Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Her gönül bir yük taşır, bir yolda yürür.
Bazı yollar kalbin içine basar. O yollar bir yüreğin, bir ömrün sızısıdır.
Ayrılık, yoksulluk ve ölüm…
Karacaoğlan (1606-1679) böyle bir yolcudur. Toroslardan yüzyılları aşarak gelen bir ses…
Bir ömür boyu yürür. Azığı türküdür, menzili gönüllerdir.
“Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeye dermanım mı var”
Yaşamak bir emanettir, yükü derindir.
“Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm”
Ayrılık, yoksulluk, ölüm…
Üç büyük dert. Bir tek dizede, bir tek gönülde buluşur.
İnsanın bu dünyadaki yürüyüşü böyledir. Kimi zaman bir ayrılığın ardından, kimi zaman bir yoksulluğun içinden, kimi zaman da ölümün gölgesinde geçer.
Karacaoğlan’ın türküsü yüzyıllardır söylenir.
Gönülden gönle…
O yürüyüşte eksilmeyen üç yol arkadaşı vardır:
Ayrılık, yoksulluk ve ölüm.
