Kitap toplatmak!
Tarihteki kara sayfalardan biridir; siyasi ya da ideolojik sebeplerle kitap toplatmak, yasak listeleri yayınlamak…
Ekrem İmamoğlu’nun duruşmalarda yaptırılmayan savunması, “Millet Şahidimdir” adıyla kitap olarak baskı halindeyken Sulh Ceza hakimliğinin kararıyla toplatıldı, basımı, dağıtımı yasaklandı.
Demokrasiler tarihinde 1945 öncesinde kalmıştı; bizde son örneği, 2011’de Ahmet Şık’ın “İmam Ordusu” adlı kitabının toplatılmasıydı. Kararı FETÖ’cü hakimler vermişti…
Mefhum-ı muhalifinden, Türk Ceza Kanunu’nu ve Basın Kanunu’nu “kullanarak” kitap toplatma usulünü göstermişlerdi!
Olay, 4 Haziran1933’te Kazım Karabekir Paşa’nın “İstiklal Harbimizin Esasları” adlı kitabının, matbaadayken toplatılıp yakılmasını andırıyor. Yarın yazacağım.
GEREKÇESİ NE?
İmamoğlu’nun kitabı için toplatma kararı veren, Sulh Ceza Hakimliğidir. 2014’te kurulan Sulh Ceza hakimliği sistemi, Sami Selçuk ve Kemal Gözler gibi hukukçular tarafından çok yanlış bulunmuş, eleştirilmişti.
Hakim, gerekçesinde, İmamoğlu’nun kitabında “"Cumhurbaşkanına, Yargı Teşkilatına, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine ve kamu görevlilerine yönelik aşağılayıcı ve küçük düşürücü nitelikte" ifadeler bulunduğunu söylüyor…
Fakat bunlar varsa bile toplatma gerekçesi olamaz.
Hakim bunu bildiği için, bu tür ifadelerin, toplumda “ayrışma ve gerilimi artırabileceğini” ve "kamu düzenini bozabilecek ve suç işlenmesine elverişli bir ortamın oluşmasına neden olabilecek mahiyette" olduğunu söylüyor.
Hukuki sorun buradadır: Evvela bu hükme varmak için “açık ve yakın tehlike” olması lazım. Karar verebilmek için “açık ve yakın tehlike”nin emarelerini anlatması lazımdı.
Cumhurbaşkanının da muhalefet hakkında neler söylediğini hatırlarsak, maalesef kutuplaşmış bir toplumuz ama çok şükür “kamu düzeninin bozulmasına” yol açacak bir “açık ve yakın tehlike” yoktur. Var sayılıyorsa, gerekçede gösterilmeliydi.
KANUN NE DİYOR?
AİHM ve AYM kararlarında belirtildiği gibi kanunlarda yazılı sebepleri sıralayıp karar vermek yanlıştır. O sebeplerle olay ve kişi arasındaki bağın neler olduğunun da gösterilmesi şarttır.
Mesela… “Kaçma ihtimaline binaen tutuklanmasına…”
Adam kendisi gelip teslim olmuş, “kaçma ihtimalini” nasıl keşfettin, gerekçede anlatacaksın.
Mehmet Uçum niye AİHM’ye saldırıyor? Siyasi davalarda Mahkemeler niye AYM kararlarını uygulamıyor? Çağımızdaki içeriğiyle “Adil yargılanma hakkı” içtihatları bize bu iki kapıdan geldi de ondan!
Prof. İzzet Özgenç X’ten yaptığı açıklamada kitap toplatmanın kanuni sebeplerini sıraladı: Suç işlemeye tahrik, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, anayasayı ihlal suçuna tahrik, hayat sağlık ve mal bakımından halkı endişe ve panik yaratma amacıyla tehdit, kanuna ve emirlere uymamaya tahrik, terör propagandası…
Prof. Özgenç. Şöyle devam ediyor:
“Verilen kararda, toplatılan, basım ve yayını durdurulan kitap içeriğinde bu suçlardan hangisinin işlenmekte olduğunun, somut dayanak noktalarına yani kullanılan ifadelere işaret edilerek, açıkça gösterilmesi gerekir… kararda bu somut belirlemeler yapılmamıştır.” (28 Ağustos 2026)
Böyle sadece kanundaki suç adlarını sayıp bunların kişinin fiilleriyle ilgisini belirtmemek gerekçe yazmamak demektir. Yargıtay’a göre “yeterli ve geçerli gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi keyfiliğe yol açar.” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu K: 2019/103)
YARGININ TARAFSIZLIĞI
Bütün mesele bu… Bu yüzden, ceza ve usul kanunlarının maddelerini sıralayıp tutuklama, kitap toplatma veya mahkûmiyet kararı vermek kolay! Çünkü hukukun en temel kavramlarından “delil”, “illiyet” ve “gerekçe” kavramları bizim mevzuatımızda vardır fakat zihinlerimizde pek cılızdır. Bu yüzden öteden beri muktedirlerin yargıyı araçsallaştırması önlenemiyor.
İşte 28 Şubat’ta kendimi kendilerinden saydığım muhafazakarların haklarını hangi hukuki gerekçelerle savunmuşsam, bugün de otoriter muhafazakâr iktidar karşısında aynı gerekçelerle mağdurların haklarını savunuyorum.
Adalet tarihimizde onurlu bir yere sahip olan eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, 28 Şubat döneminde yargının, kanundaki “halkı düşmanlığa tahrik” suçunu geniş yorumlayarak mülga 168. madde yerine kullanılmasını eleştirmiş, ben de bunu Milliyet’teki köşemde yazmıştım. (Milliyet, 14 Mart 2000)
Bugün de muhafazakâr iktidar, kanundaki kavramları geniş yorumlattırarak muhalifler üzerinde ağır baskılar uyguluyor.
Hukuk siyasetten üstün, yargı evrensel tanımıyla bağımsız ve tarafsız olana kadar böyle sorunları yaşayacağız maalesef.
