Piyasaların rotasını ABD Tarım Dışı İstihdam rakamları belirleyecek
Fed Başkanı Warsh’un 28 Ağustos’ta Jackson Hole’da beklenenden şahin bir konuşma yaparak enflasyon için %2 hedefini “sabit ve kesin” olarak tanımlaması ve “yaz aylarında iyi gelen verilerin ana eğilimde anlamlı bir düzelme göstermediğini” söylemesi piyasalarda önümüzdeki toplantı için faiz artışı sinyali olarak algılandı. Bir önceki toplantıda oluşan üç üyelik muhalefetten sonra bu açıklamayla beraber kararın hangi yönde çıkacağı şimdiden iyice tartışmalı hale geldi.
Eylül toplantısı için artırım ihtimali bir günde yaklaşık 20 puan yükselterek %55-60 bandına taşındı ve iki yıllık tahvil faizi %4,31’e sıçradı. Ağustos’ta %14 yükselen altın önemli oranda geri çekildi.
Bu konuşmanın tek başına ele alınması elbette analiz yapmak için yetersiz. Çünkü Hazine tarafında atılan adımlar bu konuşmanın aksine gelişen aksiyonlardan oluşuyor.
Malumunuz ABD tahvil piyasası ciddi bir darboğazdan geçiyor. Kamu borcu 40 trilyon doları aşmış ve 30 yıllık tahvil faizi %5,27 civarıyla 19 yılın zirvesine çıktmış durumda. Üstelik uzun vadede haziran sonundan bu yana resmen alıcı grevi yaşanıyor. (Önceki yılların önemli alıcı ülkeleri ABD tahvili yerine rezervlerini altınla doldurma yarışına girdiler)
Hazine Bakanı Bessent 19 Ağustos’ta uzun vadeli geri alımları operasyon başına en az 4 milyar dolara çıkardı, sıklığı ikiye katladı ve ertesi gün “piyasanın bilmediği asimetrik bilgiye sahip olduğunu” söyledi. Gerekçe olarak da Ağustos başında Japonya ile birlikte yapılan ortak yen müdahalesini gösterdi. 950 milyar dolara yaklaşan Hazine genel hesabının bu geri alımlarda kullanılabileceği bildiriliyor. Hasılı, Hazine uzun vadeli faizi aşağı çekmeye çalışırken Fed kısa vadeli faizi yukarı itmeye hazırlanıyor gibi bir algı oluşmuş durumda. Bu da kafaları derinden karıştırıyor.
Japonya işte bu çelişkinin en kırılgan halkası olarak karşımızda. Fed faiz artırırsa ABD tahvil faizleri daha da yükselir ve dolar-yen paritesi, ortak müdahalenin kazanımlarını zaten geri vermiş olan yeni yeniden 160 eşiğinin üzerine iter. Yen zayıfladıkça Tokyo, kur savunması için dolar bulmak amacıyla elindeki ABD tahvillerinden daha fazlasını satmak zorunda kalır ve bu satış da ABD tahvil faizlerini bir kademe daha yukarı taşır. Tam bir kendi kuyruğunu kovalayan kedi vakası…
Elbette döngü burada bitmiyor. Tokyo tüketici fiyatları Ağustos’ta %1,9’a, taze gıda ve enerji hariç çekirdek gösterge %2’ye hızlandı ve Japonya Merkez Bankası’nın 17-18 Eylül’de faizi %1,25’e çekmesi bekleniyor.
Japon tahvil faizleri yükselirken Japon yatırımcı açısından kur riskine karşı korunmuş dolar getirisinin cazibesi azalıyor. İki ülke tahvilleri arasındaki fark hem Japonya’nın satış baskısı hem de BOJ artırımıyla daha hızla daralabilir. Fark daraldıkça da yıllardır ucuz yenle borçlanılan dünyaya, özellikle de ABD borsalarına akan carry trade parası eve daha hızlı dönmeye başlayabilir. Bu dönüş ABD için hisse senedi piyasasında ve tahvil talebinde eşzamanlı bir sıkışma anlamına gelir ki bu da Bessent’ın savunmaya çalıştığı uzun vadeyi doğrudan hedef alır. Yapay zeka devrimi nedeniyle her 1 dolara bile ihtiyacı olan ABD borsalarında nasıl bir deprem yaratacağını hesaplamak mümkün değil.
Bütün bunlar olurken Hürmüz cephesi de ABD’nin üzerine ayrı bir yük bindiriyor. CENTCOM 30 Ağustos’ta Devrim Muhafızları’nın boğaza deniz mayını fırlatmaya hazırlanan roketatar mevzilerini vurdu. Larak Adası çevresinde patlamalar bildirildi, İran misilleme olarak Birleşik Arap Emirlikleri ile Ürdün’e saldırdı ve bir aya yakın sükunet sona erdi. Brent 31 Ağustos’ta %3,2 artışla 90,91 dolara, WTI 86 dolara yükseldi. Haziran’daki 60 günlük mutabakat doldu ve Tahran uzatmayı reddetti.
IMF PortWatch verilerine göre boğazdan Trump’ın iddia ettiğinin aksine (“günde 30 gemi geçiyor” diyor) günde yalnızca birkaç gemi geçiyor ve bir yıl önce bu sayı ortalama 100’den fazlaydı civarındaydı.
Şartlar böyle olunca petrol fiyatları dirence devam ediyor. ABD’de benzin Ağustos boyunca her gün 4 doların üzerinde kaldı ve bu tarihi bir rekor olarak gözüküyor. Her ne kadar Venezuela petrolüyle açığın kapatılacağı iddia edilse de ABD’nin stratejik petrol rezervi 1980’lerden bu yana en düşük seviyeye inmiş durumda.
Trump 65 milyar varillik büyüklüğe sahip söz konusu Venezuela kartıyla pompa fiyatlarını düşüreceğini söyleyedursun fiyatların bu seyri, Warsh’ın “ana eğilimde düzelme yok” tespitini besleyen asıl kaynak olarak ortada bekliyor. Haliyle de cari faiz artışı beklentisine de doğrudan katkı yapıyor.
Küresel ekonomi açısından ise petrolün 90 doların üzerine yerleşmesi, Çin’in ithalatını günde 4 milyon varil kısmak zorunda kalması, tanker sigorta maliyetlerinin sıçraması ve birçok ülkede enerji tasarruf tedbirlerinin devreye girmesi anlamına geliyor. Enerji üzerinden gelen bu arz şoku, altı aydır bütün merkez bankalarının elini kolunu bağlıyor. Avrupa’da faiz artışı arifesinde. Enflasyonları hızla yükseliyor.
Bu noktada zorlama da olsa faiz artışı ihtimalinden kurtuluşun tek bir veriye bağlı olduğu görüyoruz. Tabii ki, ABD tarım dışı istihdam rakamlarından bahsediyorum. Temmuz’da ekonomi beklentilerin aksine 23 bin istihdam kaybetti. Mayıs ve Haziran aşağı yönlü revize edildi. Yıllık kıyas düzeltmesi 79 bin daha az istihdam ortaya koymuş durumda. Ağustos için piyasa beklentisi 58 bin artış!
4 Eylül Cuma açıklanacak olan ve yaklaşık 600 bin şirkete sorulup oluşturulan bu veri yine zayıf gelirse tartışmalı da olsa Warsh’ın artırım gerekçesi ortadan kalkabilir. Dolayısıyla Japonya döngüsü yavaşlar ve tahvil piyasası nefes alabilir. Güçlü gelirse Eylül artırımı daha sıkı fiyatlanır; dolar-yen, ABD tahvili, carry trade ve gelişen piyasa kurları aynı anda hızla hareket eder.
Bu çerçeveden bakınca artık kısa vade açısından bütün piyasanın odaklanması gereken tek veri istihdam rakamları diyebiliriz. Ancak kısa vadede buraya yoğunlaşmak, orta vadede asıl tehdidin nerede olduğunu gözden kaçırmamıza neden olmamalı. Özellikle de bizim ekonomimiz açısından.
Orta vadenin konusu artık hızla yayılma eğilimi gösteren, yazılarımda “kuzeydeki bela” olarak niteleeiğim Rusya-Ukrayna Savaşı. Hatta daha doğrusu Rusya-Avrupa Savaşı...
