Yeni nesil yazarlar yeni nesil romanlar

Yeni nesil yazarlar yeni nesil romanlar

Ülkemizde şiir hep vardı. Roman türünün ise Tanzimat Dönemi’yle başladığı genel olarak kabul edilen bir görüş. Cumhuriyet Dönemi’nde romanın yanı sıra hikâyecilik de yaygınlaştı. Artan okullaşma, gazetelerde tefrika romanların yayınlaması, yayınevleriyle, kitapçıların açılması gibi bu süreç çeşitli aşmalardan geçerek günümüze kadar geldi.

BESİM DALGIÇ

Cumhuriyet Dönemi başlangıcında roman yazarlığı sancılıydı. Osmanlı geleneğinden gelen birçok yazar uyum sağlamakta zorluk çektiler. Hatta bazıları dilde sadeleşme nedeniyle daha önce yazdıkları metinlerde değişikliğe gittiler. Milli ya da milliyetçi edebiyat, Türk-İslam sentezci edebiyat, köy enstitüleri ağırlıklı edebiyat, toplumcu gerçekçi edebiyat derken bu arada toplumda bariyerler oluştu. Körleştiren bir takım ideolojik kalıplar Nâzım Hikmet’e ya da bir takım başka ideolojik kalıplar da Peyami Safa’ya direnerek meseleyi edebiyat ölçütlerinden uzaklaştırmaları büyük bir sakatlıktı. Farklı görüşte bile olsalar Selahattin Hilav’la Hilmi Yavuz’un tartışmalarıyla gün ışığına çıkan Ahmet Hamdi Tanpınar büyük bir ihtimalle hâlâ Taner Ay’ın edebiyatımız da unutulanları ya da kadri bilinmeyenleri sınıfında kalacaktı.

Roman ya da hikâye ile birlikte edebiyat eleştirisinin de etkisi giderek arttı. Katılırsınız, katılmazsınız eleştiride her ne kadar nesnellik aransa da gerçekte eleştiri özneldir. Nurullah Ataç, Berna Moran, Fethi Naci, Mehmet Kaplan, Cemil Meriç, Akşit Göktürk gibi eleştirmenlerin yanına günümüzden Orhan Koçak, Nurdan Gürbilek’i de ekleyebiliriz. Selahattin Hilav’ın ‘Edebiyat Yazıları’ (YKY) ise gerçekten önemsenmeli. Ne yazık ki günümüzde tür neredeyse ortadan kalktı. Geçmiş zamanda birçok gazete kitap eki verirdi. Hâlâ da verenler var. Ama etkilerinin ne olduğunu bilmiyorum. Yeni kitaplar hakkında bilgi veren bu eklerin işlevi önemliydi. Kitap takibinin başka bir yolu da artık çoğu kapanan insanî boyuttaki kitapçılardı.

Peki günümüzde bu iş nasıl oluyor. Tabii ki internet üzerinden ya da eş dost tavsiyesiyle. Yeni yazarların işi günümüzde daha zor. Piyasacı yazarlar ile edebiyat simsarları onların önünde en büyük engel. Ama yine de bir yol açıyorlar kendilerine. İnternet önemli bir mecra. Kapitalist yayıncılar kadar güçleri olmayan yayınevlerinin de bu mecraları iyi kullandıklarını düşünüyorum. Kuşkusuz bunlar arasında köklü yayınevlerini de görüyoruz. Bariyer sorunu olamayan 80’li yıllarda doğan yazarlar artık edebiyatın dinamizmini yüklendiler. Çok çeşitli konularda, çok keyifli metinler yazıyorlar. Bazıları yazdıklarını internette, bazıları da bastırabildikleri kitaplar da yayınlıyorlar. Sanırım geniş bir okur kitleleleri de var. Bu anlamda biri 82’li, öbürü de 92 doğumlu iki yazardan iki roman var.

