Hiçbir şey olmayacaksa bile kesinlikle bir şeyler oldu…
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının eski Ankara belediye başkanı Melih Gökçek hakkında “yurtdışındaki şirketlere para aktarıp aktarmadığına dair maddi gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla” hem de “resen soruşturma” başlatması olağanüstü bir gelişmedir.
Olağanüstü bir gelişme diyorum çünkü, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı her ne kadar soruşturmanın “resen” başlatıldığını açıklasa da ülkemizin mevcut siyasi ve hukuki ikliminde, hem de iktidarın bu kadar güçlü ve sembolik bir ismi hakkında savcılığın kendiliğinden harekete geçtiğine inanmak hiç de kolay değil.
Elbette gazeteci Murat Ağırel’in Melih Gökçek ve ailesi hakkında gündeme getirdiği iddialar, görmezden gelinecek, geçiştirilecek ya da savcılığın sümenaltı edebileceği türden iddialar değil.
Melih Gökçek, oğlu Ahmet Gökçek ve eşi Hülya Gökçek 30 Ağustos 2022 tarihinde Almanya’nın Köln kentinde ‘HAMAG’ isimli bir şirket kurmuşlar, şirket daha sonra Düsseldorf’a taşınmış.
“Ne var bunda, bir iş insanının yabancı bir ülkede şirket kurmasının, yatırım yapmasının neresi anormal?” diyebilirsiniz. Haklısınız da…
Biz nasıl yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesini, burada şirket kurmasını ve yatırım yapmasını istiyorsak, başka ülkeler de yabancı yatırımcıların kendi ekonomilerine sermaye getirmesini ister. Dolayısıyla sermayenin ülke sınırlarını aşması, yerli girişimcilerimizin başka bir ülkede şirket kurması ya da yatırım yapması tek başına ne anormaldir ne de olağandışı bir durumdur.
Anormal olan o şirketin hangi sermayeyle kurulduğu, hangi yollarla para aktarıldığıdır.
Nitekim Ağırel’in aktardığına göre şirket 30 bin Avro sermaye ile kurulmuş, sermayenin ilk başta 15 bin Avro’su önenmiş, diğer kısmı ödenmemiş, hatta ödensin diye çağrı yapılmış. Buraya kadar olağandışı hiçbir şey yok. İlk yılında şirket durağan, aktif değil, sıfır çalışanı var, sıfır da cirosu.
2023 yılında şirketin gayrimenkul varlığı sıfır ama şirkete para akışı başlıyor. Bir yıl sonra tablo birden değişiyor ve 2024 yılında şirket bir anda yaklaşık 3 milyon 857 bin Avroluk gayrimenkul varlığına ulaşıyor.
Olabilir; bütün bunlar tek başına bir suç teşkil etmez. Nitekim Murat Ağırel’de haberinde, 30 bin avro sermayeyle kurulan bir şirketin iki yıl içerisinde 3,86 milyon avro değerinde taşınmaz edinmesinin tek başına suç teşkil etmeyeceğinin özellikle altını çiziyor.
Bu arada Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Velbert kentinde 6 bin 524 metrekare kiralanabilir alana sahip olan Thomascarree isimli bir ticari kompleks alma işine girişmişler. Bir bina satın almışlar, 15 daire iki dükkan ve yurt yapılmış, içine epeyce paralar harcanmış.
Yine Lüksemburg’da 180 milyon Avro’ya Massen isimli bir alışveriş merkezini satın almak istemişler ama sonra ne olmuşsa vazgeçmişler.
Hikaye epeyce ilgi çekici ve Ağırel’in “30 bin Avro ile başlayan ve kısa sürede milyonlara ulaşan bu paranın kaynağı neresi, bu büyümenin finansmanı nedir” sorusu haklı ve yerinde bir soru.
1994’te Refah Partisi’nden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen, ardından Fazilet Partisi ve AK Parti çatısı altında 2017’ye kadar bu görevi kesintisiz sürdüren Melih Gökçek, önceki belediye başkanlığı görevleri de hesaba katıldığında yaklaşık 28 yıllık belediyecilik geçmişiyle kamuoyunun yakından tanıdığı popüler bir isim. Kamuoyuna yansıyan hayat hikâyesiyle de öyle aileden gelen büyük bir servete sahip değil.
