Tamam FETÖ’yü katı laiklik doğurdu, peki deizmi ne büyüttü?
AK Parti iktidarının, 15 Temmuz darbe kalkışmasının 10’uncu yılı kutlaması nedeniyle, TRT’de yayınlanmak üzere hazırlattığı, adeta seçim kampanyası ölçeğinde tanıttığı “Asırlık Gece” dizisi ne kadar izlenmiştir sizce?
İktidarın büyük bir seferberlik ilan ettiği; ana arterlerden meydanlara, şehir merkezlerinden en ücra sokaklara kadar ülkenin dört bir yanını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fotoğrafının yer aldığı afişlerle donattığı dizinin ‘asırlık reyting’ rekoru kırması gerekir değil mi?
Yazar Ertuğrul Özkök, “Asırlık Gece’ neden ‘asırlık reyting’ yapamadı” başlıklı yazısında dikkat çekici veriler paylaştı. Özkök, TRT tarihinin en ağır tanıtım kampanyalarından biriyle yayına giren dizinin 15 Temmuz gecesi Total kategorisinde 2.18 izlenme ile dördüncü sırada yer alabildiğini, art arda yayımlanan dizinin ilk üç bölümünün yaklaşık 1,8 milyon kişinin izlediğini, aynı gece TRT Spor’da ekrana gelen İngiltere-Arjantin maçı dizinin ise yaklaşık üç katı reyting aldığını, dördüncü bölümünde ise ABC! Grubunda dokuzuncu sıraya düştüğünü yazdı.
Burada bir parantez açayım: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Temmuz 2026’da açıkladığı resmî kayıtlara göre AK Parti’nin 11 milyon 709 bin 913 üyesi var. “Asırlık Gece”yi izleyenlerin tamamının AK Parti üyesi olduğunu varsaysak bile, partinin toplam üye sayısının yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geliyor. Başka bir ifadeyle, yalnızca AK Parti üyeleri ekran başına geçseydi dahi dizi çok daha yüksek bir reytinge ulaşabilirdi. Demek ki iktidarın kendi örgütlü tabanında bile beklenen ilgi oluşmamış. Şimdi parantezi kapatayım.
Özetle iktidar, vatandaşa “haberim yoktu” deme imkânı bırakmayacak kadar meydanları afişlerle doldurdu; evinden çıkmayanlar için televizyondan reklam yaptı. Ne var ki meydanlardaki seferberlik, ekran karşısında karşılığını bulmadı.
Ertuğrul Özkök yazısında 2024’te 15 Temmuz gecesi “Ben ve Babam- Vatan” filminin hem Total hem AB’de 2’inci olduğu bilgisini paylaştı.
Bu ölçekte bir tanıtım seferberliğine rağmen ortaya çıkan reyting tablosu, Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından herhâlde azımsanmayacak bir hayal kırıklığı olmuştur.
15 Temmuz gecesi sokaklara dökülerek, darbe girişiminin karşısında duran, o gece bütün ideolojik, siyasi görüşlerini bir kenara koyarak seçilmiş iktidar olan AK Partiye sahip çıkan, devleti darbe girişimcilerinin elinden alan halk her geçen gün daha fazla sarılmak yerine 15 Temmuz’a giderek mesafe koyuyor.
Aması, fakatı, lakini yok, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi karizması merkeze alınarak yürütülen, devletin bütün iletişim imkânlarının seferber edildiği böylesine yoğun bir reklam kampanyasına rağmen “Asırlık Gece”nin toplumda karşılık bulmaması bu mesafenin en görünür işaretlerinden biridir.
Özkök’ün haklı tespitiyle AK Parti yönetiminin 15 Temmuz gecesinin reytinglerini önüne koyup artık şu soruyu sorması gerekiyor:
“Biz nerede yanlış yaptık?”
Evet, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve partisinin artık bu soruyu sorması gerekiyor. Çünkü iktidar yanlış yaptı. 15 Temmuz gecesi devleti sokaktan alan halka, kurumları güçlendirilmiş, denge ve denetim mekanizmaları sağlamlaştırılmış, liyakati ehliyeti esas alan, devletin bir daha herhangi cemaat ya da örgüt tarafından ele geçirilmesine imkan vermeyecek, vesayetin her türlüsünü literatürden çıkartacak demokratik bir hükümet sistemi armağan etmesi gerekiyordu.
