Güçlü Kadın-İslamcı erkek

AYM’nin Medenî kanunun 175. maddesindeki boşanma nafakası ile ilgili “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesi bir haftadır gündemde. Bu konuyla ilgili olarak, sosyal medyaya ve çevremdeki etkileşimlere bakınca üç farklı tutum gözledim. Birincisi genellikle feminist çevrelerin iptal kararını yerinde bulmayan tavrı, ikincisi özellikle nafaka mağdurluğu ile bir süredir gündem oluşturan erkeklerin kararı takdir eden tavrı, üçüncüsü ise sade vatandaşın tavrı. Sade vatandaş genellikle, ileri yaşlardaki boşanmalarda kadının halinin ne olacağını düşünerek “buna bir çözüm bulunmalı” tarzında yaklaşıyor konuya.

Din adamlarının konuyla ilgili görüşlerini de okuyoruz. Mesela Ali Rıza Demircan, Bakara 241 ve Ahzab 28. ayetlerdeki “meta” kelimesinden yola çıkarak sosyal medyasında şöyle bir teklifte bulundu:

“Boşanmalarını gerektirecek yüz kızartıcı suçları olmadığı halde kocaları tarafından açılacak davalar sonucu boşanacak kadınlara (yalnızca onlara) bir defaya mahsus olmak üzere nafaka olarak bir geçimlik verilir.

Bu nafakanın arafından birlikte belirlenerek mahkemeye bildirilir. Eşlerin ihtilafları halinde geçimlik mahkemece yargı kararıyla belirlenir. Mahkeme kararında eşlerin yaş durumlarını, evlilik sürelerini, ekonomik yaşam şartlarını, kocanın maddî durumunu ve boşanan kadınının yeni bir evlilik yapıp yamayacağını dikkate alır. Belirlenecek meblağın, koca tarafından ödenemeyecek oluşu mahkemece tespit edilmesi durumunda, meblağın bütünü veya bir kısmı devlet tarafından karşılanır.”

Ali Rıza hocanın teklifi ayrıca değerlendirilmeye açık ancak şimdi ben size annelerimizden söz etmek istiyorum. Yazının ilerleyen bölümlerinde buraya döneceğim.

Annelerimiz bizim neslimizi genellikle “Kızım oku, eline mesleğini al, çalışırsın-çalışmazsın o ayrı konu ama kolunda bir altın bileziğin olsun.” diyerek yetiştirdi. Üstelik bazılarımızın annesi, bunu “Kız kısmının okuması da neymiş, otursun evinde, dikiş nakış öğrensin.” diyen kocalarına rağmen yaptı. Bazı arkadaşlarımızın bırakın liseyi, o zaman mecburî olmayan ortaokul eğitimini bitirmeleri bile ne maceralarla dolu bir bilseniz. Zaten hepsi başaramadılar okumayı, sonradan açık öğretimden diplomalarını tamamlayanların sayısı da hiç az değildir. Bir kısmı okumayıp gerçekten dikiş nakış, hat tezhip vb öğrendi. Onlar da bu yolla bir altın bilezik edinmiş oldular diye düşünüyorum ama bazıları altın bilezikleri koluna kocasının takmasını bekledi. Hayat işte, her şey olur, şimdi de benzerleri oluyordur, sadece sıklık oranları değişmiş olabilir çünkü toplum o yıllara göre nispeten daha bilinçli.

Hayatın seyri içinde hepimiz yaş aldık tabi, artık orta yaşlardayız. Hayat hikâyelerimize bakınca da neler görmüyoruz ki! İflaslar, ölümler, boşanmalar… Hayatın, özellikle boşanmalarda, kolunda altın bileziği olanları bile çok zorladığı oldu; altın bilezikleri kocasının takmasını bekleyenler ne yapsın? İşte bugün, süresiz nafaka uygulamasının AYM tarafından iptalinden sonra, boşanmış kadınların bir kısmının en önemli sorunu bu. Şimdi ne yapacaklar?

