Yeni bir parti nasıl yeni olabilir
Öteden beri çeşitli siyasi vesilelerle sık sık gündeme gelen -ve benim de büyük ölçüde katıldığım- şöyle bir görüş vardı: “Millet çoğunluğunun mevcut iktidardan ümidini kestiği bir dönemde bile muhalefetin seçmen güvenini kazanamaması Türkiye’nin sosyokültürel yapısıyla ilgili bir durum. Bu çerçevede ana muhalefet partisinin geniş toplum kesimlerine ulaşmakta yaşadığı güçlükler büyük ölçüde tarihî bagajından kaynaklanıyor. Bu yüklerden kurtulmuş yeni bir partiyle ortaya çıkılsa bugünkü CHP kadrolarına iktidar yolu pekala açılabilir.”
CHP kadroları bunu yapmadı veya yapamadı. Onların yerine başkası yaptı. Ana muhalefet partisinin ana gövdesini oluşturan ve tabanın güncel beklentilerini temsil eden bir siyasi kadro mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılınca kendiliğinden gerçekleşti bu kritik değişim.
Daha önce bir türlü cesaret edilip girişilemeyen böylesi bir yenilenme hareketini bir kalemde başlatan yargı müdahalesi, böylece hiç istemeden iktidar için sonun başlangıcına giden bir yolu mu açmış oldu? Bu sorunun cevabı “YENİ Parti gerçekten de her kesimin gönül rahatlığıyla oy verebileceği bir parti olabilecek mi” sorusunun cevabına bağlı.
Bu cevabı da ancak önümüzdeki süreçteki gelişmeler verecek bize. Ancak perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğu için şimdiden bazı değerlendirmeler yapma imkanımız var sayılır.
Meşhur bir fıkra var hani… “Falanca köye ne kadar zamanda gidebilirim” sorusuna sessiz kalan ihtiyar adam, soruyu soran kişi ayrılıp yoluna devam edince arkasından seslenmiş, “Üç saatte varırsın” diye. Şaşıran yabancının “Biraz önce sorduğumda niye söylemedin” sorusuna ise “Yürüyüşünü görmemiştim ki” cevabını vermiş.
YENİ Parti’yi kuran siyasetçi kuşağının bugüne kadarki yürüyüş şeklini gördüğümüz kadarıyla bu kadro herkesten daha fazla CHP bagajının ne anlama geldiğinin farkında diyebiliriz.
Buna karşılık, parti camiasında ve tabanın bir bölümünde aksi yönde bir refleks çalışıyor. Siz ne zaman CHP’nin bagajından, yüklerinden söz etseniz hemen bir savunma hattı kuruluyor karşınızda. “Şu uygulama neden bagaj olsun, bu siyaset neden yük olarak görülsün” biçiminde şiddetli itirazlar sökün ediyor. “Şundan vaz geçmeyiz, bundan vaz geçmeyiz” diye devam ediyor diskur.
Haddizatında karşımızdaki problem bugünün problemi değil. CHP çok partili hayata geçilmesinden bugüne kadar hiçbir seçimde tek başına iktidara gelmeye yetecek seviyede oy alamadı.
Çünkü daha 1946 sürecinde ortaya atılan “iktidar olmak için toplum çoğunluğunun desteğini alma” (cumhuriyete demokrasiyi ekleme) fikri güçlü bir direnişle karşılaştı. Partinin politikalarına yön veren etkili bir kesim “iktidar olmak uğruna” cumhuriyet değerlerinden taviz verilmesine karşıydı. Bahsedilen cumhuriyet değerlerini de zaten sivil ve askeri bürokrasi koruduğu için “doğrudan iktidar” olmaya fazla ihtiyaç duyulmuyordu.
Belki ilk olarak Ecevit bu yaklaşımı değiştirmeye çalıştı. 1974’te MSP ile koalisyon kurarken CHP’nin geçmişte dindar kitlelerle arasına mesafe koymasını “tarihsel yanılgı” diye nitelemiş ve laikliğin din karşıtlığı şeklinde yorumlanmasına itiraz etmişti. Ancak Ecevit’in yaklaşımı partisinde pek karşılık bulamadı. Yıllar sonra Deniz Baykal da “gericiliğin dümen suyuna girdi, kara çarşaflı kadınlara CHP rozeti taktı” diye topun ağzına konunca geri adım atmak zorunda kalacaktı.
“Eşi başörtülü cumhurbaşkanı istemiyoruz” diye başlatılan Cumhuriyet mitingleri ile 2007 seçiminde AK Parti’ye büyük bir zafer armağan etmiş olan Baykal’ın 2008’de giriştiği bu “durumu toparlama” hamlesinden geriye, içlerinde bol bol “türban, kara çarşaf, gerici” kelimeleri geçen gazete manşetleri kaldı. Hafifletilmek istenen parti bagajı böylece biraz daha ağırlaştı.
Aradan on yıl geçti. Başkanlık sistemiyle birlikte sandıkta da yüzde 50+1 düzenine geçilmesi 2018 sonrasında yeni bir “sağa açılma dalgası” geldi.
Bu dönemde CHP geniş toplum kesimlerinden oy almasına engel olan dilini ve yaklaşımını değiştirmeye yöneldi. Dindarlarla barıştı, başörtüsü konusunda takındığı tutumu terk etti, tabiri caizse daha yerli bir dil konuşmaya başladı.
2019’da İstanbul ve Ankara’da milliyetçi/muhafazakar seçmenin ‘oy vermekten imtina etmeyeceği’ profildeki adaylar göstermesi sayesinde seçim kazandı. 2023 seçiminde Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu yüzde 48 oy aldı. 2024 seçiminde ana muhalefetin yönettiği İstanbul ve Ankara’ya başka önemli merkezler de eklendi.
Elbette 2019-2024 döneminde alınan oyların “CHP oyu” olmadığını söylemeye gerek yok. Yüzde 50+1 düzeninin gereği olarak oluşan bir toplanma bu. Ancak sandıktaki başarı CHP’nin oy potansiyelinin artık yüzde 30’lar bandında olmadığını, doğru politikalar izlerse pekala kazanma potasına girebildiğini gösterdi. Bunu herkes gördüğü için de belediyelerin silkelenmesi, ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’nun hapse atılması ve nihayet parti yönetiminin mahkeme kararıyla değiştirilmesi gibi gelişmeler birbirini izledi.
İşte bu sürecin devamında YENİ Parti’yi kuran siyasetçi kuşağı için “2018’de başlayan yürüyüşü mü sürdürecekler, yoksa 2018 öncesinin siyaset anlayışına geri mi dönecekler” diye sormak pek anlamlı görünmüyor. Ama siyasette her zaman her şey mümkün olduğu için bunu da sormak ve cevabını muhataplarından beklemek durumunda kamuoyu...
