Muhafazakâr iktidar ve cemaat operasyonları

Bu makaleyi dinle

00:00
00:00

Parti ve Cemaat” meselesini 1995’li yıllarda Yeni Şafak’ta yazmıştım. O günlerde Erbakan Hoca ve Refah Partisi yükseliş halindeydi. Milli Gazete’de cemaat liderleri ile mülâkatlar yapılıyor ve “Şeyhlerin Erbakan Hoca’ya biat etmeleri” seslendiriliyordu. Erbakan Hoca “Cihad Emiri” idi çünkü.

Bu yanlış” diye yazdım. Cemaatlerin siyasete eklemlenmesinin, bu yapıların “kişilik inşası” noktasındaki misyonlarını ortadan kaldıracağını ifade ettim. Refah camiasından tepki aldım.

2002 yılında 1 Kasım seçimlerine gidiliyor. Süleyman Efendi camiasının “Hocası” Süleyman Efendi’nin torunu Ahmet Denizolgun, Mesut Yılmaz’ın ANAP’ından Antalya’dan aday gösterilmiş.

Aynı süreçte, işe bakın ki, Süleyman Efendi’nin diğer torunu Mehmet Denizolgun da Ak Parti’den aday gösterilmiş.

Cemaat ne yapsın?

Ahmet Denizolgun tarafı cemaati ANAP için seferber ediyor. Mesut Yılmaz’ın Antalya mitingine Türkiye’nin dört bir tarafından, meselâ Edirne’den otobüslerle adam taşınıyor. Kadınlar da var bunlar arasında. Öyle ki Antalya mitinginde başörtülü kadınların çokluğu Mesut Yılmaz’ı bile hayrete düşürüyor.

O zaman yine Yeni Şafak’ta yazdım, “Yapmayın bunu, dedim, cemaate samimiyetle bağlı bu sade insanları böyle siyasi hesaplar için kullanmayın.”

Ak Parti 1 Kasım seçimlerinden mutlak iktidar olarak çıktı ve 24 yıllık iktidarı başladı.

O zamandan bu zamana kadar da Ak Parti ile Süleymancılar arasındaki gerilim devam etti.

Sonraki zamanlarda Süleymancılar ve kendisi partileşen Haydar Baş dışındaki tüm cemaatler – tarikatler ise, Ak Parti’nin yanında yer aldılar.

İslâmî STK’ler” aynı şekilde Ak Parti yanında siyasi pozisyon aldılar. Bir ara İLEM adına “İslâmî STK’ların siyasileşmesi” konusunda bir araştırma yapıldı. Araştırma “siyasileşmenin islamî STK’ların misyonunu zayıflattığını” ortaya koydu. Ben o ara, yine yazdım bu “Parti ve cemaat” ilişkisindeki sıkıntılı durumu. O dönem, cemaatlerin iktidar partisi ile bütünleşiyor görüntüsü, bu yapıların islâmî misyonlarını geri plana itiyor, insanların İslâm’la ilişkisi “parti ile ilişkisinin var olup olmamasını”na göre belirlenir hale geliyordu. O günlerde “Türkiye’de Müslümanlık oranını yüzde 50 artı 1’e indirmeyin” uyarısını yaptım. Ak Parti iktidardı ve ona bir taban lâzımdı. Ak Parti yola Refah’tan farklı olarak, Refah’ta en fazla yüzde 20’ye çıkabilen toplumsal tabanı yüzde 34’lere ulaştıracak bir açılım ile çıktı. Zamanla bu rakam yüzde 49’lara ulaşacaktı.

Cemaatler – Tarikatler bütün bu 25 yıl içinde Ak Parti’nin kemik tabanı oldu, denebilir. Ak Parti, kurulu düzenin riskli yapısı içinde bu kemik tabanın desteğini ihmal edemezdi.

