Muhalefet konuşunca mı çatlar, konuşmayınca mı?

Altılı Masa bugüne kadar Türk siyasetinin çok da aşina olmadığı bir tecrübe. Kürt hareketini bir kenara bırakırsak siyaset hayatına etki etmiş tüm damarların temsilcileri şubat ayından beri bir araya gelip ortak bir duruş sergilemeye çalışıyorlar.

Burada masanın her paydaşının kendince çok önemli bir rol oynadığını teslim etmek gerek. CHP, özellikle de Kemal Kılıçdaroğlu, kendi geleneksel kodlarıyla çok da uyuşmayan farklı aktörleri buluşturup getirip bir ortalık bina etti.

Özellikle 28 Şubat’taki Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in tanıtım toplantısında ev sahibi olarak kendi siyasal ağırlığını diğer beş aktör ile eşitleyerek herkesin gönül rahatlığı ile gelip sonra da ayrılabildiği bir atmosfer kurdu. Şüphesiz Kılıçdaroğlu’nun uyumlu kişiliği de bunu mümkün kıldı.

İYİ Parti masadaki en büyük sağ parti olarak geçmiş Millet İttifakı deneyimini mümkün kılan tavrı ile hem yeni bir tecrübenin denenmesine alan açtı hem de daha kırılgan olan yeni siyasal partilerin masada bulunmasına meşruiyet kattı.

Özellikle Gelecek ve Saadet Partileri ama DEVA da bir ölçüde CHP ile aynı masada bulunmanın getireceği komplikasyonları görmelerine rağmen Türkiye’nin birliktelik fotoğrafına olan özlemini ve her hangi bir siyasal görüşün ülkeyi tek taraflı irade ile yönetme döneminin sonunun geldiğini düşünerek Millet İttifakı’nın genişleyip yeni bir heyecan oluşturma denemesini mümkün kıldılar.

Sonuçta her aktörün kendine göre riskleri ve avantajları olan bir süreç karşılıklı hassasiyetlerin gözetilmesi ile yola çıkabildi.

Gelinen noktada altılı masanın karşısında duran temel eleştiri beklenen heyecanı üretememesi. Bunun nedenleri niçinleri uzun uzun tartışılır. Ama daha pratik ve acil eleştiri ise cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Altılı Masa’nın mesafe alamıyor olması.

Yolun başında birden çok aday ismi dolanırken CHP lideri Kılıçdaroğlu kendisinin dışındaki alternatiflerin ya İYİ Parti lideri Akşener gibi kendi rızaları ile çekilmesi ya da Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlarında olduğu gibi Kılıçdaroğlu’nun vetosu sonucu saf dışı kalması ile yarışta yalnız kaldı.

Bunun bir yere kadar tahmin edilebilir ve anlaşılır yanı var. Başta Kılıçdaroğlu ismi muhalif siyasal elitler arasında bir süre tartışıldıktan sonra belli bir mutabakata da ulaştı. Nihai karar verici isimler ise bekle-gör politikasını tercih etti.

Anlaşılan Kılıçdaroğlu’nun elitler nezdindeki popülaritesini tabana yayıp yayamayacağının görülmesi için yaz mevsiminin geçmesi kritik bir eşik olarak okundu.

Bugün itibariyle Kılıçdaroğlu muhtemel rakibi Erdoğan’ı rahat bir şekilde geçebileceğini gösterebilmiş ya da en azından masadaki diğer aktörleri ikna edebilmiş değil. Üstüne de başta çoğulcu bir yaklaşımla yola çıkan Altılı Masanın en önemli kararı olacak olan cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu, partiler arası bir rekabeti bırakalım CHP’nin içinde bile herhangi bir rekabetin ya da tartışmanın yaşan(a)madığı bir noktaya gerilemiş durumda.

Partili cumhurbaşkanlığına CHP dahil tüm muhalefet aktörleri itiraz ederken, Kılıçdaroğlu ‘yanımda mısınız?’ çıkışıyla tümüyle CHPli bir lider kampanyası yürüterek pozisyonunu tahkim etmeye çalışıyor. Bu da diğer partilerde tepki doğuruyor. Üstelik elitler arasında daha önce varılan mutabakatı da aşındırıyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ‘Altılı Masa noter değil’ çıkışı ile açığa vurduğu tepki aslında Altılı Masa için bir sağlık işareti. Eğer Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusu odadaki fil olarak bekleyip son dakikaya kadar yok sayılsa idi masanın geleceği daha da riskli bir konuma gidebilirdi.

Çoğulcu tecrübeye Türkiye aşina değil. Ama aşina olunan, bir siyasi partinin kendi adayını belirleyip, çoğunlukla da genel başkan tarafından belirlenmiş bir ismin, topluma alternatif olarak sunulması. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunun en başarılı örneğini oluşturuyor.

Öyle ki değil partinin kimliği ve geleceği ile kendisininkini özdeşleştirmesi, ülkenin kaderi ile de kendi kaderini bir tutar hale gelmiş durumda.

Erdoğan karşıtı blokun temel endişesi ise benzer bir tecrübe sürecinden geçmek. Dolayısıyla adayın kimliğinin ve Kılıçdaroğlu’nun adaylığının, sonucu müspet ya da menfi ne olursa olsun, tartışılması Altılı Masa’nın sürdürülebilirliği için olumlu bir katalizör.

Herkesin üzerinde mutabık kalmadığı ve son dakikaya kadar fikrinin sorulmadığı bir süreçte, son gün tek seferde oturulup karar alınmasını beklemek gerçekçi değil. Hele de oy oranları bu rahatlığı muhalefete vermemişken.

YORUMLAR (4)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
4 Yorum