Süreç, siren sesleri ve balmumu tıkaçlar
Odysseus filmine kadar farkında değildim. Dünyanın bütün dillerinde aynı anlamda kullanılan “siren” kelimesi Antik Yunan mitolojisindeki Sirenlerden geliyor.
Homeros’un Odysseia destanında Sirenler (Σειρήν/Seirēn) büyüleyici şarkılarıyla denizcileri kendilerine çeken ve gemilerin kayalıklara çarpıp batmasına neden olan varlıklar.
Daha sonra deniz kızı mitolojisine de ilham olmuş Messina Boğazı’nın kıyılarında yaşayan kuş gövdeli, kadın başlı sirenlerin etrafları daha önce büyülü şarkılarıyla kandırdıkları insanların cesetleriyle doludur.
Ama neyse ki büyücü Kirke tarafından uyarılan Odysseus, boğazdan geçerken gemideki herkesin balmumu kulak tıkaç takmasını ister. Kendisini de direğe bağlatır.
Ve bu sayede sirenlerin şarkılarından etkilenmeden boğazdan geçerler.
Çözüm Süreci de önümüzdeki hafta en kritik boğazdan geçecek.
Resmi adı çerçeve yasa olan, Öcalan’ın kök yasa dediği, özel olarak PKK’lıların Türkiye’ye dönüşüne imkan sağlayan 15 maddelik yasa teklifinin bu hafta Çarşamba ya da Perşembe günü Meclis’e gelmesi bekleniyor.
AK Parti ve DEM heyetleri geçen hafta pozitif geçen müzakereler yürüttüler.
Taslak tabii ki örgütüne çağrı yaparak silah bıraktıran Öcalan’la da müzakere edildi.
İki ay sonra ilk kez görüşülen Öcalan’dan taslakla ilgili destek açıklaması geldi:
“Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz.”
Öcalan’ın yasayla ilgili eleştirilerin ve şüphelerin dillendirildiği Kandil’e bu perspektifini bildirdiğini dün Mustafa Karasu’dan öğrendik:
“Apo’ya bir taslak götürülmüş. Apo bu taslak için, ‘Eksik ve yetersizlikleri olabilir ama bir kapı açma açısından bir başlangıçtır’ diyerek böyle yaklaşılması gerektiğini belirtmiş.”
DEM Parti eş genel başkanı Tuncer Bakırhan da dün Mersin’de konuştu:
“Kimse muzafferlik havasına kapılmasın. Ne Türk kaybetti, ne Kürt kaybetti. 86 milyon kazandı, barış kazandı ve barış muzaffer oldu.”
Bütün bunlar uzlaşmanın işaretleri.
Peki şimdi ne olacak?
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıkladığı gibi yasa bu hafta Meclis’e gelecek.
Kulislere göre yasa teklifi Çarşamba ve Perşembe günü Adalet Komisyonu’na, Cuma günü de Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek.
15 maddelik yasanın İYİ Parti dışında komisyonda olan diğer bütün partilerin oylarıyla Meclis’ten geçmesi bekleniyor.
İktidar, sürece katkı yapan CHP’nin, Özgür Özel’in Yeni Partisi’nin ve Yeni Yol grubunun da yasaya destek vermesini önemsiyor.
Muhalefet partileri de başka meselelerle bu meseleyi ayrıyor.
Bu konuya mevcut siyasi tansiyonun dışında bir parantez açılmış görünüyor.
Ama yasanın çıkmasıyla her şey bitmeyecek. Yasanın çalışmaya başlaması için örgütün silah bırakma sürecinin bitmesi gerekecek.
Yasa devletten örgüte bir güvence olacak. Ya devlet silahını boşuna bırakmıyorsun, yasa hazır demiş olacak.
Böylece karşılıklı güven sorunlarına karşı yasa masaya konmuş bir güvence olacak.
Devlet örgütün bu yasal güvenceyle tamamen silah bırakmasını bekleyecek.
Sadece beklemeyecek. Sürecin en başından beri bahsedilen Teyit Mekanizması burada devreye girecek.
MİT ve TSK, PKK’nın kamplarını, mağaralarını boşalttığını, silahlarını bıraktığını sahada teyit ve tespit edecek.
Bunu bir raporla MGK’ya bildirecek.
MGK da bu rapor doğrultusunda PKK’yı münfesih terör örgütü ilan eden bir resmi karar alacak.
Böylece hukukun üzerine oturacağı bir resmi zemin olacak.
Bundan sonraki bütün yasal adımlar artık PKK’nın var olmayan, kendini fesh etmiş bir örgüt olduğu resmi bilgisiyle atılacak.
Bunun da altı aylık bir süresi var.
Bu MGK kararının ardından 6 aylık bir takvim işlemeye başlayacak geri dönüşler için.
Irak, Suriye, İran ve Avrupa’daki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı PKK’lılar, artık PKK varolmadığı ve üyeliği ve propagandası gibi suçlar düştüğü için bu altı ay içinde Türkiye’ye dönmeye başlayacaklar.
Habur gibi toplu bir dönüş olmayacak.
PKK’nın yönetici kadrolarındaki 200’ü aşkın kişi Irak’ta kalacaklar. Bu konuda da bir uzlaşma var.
