Demokrasinin tek aracı sandık olunca

Şu yaşıma kadar defalarca sandığa gittim. Her seferinde de sanki ülkeyi tek başıma kurtaracakmış gibi sandık başında sıraya giren ilk kişi değilsem de kesin ilk beşte idim.

Burada problem sadece benim erkenciliğim olmasa gerek. Memlekette neredeyse her seçim bir varlık-yokluk mücadelesine dönüştü. Herkes meseleyi böyle görmüyor olabilir ama Türkiye’deki seçime katılım oranlarının yüksekliğine bakınca bu hissiyatın pek de küçümsenmeyecek bir ağırlığı olduğunu söylemek mümkün.

Ülkenin ve dolayısıyla kendi kaderine sandık üzerinden müdahale ihtiyacının bu kadar şiddetli hissedilmesinin birçok sebebi bulunabilir elbette. Ama Türkiye’de seçimin bu kadar hayat memat olmasının arkasında yatan sebeplerden biri sandığın ülke yönetiminde neredeyse biricik temsil mekanizması haline dönüşmüş olması.

Aslında demek istediğim seçimlerin bu kadar önemsenmesi demokrasinin gücü değil güçsüzlüğü. Demokratik temsilin farklı kanallarla işler hale geldiği, yürütmenin hukuk ile sınırlandığı, hukukun belli cemaat ve benzeri yapılarla ele geçirilmesinin milli spor olmadığı, devletin tek başına ele geçirilmesi gereken bir güç odağı olarak yükselmediği bir toplumda seçimler neden bu kadar önemli olsun ki?

Eğer seçmen, kendisini temsil eden yerel yöneticiler ve yerel etkileşim mekanizmaları üzerinden şehrindeki yatırımlardan şehrin kaderine kadar sayısız alanda kararlara müdahil olabilse Ankara’da kimin oturduğu ile neden bu kadar ilgilensin?

Sivil toplumun güçlü olduğu bir toplumda sadece siyasi partiler üzerinden değil dernekler, vakıflar, organizasyonlar, platformlar üzerinden toplum her konuda gündemi ve süreci şekillendirebilse neden Cumhurbaşkanlığı forsu bu kadar kutsansın?

Çevreden sağlığa, eğitimden şehirleşmeye kadar birçok konu toplumsal reflekslerin, ortaklaşmaların ve birlikteliklerin katkısı ile şekillense “her meseleyi bakanlık binasına uğramadan çözemeyiz” hissi bu kadar yerleşir mi?

Ülkenin, ilin hatta mahallenin ekonomiden sıradan belediye sorunlarına kadar her meselesi çözüm tek bir adrese endekslenince beş yılda bir gelen seçimler ölüm-kalım mücadelesine dönüyor.

Özellikle son beş yılda toplumsal temsil ve meşruiyet kanalları hayatın her alanında büyük oranda tıkanmış durumda. Bu elbette sadece AK Parti döneminde ortaya çıkmış bir arıza değil.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana çoğulculuk ve yetkinin tabana yayılmasının aksine bir siyasal ve toplumsal dinamik üzerinden ilerledi. Vatandaşların konuşacağı dilin içeriğinden hatta fonetiğinden, ne giyeceğine ya da giymeyeceğine, çoğunluğun gelir seviyesinden eğitim hayatına kadar her şeye karar veren bir devlet var oldu.

AK Parti bu devleti en fazla kontrol edebilen siyasi iradeye dönüşünce elindeki imkanı paylaşmak yerine tümüyle tekeline almayı, kendisinin dışındaki kesimlerin endişelerini yok saymayı tercih etti.

Günün sonunda da toplumdaki genel endişenin, devletin hayata müdahale etmesinden değil kimin hayatına müdahale ettiğinden kaynaklandığı ortaya çıktı.

14 Mayıs’ta, mevcut iktidar dışındakilerin sistemi doğrudan ya da dolaylı olarak belirleyebildiği tek kanal olarak kalan sandık insanların önüne geldiğinde seçime katılım oranının eski seçimlerin altına hiç düşmediği bilakis arttığı bir eğilim görebiliriz.

Demokratik bir ülkede biraz ters gelebilir ama farklı kanallarla insanların ülke yönetimine, hayatının şekillendirilmesine dair söz söyleme imkanları genişledikçe sandık bugünkü kadar önemli olmayabilir.

Seçmenler oy kullanmadıkları takdirde kendileri ve çocuklarının geleceğine dair büyük endişe duymadıkları zaman aslında çoğulcu bir sistemin kurulduğuna ikna olabiliriz.

Son 70 yıldır sandığın bu kadar önemli olmasının bir sebebi de millet müdahale etmediğinde Ankara’nın alıp başını gitme ihtimali ve başkentteki zevatın ya ideolojik bağnazlıkla ya da güç sarhoşluğu ile sadece kendisi gibi olanların endişelerini dikkate alarak yönetme arzusu. Bu arzunun önünde de hukuk ve diğer sistemik araçlarla bir engelin bulunmaması sandığı milli iradenin tek aracı haline getiriyor.

Bu teklik de kalabalık bir ülkede var olması gereken birçok nüansın, yaklaşım farkının eriyerek sadece bir oyla ifade edildiği toptancı bir siyaset anlayışını hakim kılıyor.

Ne zaman iktidarın gücü sistemsel bir dönüşümle kontrol altına alınır ve ‘oy vermesek’ de Ankara’dakilerin topluma rağmen bir dünya kuramayacağı algısı yerleşir, o zaman sabah sekizde sandık başında dikilmek zorunda hissetmeyiz kendimizi.

YORUMLAR (15)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
15 Yorum