İlkinde olduğu gibi ikinci başkanlık döneminde de aldığı her karar, attığı her adım küresel bir krizin fitilini ateşleyen ABD Başkanı Trump, ocak ayında Venezuela’ya müdahale etti. Bir askeri operasyonla Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini kelepçeleterek New York’taki bir hapishaneye koydu. Dünyada ‘devlet zorbalığı’na emsal olan olayın şoku atlatılmadan Trump ‘haydutluk’ diye nitelendirilen bir hamle daha yaptı. Kendi kontrolündeki Venezuela yönetimi ile ülkedeki petrol rezervlerinin beşte birinden fazlasını kontrol etmelerini sağlayacak anlaşma yaptığını söyledi.
NE HUKUKİ DAYANAĞI NE EMSALİ BULUNUYOR
Ne ABD tarihinde ne de uluslararası hukukta örneği bulunan anlaşma ile Washington, ülkenin toplam petrol rezervinin yüzde 21.5’ini ve üretimin de 55’ini kontrol edecek. 65 milyar varile denk gelen kaynak ABD’nin toplam petrol rezervinden bile fazla. Ancak anlaşmanın hukuki dayanağı yok. Washington merkezli küresel enerji danışmanlığı şirketi Goldwyn Global Strategies Başkanı David Goldwyn ‘Anlaşmanın Venezuela anayasası ve yeni hidrokarbon yasası kapsamında hukuki bir dayanağının olup olmadığı belirsiz. ABD’nin tarihinde böyle bir anlaşmanın emsali yok’ dedi.
KORSANLIK MAHKEMESİNİ GERİ GETİRİYOR
ABD hükümeti, İran’a ait petrol tankerlerinin ‘ABD ganimeti’ şeklinde görülmesi amacıyla ‘Deniz Ganimetleri Mahkemeleri’ni yeniden devreye sokmaya hazırlanıyor. Plana göre federal savcılar, düşman ya da tarafsız ülkelere ait gemilerden el konulan petrol ve diğer yüklerin ABD mülkiyetine geçirilmesi için daha hızlı bir yola izleyecek. 18. ve 19. yüzyıllardaki deniz savaşlarında düzenli olarak kullanılan Ganimet Mahkemeleri, 1898’deki İspanya-Amerika Savaşı’ndan sonra devre dışı kalmıştı.

ÖNCE DARBE SONRA YAĞMA
Ocak ayında Devlet Başkanı Maduro’yu operasyonla kaçıran Trump yönetimi, Venezuela’nın 65 milyar varillik dev petrol rezervinin kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu. Kendi rezervine denk büyüklükteki kaynağa el koyan Washington’ın bu hamlesi, muhalifler tarafından “açık bir haydutluk” olarak nitelendirildi.
Ocak ayında düzenlediği baskınla Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu alıkoyarak Washington’a getiren ABD yönetimi, Güney Amerika ülkesine yönelik operasyonunun asıl hedefini resmen ilan etti. ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodríguez ile varılan anlaşma kapsamında, ülkenin 65 milyar varili aşkın kanıtlanmış petrol rezervinin çoğunluk kontrolünü ABD’nin devraldığını açıkladı.
Dünyanın en büyük petrol üreticisi olan ABD’nin kendi topraklarındaki tüm rezervlerine neredeyse denk olan bu devasa pay, modern tarihin en büyük kaynak transferlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Savunma Bakanı Pete Hegseth’in özel sektör ortaklığı adı altında yürüttüğü müzakerelerle imzalanan anlaşma, 17 stratejik petrol sahasının işletmesini ve ortak girişimin üretiminin yüzde 55’lik kontrolünü Washington’a bırakıyor.
Sosyal medya hesabından anlaşmayı duyuran Trump, “Amerikan vergi mükelleflerine tek bir kuruş maliyeti olmadan rezervlerimizi ikiye katladık” ifadeleriyle hamlesini savundu. Kasım ayındaki ara seçimler öncesi benzin fiyatlarını düşürme baskısı yaşayan ve İran savaşı nedeniyle Orta Doğu’dan kesilen petrol arzını ikame etmeye çalışan Beyaz Saray, anlaşmayı “tarihi bir zafer” olarak sundu. Ancak operasyonun perde arkası, sürecin emperyalist bir el koyma olduğunu gözler önüne seriyor.
Maduro’nun kaçırılmasının ardından benzer bir akıbete uğramaktan çekinen Rodríguez hükümetine baskı yapan ABD, meclisten enerji yasalarını hızla geçirtmişti. Böylece Hugo Chávez döneminde başlatılan ve petrolün millileştirilmesini öngören politikalar tamamen tersine çevrilerek başta Chevron olmak üzere Amerikan devlerinin önü açıldı. Anlaşma, Venezuela muhalefetinde ve uluslararası kamuoyunda çok sert tepkiyle karşılandı.
Washington’ın amacının hiçbir zaman demokrasi getirmek olmadığını belirten muhalif isimler, anlaşmayı “açık ve arsız bir kaynak gaspı” olarak tanımladı. Muhalif temsilciler, “Bu, yardım eden bir devlet değil; ganimete el koyan mafyatik bir güç tavrıdır” diyerek 303 milyar varille dünyanın en büyük rezervine sahip ülkenin kaynaklarının açıkça sömürüldüğünü vurguladı.
WASHİNGTON’DAN İRAN’DA ‘DENİZ GANİMETİ HUKUKU’
ABD Adalet Bakanlığı, İran’a yönelik deniz ablukasını sıkılaştırmak ve el konulan petrol tankerlerinin mülkiyetini hızla devralmak amacıyla yüzyıllık “deniz ganimeti mahkemelerini” yeniden devreye sokmaya hazırlanıyor. 1898’deki İspanya-Amerika Savaşı’ndan bu yana büyük ölçüde atıl kalan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tamamen terk edilen bu tarihi yargı mekanizması, operasyonların hukuki ayağını hızlandırmayı amaçlıyor.
Pentagon ile koordineli yürütülen plan doğrultusunda, askeri güç kullanılarak durdurulan gemilerdeki kargo ve petrol doğrudan ABD mülkiyetine geçirilecek. Houston Federal Savcısı Aaron Reitz, deniz hukukunun köklü bir kurumu olan ganimet mahkemelerinin yeniden faaliyete geçirildiğini doğruladı. Yeni sistemle birlikte, el konulan petrol satılarak elde edilen gelir doğrudan ABD Hazinesine aktarılacak ve Orta Doğu’daki askeri operasyonların maliyetini karşılamak için kullanılacak.
Uluslararası deniz hukukunda ciddi itirazlara yol açması beklenen hamle, Washington’ın nisan ayından bu yana durdurduğu İran bağlantılı gemiler üzerindeki geleneksel ve yavaş işleyen müsadere süreçlerini baypas etme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.
