Avrupa ve Ukrayna’daki savaş

Rusya’nın Ukrayna’yı kışkırtılmamış bir şekilde tam kapsamlı işgalinin üzerinden dört buçuk yıl geçti ve savaşın sona ereceğine dair hâlâ bir işaret yok. Başlangıçta birkaç gün, en fazla birkaç hafta içinde sona ereceği düşünülen “özel operasyon”, giderek sonu görünmeyen bir yıpratma savaşına dönüştü.

Savaşın başında başta ABD ve Avrupalı NATO müttefikleri olmak üzere Batılı ülkeler Ukrayna’ya destek konusunda ortak bir cephe oluşturdu. Ancak Donald Trump’ın ABD başkanı olarak yeniden seçilmesinin ardından siyasi tablo dramatik biçimde kötüleşti. ABD artık küresel bir lider ya da sorumlu bir güç gibi davranmıyor. Trump yönetimi NATO’dan veya Ukrayna’yı destekleyen koalisyondan resmen çekildiğini açıklamasa da sürece katılımını önemli ölçüde azalttı ve Avrupa kıtasındaki askeri varlığını ciddi biçimde azaltacağını duyurdu.

Neyse ki Avrupa’daki NATO üyeleri ortaya çıkan boşluğu doldurmak için devreye girdi ve Ukrayna ile “dayanışma”larını yeniden teyit etti. Bunun yanı sıra, başta Ukrayna’nın kendi geliştirdiği insansız hava aracı ve füze teknolojilerindeki ilerlemeler sayesinde savaş alanındaki gücünün artması ve ABD’nin uydu verilerini sağlamaya devam etmesi, savaşın seyrini değiştirmesine olanak tanıdı.

Ancak Kremlin, Batı Avrupa’nın Ukrayna’ya sağladığı desteğin önemini fark etti ve bu desteği hibrit savaş yöntemleriyle sekteye uğratmaya çalışıyor. Rusya, Avrupa’daki seçim sonuçlarını etkilemeye çalışmanın yanı sıra tedarik zincirinin kilit noktalarına gizli saldırılar düzenliyor. Bu nedenle Avrupa, Rusya’nın savaş alanında ne kadar az ilerleme kaydederse Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ülke içindeki siyasi sorunlarının o kadar büyüyeceğini ve Rusya’nın savaşı Avrupa’ya yayma çabalarının o kadar artacağını varsaymak zorunda.

Sadece son birkaç haftada, Fransız-Alman şirketi KNDS’ye ait İtalya’daki bir silah fabrikasında meydana gelen ve neredeyse kesin olarak sabotaj eylemi olduğu düşünülen patlama ve yangına tanık olduk. Kısa süre sonra Leipzig Havalimanı’nda park halindeki bir Antonov nakliye uçağına insansız hava aracıyla saldırı girişiminde bulunuldu. Neyse ki teknik bir arıza ikinci saldırının başarısız olmasına yol açtı; bu, tamamen şans eseri gerçekleşen bir kurtuluştu.

Dikkat çekici olan, bu olayların ABD’nin bir süper güç olarak zayıflığının herkes tarafından görünür hale geldiği bir dönemde yaşanması. Trump, İran’a karşı kendi seçtiği savaşını fiilen kaybetti ve şimdi ABD’nin mühimmat ve füze stoklarının hızla tükendiğine ilişkin haberleri çaresizce geri püskürtmeye çalışıyor. Bu yalnızca bir tesadüf mü, yoksa Ukrayna ve İran’daki savaşlar arasında giderek derinleşen bir yakınlaşmanın, dolayısıyla küresel liderlik için yürütülen örtülü bir mücadelenin işareti mi?

Her durumda Avrupa, yalnızca daha sık yaşanabilecek Rus hibrit saldırılarına değil, İran’dan gelebilecek olası tehditlere de hazırlıklı olmak zorunda. İran, ABD ile topyekûn çatışmaların yeniden başlaması halinde Avrupa’daki hedefleri vurabileceğinin sinyalini şimdiden verdi. Bu durum, savaşlardan yorgun düşmüş eski Avrupa’nın kendi kıtasından ve çevresinden kaynaklanan yeni gerçekliklere ve tehlikelere çok hızlı biçimde uyum sağlamasını gerektiriyor. Ancak Avrupa aynı zamanda Trump döneminde ABD’nin küresel gücündeki gerilemeyle de yüzleşmek zorunda. Bu değişim, diğer tüm gelişmelerden daha fazla olmak üzere, Avrupa’nın küresel stratejik konumunu kökten değiştiriyor. Bunun Avrupa’nın güvenliği, enerji ve hammadde tedariki ile ticari çıkarları açısından kapsamlı sonuçları olacak.

Avrupalılar hiçbir yanılsamaya kapılmamalı. Bir dünya düzeninden diğerine geçiş döneminde belirleyici olan jeopolitiktir. Ancak Avrupa’nın küresel güç olma iddiası hâlâ bir gerçeklikten çok bir temenni niteliğinde. Biz, yalnızca bir avuç “orta güçten” oluşan, çoğu ekonomik ve siyasi açıdan kötü durumda bulunan, egemen devletlerin oluşturduğu tamamlanmamış bir ittifakız. Daha da kötüsü, karşı karşıya olduğu tüm tehditlere rağmen Avrupa, jeopolitik konumunu güçlendirmek için gereken ortak siyasi iradeden ve karar alma mekanizmalarından yoksun.

Almanya ve Fransa, liderlikleri hâlâ vazgeçilmez olan bu iki orta güç, Avrupa projesini tamamlamak için gerekli adımları birlikte atmak yerine birbirleriyle tartışmaya ve birbirlerine güvenmemeye devam ettikleri sürece, Avrupa’nın ABD’den teknolojik ve stratejik özerklik hedefi ulaşılmaz kalacak.

Eski Avrupa ulus-devleti modeline veya geçmişteki ihtişamın nostaljik hayallerine sarılmak müze rehberlerinin işidir. Avrupa yalnızca küçük devletler ve orta güçlerden oluşan bir topluluk olarak kalırsa, yaşanan derin jeopolitik ve tarihsel değişim dönemi aynı zamanda Avrupa’nın dünya sahnesindeki rolünün de sonunu getirecek. “Avrupa egemenliği” kulağa hoş gelen bir ifade, ancak Avrupalılar arasındaki bölünmüşlük göz önüne alındığında bunun bir başka hayale dönüşme riski var. Temennilerle “egemenlik” kurulmaz.

Putin bunun fazlasıyla farkında ve biz Avrupalıların şimdi muhatap olmak zorunda olduğu kişi de o.

*Joschka Fischer, 1998-2005 yılları arasında Almanya Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. Yaklaşık 20 yıl boyunca Alman Yeşiller Partisi’nin liderleri arasında yer aldı.

©Project Syndicate

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.