O yüzden Parti bu tabanın beklentilerini, hassasiyetlerini dikkate aldı, Tarikat ve Cemaatler de “Devlet”ten beklentilerini Ak Parti üzerinden gerçekleştirmeye çalıştılar.

Bu arada “Gülen Cemaati” ile ilişki, bir yandan çok derinlere gitti diğer yandan da zehirli bir nitelik kazandı. Cemaat Camia oldu, Camia iktidarla hesaplaşmaya girdi ve sonunda “Hizmet hareketi” diye başlayan yolculuk Milli Güvenlik Kurulu’ndan çıkan “FETÖ” tanımlaması ile bitti. İşin içine bir de “Darbe girişimi” dahil olacaktı.

Hatırlıyorum, Gaziantep’te beni davet eden ve “Artık Erdoğan’a beddua ediyoruz” diyen Cemaat ileri gelenlerine “Bunu yapmayın, dua edin iyiliği için” demiştim. Artık o merhalenin çoktan geçildiğini sonraları fark edecektim.

Geride belki milyonları kapsayan perişanlıklar kaldı.

İbadet, Ticaret, İhanet katmanlarına işaret edilmişti Devlet’in tepesinden… “At izi it izine karışacaktı” süreç içinde “Kurunun yanında yaş da yanacaktı” yine Devlet’ten birilerinin ifadesiyle… Olağanüstü durumlarda kimin başına ne geleceği bilinmezdi.

Süleyman Hilmi Tunahan’ın, dönemin Kur’an kuşatmasını aşmak için İstanbul – Ankara tren yolculuğunda Kur’an öğreterek başlattığı hareket yıllar içinde çok büyüdü. Türkiye içinde – dışında büyüdü.

Kendi içinde ayrıştı. Siyasetle ilişki bu ayrışmayı büyüttü. Çeyrek asırdır iktidarda olan bir partiye, Ak Parti’ye muhalif tavır her cemaat için kolay olmazdı, bunlar için de zor oldu.

Parti, epey bir zamandır bu Yapı’nın bir tarafıyla irtibatlı. Son operasyonlarda da o bir tarafın etkili olduğu anlaşılıyor.

Operasyonu yürütenler, bu işin “Dini alan”a yönelik olmadığını ısrarla ifade ediyorlar. Bu ısrar, belli ki, “muhafazakâr” bir iktidar döneminde “dindarlar”a baskı yapıldığı imajını silme amacı taşıyor.

Ama bu işler şişede durduğu gibi durmaz genellikle. Operasyonun medya ayağına bakıldığında, bizdeki klasiğin değişmediği, masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı gibi hususların medya dilinde berhava olduğu gözleniyor.

Öte yandan kulislerde tedavül edip de Bülent Arınç’ın kamuoyuna taşıdığı “Süleymancılar Ak Parti’yi destekleseydi başlarına bu gelir miydi?” sorusu da kayıtlara geçiyor.

Bu operasyonlar Süleymancılara ne yapacak?

Ak Parti iktidarının “Gülen yapısı” ile nerede ise 2012 yılından bu yana içerde – dışarda yürüttüğü mücadele sürüyor.

Şimdi Süleymancılarla içerde – dışarda bir mücadelenin kapısı açılmış bulunuyor. Binlerce Kur’an Kursu, Yurt, okul vs… bir gruptan alınıp diğerine mi verilecek, yoksa içerde ve dışarda, her bir yurda - kursa operasyonlar yapılıp yakalama, gözaltı, tutuklama, itirafçılık vs… haberlerine mi tanık olacağız?

Türkiye, “Dine mesafeli” yönetimler döneminde operasyonlar yaşadı, şimdi “muhafazakâr” yönetim döneminde çok daha kapsamlı operasyonlara tanık oluyor. “Muhafazakâr siyaset”in ya da “Dini Cemaat ve tarikatlerin siyasetle ilişkisi”nin geleceği alan bu muydu?

YORUMLAR (14)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.