek için Aristoteles’te bir ipucu buluyoruz. “Atinalıların Devleti”nde Atina demokrasisini kuran veya ileriye taşıyan büyük liderleri sayarken, filozofumuz bu isimleri iki ayrı kategoriye yerleştirir:
Halkın önderleri ve varlıklı/soylu kesimin temsilcileri… Themistokles’i halkın, Aristides’i ise seçkinlerin siyasi temsilcisi olarak zikreder.
Öyleyse eski Yunan sitesindeki siyasi mücadelelerde ve dolayısıyla gerçekleşen iktidar değişimlerinde bıkkınlık veya kıskançlık gibi duygular değil, belki bu duygulara yansıyan, farklı toplum kesimlerinin kendi özgül çıkar veya tehdit algıları rol oynuyor olmalıdır.
Tıpkı bugünkü gibi…
--------------------------------------
* Yazıda Themistokles ve Aristides hakkında aktarılan anekdotların ve alıntıların kaynağı: Plutarkhos’un “Hayatlar”ında yer alan Aristides biyografisinin 17. yüzyılda ünlü İngiliz şair ve oyun yazarı John Dryden tarafından yap(tır)ılan çevirisi. Tam metni şurada: https://classics.mit.edu/Plutarch/aristide.html
* Aristoteles’in “Atinalıların Devleti”ni kitaplığımda bulamadığım için, ona da şu adresten ulaştım: https://www.gutenberg.org/files/26095/26095-h/26095-h.htm