İlki tıp doktoru Ebuzer Kalender. ‘Kösadil Cumhuriyeti’ adlı roman Temmuz 2026 Vapur Yayınları’ndan çıktı. Roman Robert Musil’in ‘Niteliksiz Adam’ını anımsatıyor. ‘Köseadil Cumhuriyeti’de politik bir hiciv romanı. Psikiyatris Dr. Serpil Kale’nin şizofren oğlunun tedavisi için yaptığı bilimsel araştırmalar sonucunda ruhu bedenden ayırıp sadece ruhu tedavi ederek tekrar bedene yerleştirmenin metodunu bulmuş ancak tedavide başarılı olamamış. Ancak ruhun bedenden ayrılması giderek yaygınlaşmış. Körler, sağırlar, dilsizler adlı şehir devletlerinde yaşayanlar kendi yasalarına göre yaşarlarken tabii ki politikacılar kendi çıkarları uğruna aralarında anlaşarak ‘Kösadil Cumhuriyeti’ adlı bir konfederasyon kurup, yeni yasalarla dümenlerini devam ettiriyorlar. Romanın baş karakteri Sami bir yazar. Yeni çıkan soyadı yasası nedeniyle Duyar soyadını Duymaz’a çevirirken kardeşi Kani’nin bu duruma itiraz edip Sağırlar bölgesinden sürülüp ortadan kaybolması, ondan kalan mülkiyet nedeniyle baş ağrıtıcı ailevi sorunlarla uğraşması gibi bir dizi akla hayale gelmeyecek sorunlar bir türlü peşini bırakmıyor. Kitaptaki en eğlenceli kurgu, kargo şirketlerinin ruh teslimatı yapması, boşta kalan ruhların parklarda tasma takılarak sahiplerince dolaştırılması... Tanrı'da, Zebani'de tükenmez hırsları nedeniyle kendilerini çileden çıkartan insanlarla ilgilerini kesmesi... Bu nedenle boşta kalan ruhların meta hâline dönüşüp alınıp satılması ya da kiralanması... Daha ucuz diye merdiven altı ruh ticaretinin yasal olmayan yollardan yürütülmesi... Sigmund Freud ilâhi öğretinin tersine beden ile ruhu birbirine sıkı sıkıya bağlama tezi de böylece çöker. ‘Kösadil Cumhuriyeti’ sürprizlerle dolu politik, eğlendirici bir hiciv romanı. Ebuzer Kalender’in 2018 çıkan ‘Kukinler’ adlı kitap ise onun ilk romanı. 2020’de ‘Ceraim-46’ adlı polisiye romanını kardeşiyle birlikte yazmış. Ayrıca 2024 yılında yayınlanan ‘Düş Berberi’ adlı bir hikâye kitabı da var.

İkinci kitap ise Halil Ziya Doğruöz’ün Ötüken Neşriyat’tan çıkan ‘Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar’adlı roman. Ötüken Neşriyat genç yazarlara destek veren yayınevlerinden. Adnan İslamoğulları ‘Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar’ hakkında “Türk modernleşmesini ‘Amerikanvari’ bir mutfak açıklığı üzerinden eleştirirken, ‘vari’ eki, ne tam olan ne de kendisi kalabilen bir toplumsal kimliğin sembolüne dönüşüyor.” diye yazmış. Mutfak metaforu gerçekten de şehir insanını tek tipleştiren bir olgu. İlkel diye tanımlanan atalarımızdan miras mağaraların apartmanlardaki modern biçimi daireler, uluslararası firmaların ürettikleri, 1919 yılında mimar Walter Gropius tarafından Almanya Weimar şehrinde çığır açıcı bir sanat, tasarım ağırlıklı mimarlık okulu Bauhaus tarzı mobilyalarla döşenmiş⁹⁹, yatak odaları, mutfak ya da banyolar arsında her gün gidip gelen sıkışmış sorunlarla debelenen, açmazlarla dolu bireyler. Tek tip modernleşmenin dayattığı Orwell’in ‘1984’ romanını başka tür yansıması sayılabilecek ille de mutlu olunacak talimatını yayınlayan televizyonlar, bilgisayarlar, cep telefonları... Gönüllü olarak izlenen tartışma programlarıyla, aralarda gösterilen reklamlarla dayatılan bir hayat biçimi. İnternet sitelerinden her ihtiyacın ayağına kadar geldiği, bütün alışverişlerin bu kanal üzerinden yapıldığı, paranın yerini kredi kartlarının aldığı, yıpratıcı savaşların devam ettiği bir dünya... Mutluluk için daha ne istenir? Her şey evin içinde. Yeni çalışma düzeniyle iş yerlerinin bile işlevi kalmamış. Ancak gerçekte insanoğlu böylesine hayat tarzından sıkılır. Mutsuz olamayı bile özleyecek noktaya gelebilir. Romandaki karakterlerden Meryem’in “Tanrı insanda sence neyi eksik bıraktı?” sorusuna verilen cevap “Kalp”ti. Ancak kalp üstüne bir uyarı konulmadığından en kolay kırılan yeriydi. Halil Ziya Doğruöz ‘Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar’ romanında varoluşçuluk tuzağına düşmeden modern hayatın fark edilmeden dayattığı açmazların bireyler üzerindeki etkisiyle hafiften dalga geçerek farklı bir bakış sunuyor. Halil Ziya Doğruöz ‘Müzmin Susuzluk’ (2023) XIX. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Ödülü ile ESKADER Hikâye Ödüllerini almış. Hülasa yine Adnan İslamoğulları’ndan bir alıntıyla bitirelim. “Halil Ziya Doğruöz ismini not edin, Türk edebiyatının geleceğine çok değerli eserler üretecek…”

‘Kösadil Cumhuriyeti’ romanı 113, ‘Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar’ ise 112 sayfa. İkisi de kısa sayılabilecek kitap. Ancak buradaki kıstas sayfa sayısı mı? Olay örgüsüyle, yazım tekniğinde bir aksaklık olmaması bence yeterli. Yayınlanan bu kitapların gerçekte ne kadarı okunuyor? Bu anlamda yazmak, yayınlamak kadar okur sayısının artması da çok önemli.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN