Bu çağda ‘Bu Çağ’ nedir, ne değildir?

Bir Çağın bitip yeni bir çağa girişin sancılı bir döneminde yaşıyoruz. Ne eskisinden tam olarak çıktık, ne de yenisine tam olarak girdik. İki arada bir deredeyiz: Yani eşikteyiz; ki eşikte oturulmaz. Eşikte ne oraya ne de buraya aitizdir. Orada ancak olağanüstü bir hal içindeyizdir.

Pandemi ile birlikte birden insan türü yok olma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Belki bu her salgın döneminde böyledir, tarihte de böyle olmuştur. Ama salgınla birlikte insanın natura’sının dönüştürülmeye çalışılmasına yönelik girişimler ilk defa bu dönemde başladı: Yapay zekâ, çipler, insan görünümlü robotlar vs vs. Ve bütün bunlar aleni olarak yapılıyor, konuşuluyor, tartışılıyor. Nietzsche’nin üstün-insan’ın haberciliğini yaptığı bütün o felsefesinin aksine sefil bir insan taklidine doğru ilerliyoruz. Dediğim gibi en önemli tehdit insanın natura’sının değiştirilmeye yeltenilmesi, onun üzerinde oynanmaya cesaret edilmesidir.

Nitekim henüz daha bir ayağımızı attığımız bu kesif karanlık ve belirsiz, geleceksiz çağa kimleri Hakikat-Sonrası (Post-truth) (ben giderek gerçeklik-sonrası (Post-reality) diyorum), kimileri İnsan-Sonrası (Post-Human) kimileri de Transhumanizm Çağı diyor. Henüz ne olduğu bile tam olarak tanımlanamayan bu çağa ben doğrudan nitelemeden bulunmadan ‘Bu Çağ’ diyorum. Ne olduğu tam olarak bilinemeyen Bu Çağ. İnsan varlığının tehdit altında olduğu bir ölüm-kalım çağı.

İşte hal böyle olunca bütün felsefi birikim ve alışılageldik düşünce ansızın eskidi. Neredeyse geçersizleşti. Örneğin Heidegger eskidi, biyopolitika düşüncesi hariç Foucaultt eskide kaldı, Deleuze eskidi, Nietzsche, o bile eskidi. Zira onlar önlerinde hâlâ bir geleceği bulunan, gelecek ve ilerleme fikrini yaşayan ve yaşatan, ama en çok da türsel olarak dönüşüm tehdidi yaşamayan insan düşüncesinin merkezleriydi. Tarihin sonu değilse bile, bildik anlamda insanın sonu gibi bir şey bu. Geriye bir tek Baudrillard kaldı, ki o felsefi bir anarşistti, anarşist bir düşünürdür, felsefeyi de rahatça, huzur içinde ilerlediği rayından çıkarmış, kral çıplak demiştir. Muhaliftir. Yıkıcıdır, ama uyarıcı bir yapıcıdır da. Belki de Nietzsche’den sonra gelen en önemli yaşam filozofudur.

Tabii akışı hisseden ve buna karşı umutsuzca da olsa direnen filozoflar da vardır. İlk fitili yakanlardan biri insana umut veren iyimser yaklaşımıyla filozof Alain Badiou’dur. O bile daha sonra gelen Meillassoux, Berardi, Lazzarato, Boris Groys vs vs filozofların yanında naif kalır. Meillassoux, George Harmann gibi filozoflar insanın varlığına ve algılayışına bağlı olmayan ‘dış’ gerçeklikten bahsederek giderek spekülatif hale gelen gerçeklik düşüncesini toprağa, asıl yerine çekmeye çalıştılar. İnsanın algısından bağımsız bir gerçeklik olduğunu ileri sürdüler ki böylece felsefeyi yeniden sağlam, kaygan olmayan bir zemine oturtmaya çalıştılar.

Şimdi durum aşağı yukarı şu noktaya geldi: Dünya dönüştü, insan natura’sı dönüştürülmeye çalışılıyor, sermaye ve egemen güçler dünyayı yeniden kendi meşreplerince düzenlemeye başladı. Bunu da açık açık yapıyorlar. Öyle görünüyor ki ileri de ulus devletler filan ortadan kalkacak ve sadece yönetenlerle yönetilenler kalacak.

İşte demem o ki ‘Bu Çağ’ böyle bir durumda İstanbul’da, Doğu ile Batı’nın dışında ama aradaki eşikte çıkıyor ve konuşuyor. Burada, demem o ki, bu eşikte olduğunun farkında olarak buraya, buradan dünyaya bakıyor ve yeni ve sahici şeyler söylemeye çalışacak. Açık fikirli, kompleksten uzak, kendisine ne Batıyı ne Doğuyu hiza alan, soğukkanlılıkla içinde yaşadığı buradaki dünyanın koşullarının eleştirel bir gözlemcisi olacak bir yayın çizgisi izleme amacında olacak. Kesinlikle ironiden uzak duracak. Çünkü ironi inançsızlıktan doğar ve siniktir. ‘Bu Çağ’ dönüştürülmeye çalışılan insan natura’sından yana olacak, yeryüzüne bağlı kalmakta ısrar edecek. Dünyanın giderek zihinselleşmekte olduğunu bilerek, somut gerçeklikten hız alacak. Temas edecek, dokunacak, hissedecek, duyacak ve bütün bunların sonunda düşünceye varacak. Klişeden, hazır ifadelerden uzak duracak. Kıvrak ve yenilikçi yazılara yer vermeye çalışacak. İnsanı unutmadan, ama onu varlığın merkezine koymaktan da imtina ederek diğer varlıklarla konuşmaya çalışacak. İnsan neredeyse tarihte hiçbir zaman bu kadar aşağılanmamıştı. Açık konuşacak, tartışacak, dünya düşüncesine özgün katkıda bulunmaya çalışacak ve kendimize gelelim diye tokat atacak.

‘Bu Çağ’ sonuna kadar konuşmaya devam edecek.

Dediğim gibi sürekli, mütemadiyen, bir yeraltı insanı gibi konuşacak.

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
5 Yorum