Onlarla ilgili şu an için bir dönüş takvimi yok. Muhtemelen Barzanilere göre kendilerini daha güvende hissedecekleri, son dönemde Türkiye ile de yakın ilişkiler kurmuş olan Talabanilerin KYB’si kontrolündeki bölgede kalacaklar.
Hapishanelerde PKK ve KCK suçlarından yatan ve doğrudan bir öldürme eylemine katılmamış mahkumlar da yasadan yararlanacaklar.
Bunların sayısının 5 bin olduğu söyleniyor.
Bunların cezaları dolan 1700’ü geçtiğimiz aylarda peyderpey zaten çıkmıştı.
Sık sık 30 yılını dolduran mahkum serbest kaldı haberlerini bu yüzden okuyoruz.
Ceza Kanunu’na göre 25 yıldan fazla hapis yatanlar hapishanedeki kurulların kararlarıyla çıkarılıyor. Genelde bu konuda devlet cezaları uzatabildiği kadar uzatmaktan yana takdir hakkını kullanıyordu, süreçle bu da değişti. Bu yüzden tahliyeler başladı.
Öcalan’ın durumuyla ilgili bir hukuki adım atılmayacak. Öcalan İmralı’da kalacak ama orada bu işleri koordine etmesine, 48 yıllık örgütünün bu tarihi dönüşümünü yönetmesine müsait bir statüsü olacak.
Öcalan da kendisi ve örgüt yöneticileriyle ilgili bu taslakta bir düzenleme olmadığını biliyor ve bunu onaylıyor.
Bu konu sürecin toplumsal kabulü, PKK’nın gerçekten hayatımızdan çıkışının görülmesi sonrasına bırakılmış.
Demokratik ve hukuki reformlar da öyle.
Ekim ayında Meclis açıldığında TCK ve TMK’da bazı iyileştirmeler yapılacak.
Muhtemelen Kayyım uygulaması için adım da o yasal değişikliklere kalacak.
Peki Demirtaş?
Demirtaş, PKK ya da KCK’dan mahkum değil. Aslında bir mahkumiyeti yok sadece tutuklu. Kobani Davası’ndan onaylanmamış bir cezası var. Demirtaş bu yasal düzenlemenin içinde değil ama zaten Demirtel için bir yasal düzenlemeye de ihtiyaç yok. Hem tutuklu olduğu için hakkındaki karar istinafta bozulursa mahkeme tarafından serbest bırakılabilir ya da AİHM kararı uygulanır ve serbest kalır.
Demirtaş’ın özgürlüğü Kürtlerin sürece güveni için bir turnusol kağıdı. Herhalde herkesin bunun farkında olarak adımlarını atacaktır.
Yani özetle sürecin en çetin boğazına girdik.
İki yıldır sürecin her iki cephesi de kendi milliyetçilerinden gelen ihanet, satılmışlık, teslimiyet eleştirilerine, “kandırılıyoruz”, “kandırıyorlar” seslerine kulaklarını tıkayarak ilerlediler.
Türkiye de bu iki yılı siyasetin sertleşmesi ve muhalefetin yargı sopasıyla terbiye edilmesiyle geçirdi.
Muhalifler, kendileri bunu yaşarken, Kürt siyasetinin iktidarla müzakereye devam etmesine kızıyor, bu kızgınlık hayal kırıklığına neden oluyor.
Bu da sürece karşı güvensizlikten, güvensizlik pompalamaya, “olmaz bu iş” kötümserliğinden “inşallah olmaz” kötücüllüğüne kadar uzanan bir basınca neden oluyor.
Süreç, Ortadoğu’nun en savaş dolu iki yılında yürüyor. Gazze Katliamı, İsrail’in yayılmacılığı, Suriye’de iktidar değişimi, Şam-SDG çatışmaları sınavlarından geçen süreç en sonra İran savaşıyla, İsrail’in PJAK dahil Kürtleri silahlandırma planlarıyla sınandı.
Neyse ki önce Suriye’de hala İran’da gelen işbirliği, destek, arkanızdayız vaatlerine kimse kanmadı.
Yani süreç dar boğazdan geçerken her yerden “olmaz”, “güvenme”, “kandırılıyorsun”, “yapma”, “hain”, “işbirlikçi”, “daha iyi fırsatlar” var gibi aldatıcı sirenlerin sesleri artacaktır.
Kulaklara balmumu tıkaçlarla geçilmesi gereken bir aşamadayız.
Odisseus, deniz sirenlerinin şarkısını duyup, onlara aldanmamak için kendini geminin direğine bağlatmıştı.
Boğazdan sağ salim geçtikten sonra mürettebatından biri ona sorar: "Nasıl bir şeydi?"
"Kaşımak istediğin lezzetli bir kaşıntı gibiydi, ama derinin altında olduğunu fark ediyorsun ve ulaşamıyorsun. Böylece o lezzetli kaşıntı dayanılmaz hale geliyor. Sana, en çok istediğin şeyin en çok sahip olamayacağın şey olduğunu söylüyordu ve en çok sahip olamayacağın şey, zaten sahip olup kaybettiğin şeydi."
Bu cevap bize de çok şey söylüyor.