Rusya-İngiltere arasındaki ciddi gerilimden sonra CIA Direktörü Ratcliffe 25 Ağustos’ta önceden duyurulmayan bir ziyaretle Moskova’ya gitti ve ABD’nin NATO üyelerine saldırmama, Ukrayna’da masaya dönme, İran’a desteği kesme taleplerini iletti. Bir CIA direktörünün Moskova’ya son gidişi Kasım 2021’de gerçekleşmiş, Rusya savaş niyeti olmadığını açıklamış fakat üç ay sonra Ukrayna işgali başlamıştı. Bunu unutmamak lazım.
ABD istihbaratı Rusya’nın cephede zayıflayan konumunu “tırmandırarak gerilimi düşürme” stratejisiyle telafi etmeye çalışabileceğini, bunun sabotaj ve siber saldırılardan Avrupa’da sınırlı bir toprak hamlesine kadar uzanabileceğini değerlendiriyor.
Geçen hafta, İngiltere’nin Kiev’e Storm Shadow üretim teknolojisini açması ve Fransa’nın onay vermesi üzerine dış işleri yetkilisi Zaharova 27 Ağustos’ta İngiltere’nin savaşa fiilen taraf olmaya “bir adım” kaldığını ve İngiliz askeri hedeflerinin Ukrayna içinde ve dışında vurulabileceğini açıklamıştı. Aynı gün Rusya limanlara, tahıl depolarına ve enerji altyapısına geniş çaplı bir füze saldırısı düzenledi. Moskova’nın hesabı, Washington İran’a döndüğü ölçüde NATO’nun 5. maddesinin Baltık veya Suwalki koridoru gibi dar bir noktada sınanabileceği üzerine kurulu. Gerçekten tüm dünyayı tehlikeye atabilecek büyük bir kumar…
Tablo böyle olunca en dikkatli olması gereken ülkelerden biri biz oluyoruz. Karadeniz bu gerilimin Türkiye’ye en yakın halkası. 26-27 Ağustos’ta iki Türk işletmeli gemi vuruldu. Ankara Ukrayna büyükelçisini çağırdı, buğday vadelileri üç yılın zirvesine çıktı. Avrupa’da sıcak çatışma riskinin fiyatlanması Türkiye’nin en büyük ihracat pazarını, enerji güzergahlarını ve tahıl tedarikini aynı anda gözlem altına aldıran bir gelişme.
TCMB gecelik borç vermeden haftalık repo ihalelerine geçişle faiz indirimi için ilk adımı atmış durumda. 10 Eylül toplantısı da yukarıda etkilendiği içerikleri sıraladığımız Fed kararından yalnızca günler önce…
Fed’in Eylül’de artırıma gitmesini beklemiyorum. Özellikle de İran Savaşı ile her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran Trump’ı kasım seçimleri öncesi zor bir duruma sokmamak için Warsh’un elinden geleni yapacağına inanıyorum. Tarım dışı istihdam verisi düşük gelirse işi kolaylaşacaktır. Ama yine de artış gerçekleşebilir. Bu durumda olası artış ve carry trade’in çözülmesi gelişen piyasalardan sermaye çıkışını hızlandıracak olaylar olarak karşımıza çıkar.
Enflasyonu yükselen ve faiz artışı kaçınılmaz görülen Avrupa’daki gerilimin tırmanması ise belirsizliği ve kötümserliği daha kalıcı hale getirebilir potansiyele sahip.
Bu şartlarda 10 Eylül’de faiz indiriminin veya fonlamayı örtük biçimde gevşetmenin gündeme gelmemesi gerekir. Kurul’un elinde 22 Ekim ve 10 Aralık toplantıları var. ABD istihdam verisi, Fed ve BOJ kararları ve Ekim başında netleşecek Eylül enflasyonu görülmeden atılacak bir adım, kazanılan kredibiliteyi kur ve beklenti kanalından geri verebilir. Dolayısıyla da bu kaosta faiz indirimi Ekim’den önce düşünülmemelidir.