Burada avukatlardaki çoğu nafaka dosyasında nafaka miktarlarının çok düşük olması hatta yeni bağlanan nafakaların bile beş bin lira civarında olması da ayrı bir başlık, boşanan kadınların çoğu nafakanın yetersizliğinden şikâyet ederken, nafakanın kaldırılmasının kendilerini zarara uğrattığını düşünüyor ancak geçen haftaki yazımda da belirttim, konu dinî hassasiyet olduğunda erkek, boşanan kadının geçimini sadece üç ay sağlamakla yükümlü, bu bir gerçek.

Peki bu ne demek? Dinin ilkeleri, kadını (haşa) mağdur mu ediyor?

Elbette hayır! “Dini iyi bilmemek herkesi mağdur ediyor.” diyebiliriz belki ama “Din kadını mağdur ediyor.” diyemeyiz. Dinde, öncelikle, evlilik müessesesinin ilkelerini ve teorik işleyişini çok iyi bilmeliyiz ama bu konuda zayıfız, çoğumuz konuyu yeteri kadar bilmiyor hatta üstüne bir kusur daha işliyor: bildiğini zannederek ahkâm kesiyor. Böyle olunca ortaya karman çorman bir şey çıkıyor ve neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. Biraz daha açayım:

Mesela evlilik çağına gelmiş kişilerin özelliklerinin neler olması gerektiğine bakalım. (Yazı ilmî bir yazı olmadığı için ayet metinlerine, ilmî detaylara girmeyeceğim, detayları merak eden, Kur’an-ı Kerim’i açarak kendisi okuyabilir.) Evlilik çağı deyince “rüşt”ten de bahsetmiş oluruz. Rüşt, ergenlik çağından farklı bir şeydir. Ergenlik, biyolojik olarak evlilik yapabilecek halde olmayı anlatır. Rüşt ise “olgunluk” demektir ve kişinin kendi kendisine yetebilecek kadar, kendisini geçindirebilecek, işini gücünü kendisi yürütebilecek kadar olgunlaşmış olmasını anlatır. Bu çağ, genellikle ergenlikten sonra ulaşılan bir erginlik çağıdır. Bu çağa ermiş kişi para idare etmeyi bilir, hayatta kalma becerilerini edinmiş ve başkasına muhtaç olmadan yaşamaya başlamıştır. Evlilik öncesinde kadının da erkeğin de rüşt çağına ulaşmış olması gerekir ki bu durum İslam’da çocukların evlendirilemeyeceğine de delildir.

Kadının rüşt çağında olup olmadığı, benim anladığım kadarıyla sadece ev işlerinin altından kalkma becerisi kazanıp kazanmadığı ile ölçülmüyor. Parayı idare edip edememesi de bir ölçüt. Nasıl olmasın ki! Elbette mehirden söz edeceğim ama kadının rüşdü için parayı idare etmenin bir ölçüt olduğunu anlamaya, kocasının eve verdiği geçimliği israf etmeden yerli yerinde kullanması bile yeterli ama yine de mehirden söz edeyim:

Mehir ya da mihr, Müslüman bir erkeğin nikâh esnasında eşine vermeyi kabullendiği mal veya para. Eski Türk adetlerinde de “kalın” isminde benzer bir uygulama var ancak İslamiyet’in kabulünden sonra yerini mehire bırakmış. İslam’daki mehir, başlık parası değil. Başlık parası kadının ailesine verilen bir paraydı. Mehir, bizatihi kadının kendi idaresine veriliyor. Erkek, bu mehri nikâhta da nikâhtan sonra da ödeyebilir. Bu, tarafların kendi aralarındaki anlaşmaya bağlı. Mehir, boşanma söz konusu olursa o ana kadar ödenebilen bir bedel (ancak evlilik içinde kadının mehrini vermeyen erkekler, boşanma anında da genellikle vermiyor, sahada durum bu).

Peki rüşt yani evlilik çağına gelmiş bir kadının nikâhta, kendine ait bir mal veya paraya sahip olması ne demek? "Bu bedelin idaresi tamamen kadının uhdesinde, para almışsa aldığı parayı, bir mal ya da mülk almışsa onu kendisi idare edecek" demek. Kendisi, kendi hesabına idare edecek. İsterse kocasına bile bağışlayabilir ama böyle bir yönlendirme yok. Kısaca kadın, nikâhla beraber miktarını kendisinin belirlediği ve eşinin kabul ettiği –bugünün tabiriyle ifade edeyim bir sermayeye sahip oluyor. Ev işleriyle uğraşsa da, çoluk çocuğa karışsa da nikâhta aldığı bir bedel var elinde.

