Robotlar bizden daha Müslüman olabilir mi?

Kesinliğin hapishanesinden kurtulmak” başlıklı yazımda, Alman bilim adamı Thomas Bauer’in “Müphemlik Kültürü ve İslam” kitabında çerçevesini çizdiği “müphemlik toleransı” kavramından bahsetmiştim.

İslam âleminde her yıl Ramazan ayının başlangıcı (ve tabiatıyla) bitişi ile ilgili yaşanan tartışmaları bu bağlamda ele alabiliriz.

Müslüman ülkelerin bir kısmının oruca diğerlerinden bir gün önce başlaması her yıl tartışma yaratıyor.

Bauer’in tespit ettiği üzere “modern Müslümanlar” olarak bu farklılaşmadan rahatsız oluyoruz.

Zihinlerimiz, farklılıkları birer zenginlik değil, homojen bir ümmet tasavvuruna karşı tehdit olarak algılıyor.

Kendi İslam anlayışımızı mutlak hakikat saydığımız için başka Müslümanların başka pratikleri benimsemesini “nifak” gibi görüyoruz!

Bu aslında dini olmaktan ziyade, siyasi otoritenin dini kurumları kendi uzantısı kıldığı rejimlerde ortaya çıkan ideolojik bir refleks.

Müslümanların pek çoğu İslam’ı “yerli ve milli” bir din zannediyor!

Dolayısıyla din ile ilgili nihai otoritenin kendi “yerli ve milli” din adamları olması gerektiğine inanıyor, başka ülkelerdeki Müslümanların farklı pratiklerini “fitne” olarak değerlendiriyorlar.

Zihinlerinde homojen bir ümmet tasarımı var; her mensubun asker disipliniyle itaat ettiği, tek otorite tarafından dizayn edilmiş bir yapı...

Özellikle topraklarımızdaki din anlayışı, tarihsel süreçte ordu-millet kimliğimizle iç içe geçerek ‘askeri’ bir form kazanmış.

Prof. Dr. Cengiz Tomar’ın, konuk olarak katıldığı bir podcast yayınında söylediği şu sözlerin sosyal medyada viral olması, bu anlayışın hâlâ yaygın olduğunu gösteriyor:

“Türkler asker gibi namaz kılarlar. Namazda kımıldamadan dururlar. Namazdan sonra tesbihatı ve duayı bile talimatla yaparlar. Bu askeri bir sistemdir. Bu sosyolojik bir meseledir.”

Tarih boyunca tek merkezden sevk ve idare edilen, planlı, senkronize orduların en güçlü düşmanlara karşı bile savaşları kazandırdığını tecrübeyle öğrenmişiz.

Dinin bu disiplini sağlamada önemli bir araç olduğu da aşikâr.

Böyle bir devletin (ya da dinin) “askeri” olmanın bir başka “getirisi” de, bireysel olarak düşünme, karar verme, inisiyatif alma “yükünü” insanın sırtından kaldırması.

Fakat bu kurgu, uzun barış dönemlerinde ve savaşı kazandıran asıl unsur disiplinli asker sayısının çokluğu olmaktan çıktığında bozuluyor.

Sorgulamayan ve sadece komutla hareket eden aşırı disiplinli asker modeli, cephe savaşlarının tozlu sayfalarında kalmış bir başarı hikâyesi.

Barış zamanında ekonominin, hukukun, bilimin, sanatın gelişebilmesi için, şahsiyetini ön plana çıkarabilen, inisiyatif alabilen, otoriteye itiraz edebilen, aykırı düşünebilen bireylere ihtiyaç var.

Meselenin bir de teknoloji boyutu var.

Dronlar, yapay zeka destekli silahlar, siber savaş araçları zaten kalabalık orduların önemini azaltmıştı. Ama yine de, “bunlara bakmayın, gerçek savaş piyadelerle kazanılır” sözleri ile kendimizi avutuyorduk.

Yakın zamanda viral olan videolarda, Çin’in yeni yıl kutlamalarında sahne alıp, mükemmel bir senkronizasyonla kung-fu hareketleri yapan insansı robotlarını seyrettik.

İnsanların aylarca, hatta yıllarca süren eğitimle bile sağlayamayacakları bir uyum gösteren, emirlere sorgulamadan itaat eden bu robotların askere dönüştürülmesi işten bile değil.

Yani “asker-millet” olmanın çok da övünülecek bir yanı kalmadı.

Bir “terminatör ordusunun” karşısında hiçbir insan ordusunun savaş kazanma şansı yok.

Öğrencileri pikseller gibi dizmenin, binlerce kişiye aynı anda aynı kitabı, aynı nutku, ya da şiiri okutmanın, halk oyunu oynatmanın artık hiçbir kıymet-i harbiyesinin kalmadığını anlamalıyız.

Bu devirde dini, bir askeri disiplin aracı gibi görmenin faydası yok.

Dindarlığı bir takım fiziki ritüelleri ‘kusursuz bir uyumla’, ‘şartsız itaatle’ ve ‘talimatla’ yerine getirmek’ olarak kodlarsak; insan olmanın ve sorgulayarak inanmanın özgünlüğünü ıskalarız.

Zira bugün artık hatasız ve sorgusuz şekilde aynı anda eğilip kalkmayı, insanlardan çok daha kusursuz yapabilen bir güç var sahnede!

Ramazanınız mübarek olsun.

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.