Ama AK Parti iktidarı, halkın darbe kalkışmasına karşı kazandığı demokratik zaferi, güçlü devlet kurumlarıyla, bağımsız yargıyla, kuvvetler ayrılığını tesis eden bir hükümet sistemiyle taçlandırmak yerine, “bütün yetkilerin tek elde” toplandığı, demokrasiyi, hukuku yok sayan tek kişilik otoriter bir yönetim sistemi kurdu. Devleti kurtaran topluma güçlü bir hukuk devleti bırakmak yerine, hukukun iktidarın ihtiyaçlarına göre araçsallaştırıldığı, iktidarın hukuku sopa olarak kullanmasına imkan tanıyan denetimden yoksun bir sistem oluşturdu.
İktidar FETÖ’yle mücadelede hukuk zemininden ayrılmasaydı, 15 Temmuz’u siyasi çıkarlarının aracına dönüştürmeseydi ve FETÖ davalarında büyük mağduriyetler yaratmasaydı, toplum bugün 15 Temmuz’a mesafe koymazdı. Aksine, o geceye ve darbeye karşı verilen mücadeleye her geçen gün daha fazla sahip çıkardı.
HHH
“Asırlık Gece” dizisinde benim özellikle dikkatimi çeken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın Fetullah Gülen örgütünün doğuşuna ve gelişmesine ilişkin yaptığı tespitlerdi.
Bilal Erdoğan diyor ki: FETÖ’yü doğuran, inanan insanlar üzerinde yapılan baskı olmuştur. FETÖ’yü doğuran o katı laikliğin ta kendisi olmuştur. FETÖ’yü doğuran dindarlık olmamıştır, FETÖ’yü doğuran İslam olmamıştır, FETÖ’yü doğuran Risale-i Nurlar olmamıştır.”
Bilal Erdoğan’ın bu tespitlerinin altına imzamı atarım. Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki dindar kadrolardan oluşan 24 yıllık AK Partinin devri iktidarında ne oldu, bunu da konuşmamız gerekiyor bence.
KONDA’nın araştırmasına göre kendisini ‘dindar’ olarak tanımlayanların oranı 2008’de yüzde 55 iken 2025’te bu oran yüzde 46’ya gerilemiş. Buna karşın kendisini ‘ateist ve inançsız’ olarak tanımlayanların oranı yüzde 2’den yüzde 8’e yükseldi. Araştırmanın sonuçlarına göre “inançlı” olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 31’den yüzde 34’e yükselmiş olsa da, “dindar” olduğunu belirtenlerin oranında ciddi bir düşüş yaşanıyor.
Sayın Bilal Erdoğan’a bu konuda mesela 1 Nisan 2018 tarihinde Gerçek Hayat dergisinde yayınlanan Emeti Saruhan’ın İmam Hatipli, çoğu 28 Şubat’ın sillesini yemiş, mağduriyetini yaşamış, evlerinde dindar bir yaşamın hüküm sürdüğü dindar ailelerin çocukları ve gençleri arasında deizm ve ateizmin yaygınlaşma sürecini inceleyen “Anne ben deist oldum” başlıklı dosyayı öneririm.
Mesela yine eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın “Türkiye’nin 90 bin camiinde ‘çocuklarınıza Kuran’ı Kerim ve Hazreti Peygamberin Hayatı derslerini seçtirin” diye hutbe verdirmemize, 4 bine yakın vaizimizle cemaatimizi uyarmamıza, onca çabaya rağmen din dersleri tercih edilmiyor” tespitleri üzerinde düşünmesini isterim.
Yine Ali Erbaş’ın Diyanet İşleri Başkanlığı dönemindeki şu tespit de üzerinde düşünülmeye değer. Erbaş Türkiye’de 27 milyon gencin olduğunu ama Cuma namazlarına gelen genç sayısının bir milyonu geçemediğini söylemişti. (1 Ekim 2022)
Türkiye’yi 24 yıldır Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki, kendisini dindar ve muhafazakâr olarak tanımlayan AK Parti kadroları yönetiyor. Böyle bir dönemde dine ilginin artması beklenirdi. Ancak görünen o ki toplumun özellikle genç kesimlerinde dine ilgi artmıyor; tersine, dinden uzaklaşma ve deizme yönelme tartışmaları giderek büyüyor.
Bu değişimin sebeplerini konuşmak zorundayız. Toplum hangi tarihten itibaren dinden uzaklaşmaya başladı? Bu kopuş hangi olaylarla hızlandı? Dinin siyasetle, devletle ve iktidarla bu kadar iç içe geçmesi bu süreci nasıl etkiledi?
Bence asıl üzerinde durulması gereken sosyoloji budur. Sayın Bilal Erdoğan’ın bu konu üzerinde kafa yormasının ülkemiz açısından da faydalı olacağını düşünüyorum.