İşte, evlenen kadın bu bedeli kendi hesabına değerlendirerek, adeta kendi sigortasını kendisi yapabilir. Tarla aldıysa tarlayı ekip biçtirerek; altın ya da para aldıysa onu kendi idare edebileceği bir ticarette; ev aldıysa kirasını alarak değerlendirebilir yani mehrinden koluna altın bir bilezik yapabilir. İslam, kadına mehir verilmesini emrediyorsa o mehri kadının kendi hayrına değerlendirmesinin önüne set çekmez. Burada bizim “Kadın çalışmaz, evinin kadını olur.” diye tutturan İslamcı abilerimize de bir çift sözüm olacak. Sizin iyi insanlar olduğunuz ön kabulüyle söylüyorum bu sözleri. Herkes, sizler gibi iyi insanlar değil. Karısının haklarına riayet etmeyen ve İslamcı geçinen o kadar çok erkek var ki, onları sadece avukatların önünde biriken dosyalarda görmüyoruz, çevremizde de görüyoruz biz. Böyle birine denk gelen Müslüman bir kadın, boşanma vb bir sebeple mağdur olduğunda “O durumda kadına ailesi bakar, ailesi sahip çıkmazsa devlet bakar.” demek de çözüme yetmiyor çünkü zamanın geçim koşulları ve devletin dul ve yetimlere ayırabildiği bütçe de ortada. Ayrıca sosyal yardımlaşma sisteminin sırtına yük binmeden önce alınabilecek tedbirler varsa onların hepsi de alınmalı değil mi?

İşte burada, annelerimizin “Kızım okusun, kolunda bir altın bileziği olsun, gerektiğinde kendi ayakları üstünde durabilsin.” şeklindeki isteklerinin ne kadar değerli ve yerinde olduğu ortaya çıkıyor. Bu isteklere karşı durmanın ne kadar anlamsız olduğu da.

Evlilikteki mehir müsessesi de doğru anlaşılır ve uygulanırsa kadın için bir güvencedir. “Her kadın bunu yapamaz.” itirazını hiç haklı bulmak istemiyorum, hele bu çağda maddî konularla ilgilenmesi özellikle engellenmeyen her kadın kendi parasını, malını, mülkünü yönetebilir. Bir kadının maddî konularla ilgilenmesi, ailesindeki erkekler tarafından falan özellikle engelleniyorsa konu başka boyuta taşınır zaten. Yine de mehrini idare edemeyecek kadınlar varsa, onlar için bir mehir fonu kurulmasını gündeme getirenler vardı. Neden olmasın? Evlenecek erkek, karısının istediği ve kendisinin de kabul ettiği mehir bedelini bu fona, anlaştıkları şekilde yatırabilir ve bu fonun idaresinde kadın söz sahibi olur. Ötesi herkesin kendi hesabıdır. Güçlü kadın düşüncesinden korkmamak gerekir çünkü güçlü kadınlar gelecek nesillerimizin de teminatıdır.

Ali Rıza Demircan hocanın sosyal medyaya yansıyan teklifinin dinî boyutunu ise tam bilmiyorum ve tartışmaya açılması gereken bir şey olduğunu düşünüyorum çünkü şu an süresiz nafaka iptaline sağ duyuyla yaklaşanların cevap veremediği bir soru var: Genç kadınlar boşanınca çalışır çabalar, bir yolunu bulur kendisini idare eder ancak belli bir yaşa gelmiş, kocası tarafından açık bir kusuru olmadığı halde, uzun yıllar evli kaldıktan sonra boşanmış ve evliliği içinde birikim yapmasını sağlayacak herhangi bir faaliyette bulunmasına izin verilmemiş, malı mülkü de olmayan kadınlar ne yapacak? Bunların bir kısmının aileleri de kendilerine sahip çıkamıyor? Devlet mi baksın?

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.