Hele de 2024 yerel seçimlerinden bu yana CHP’li belediyelerin “haksız kazanç”, “haksız zenginleşme” ve “rüşvet” suçlamaları üzerinden soruşturma ve operasyonlar geçirdiği, tutuklu yargılandığı, iktidar medyası tarafından ‘masumiyet karinesi’ hiçe sayılarak itibar suikastına uğradığı bir dönemde… 24 yıl belediye başkanlığı yapmış, aileden herhangi bir zenginliği olmayan bir siyasetçinin ailesinin ulaştığı servetin kaynağı elbette ki kamuoyunun dikkatini çeker, cevaplanması gereken soruları da beraberinde getirir, nitekim böylesi iddialar karşısında yargının maddi gerçeği ortaya çıkartması için “resen” soruşturma başlatması gerekirdi.
Nitekim normal olan da budur.
Eğer ülkemizde her şey normal işliyor, yargının siyasi iktidarın elinde bu denli araçsallaştığı bir dönemden geçmiyor olsaydık, böylesine ciddi iddialar karşısında savcılığın harekete geçmesi kimseyi şaşırtmazdı.
Ama doğal olarak hepimiz şaşırdık. Çünkü Melih Gökçek sıradan bir isim değil; yıllardır adeta yazılı olmayan bir dokunulmazlığa sahipti. Gökçek de bunun konforunu yaşayan bir siyasi aktördü. Üstelik Murat Ağırel daha önce de Gökçek hakkında, savcılığın “resen” harekete geçmesini gerektirebilecek nitelikte, bugünkünden çok daha ağır iddiaların yer aldığı iki kitap yazdı. Ne var ki o iddialar karşısında savcılığın CMK’nın kendisine yüklediği “maddi gerçeği araştırma” yükümlülüğünü yerine getirdiğine tanık olmadık.
Hakeza, 2019 yerel seçimlerinden sonra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Mansur Yavaş, Gökçek dönemindeki ihalelere ilişkin yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarını içeren onlarca dosyayı savcılığa taşıdığını, suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı. Ancak savcılık, Yavaş’ın “yaklaşık 3 katrilyon Türk lirasına ulaşan usulsüzlük” iddiasıyla ilgili “maddi gerçeği” ortaya çıkarmak üzere harekete geçmedi.
Bütün bunlar ortadayken Murat Ağırel’in haberini dinledim, okudum; ama itiraf etmeliyim ki savcılığın harekete geçeceğine dair hiçbir beklentim yoktu. Çünkü Türkiye’nin siyasi ve hukuki iklimi ortada.
Ülkemizde yargı sistemi iktidarın çöp olarak kenara koyduğu birine dahi “resen” izin almadan soruşturma başlatamaz. Ülkemizin trajik gerçeği maalesef böyle.
Ama cumartesi gecesi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı birden Melih Gökçek hakkında “resen” soruşturma başlattığını duyurdu. İtiraf etmeliyim ki haberi teyit etmek için Ankara’dan birkaç kişiyi aradım; gerçek olduğuna inanmakta zorlandım.
CHP’li belediye başkanları hakkında başlatılan soruşturmaları manşetlerinden duyuran, CHP’li siyasetçilere yönelik haksız zenginleşme iddialarını masumiyet karinesini gözetmeksizin adeta kesinleşmiş suç isnatları gibi sunan iktidar medyasının, Gökçek hakkındaki vahim iddialar karşısındaki suskunluğu, görmezden gelmeleri sizin de dikkatinizi çekiyordur.
Ama farkındaysanız savunmuyorlar da… Çünkü onlar da böyle bir iklimde yargı sisteminin “resen” harekete geçmesinin ne anlama geldiğini gayet iyi biliyorlar.
Melih Gökçek de sessizliğini koruyor, temkinli…
Enteresan bir gelişme…
Bu saatten sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başlattığı soruşturmayı isterse kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla, yani “takipsizlikle” sonuçlandırsa bile, iktidarın önemli aktörlerinden biri hakkında resen soruşturma başlatılmış olması başlı başına önemli bir gelişmedir.
Dolayısıyla, hiçbir şey olmayacaksa bile kesinlikle bir şeyler oldu.
