Yeni Parti programı
Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’nin hemen kurulduğu anda ana muhalefet olmasında şaşılacak bir şey yok.
Geniş muhalif kitleler iktidar karşısında güçlü bir muhalefet partisi ararken, “mutlak butlan” kararıyla ve polis gücüyle yönetimi değiştirilmiş CHP’nin artık “muhalif” görülmesi bile kolay değildir.
Özgür Özel, kitlelerde muhalefet duygusunu iyi temsil ediyor, enerjik bir mücadele yürütüyor.
İktidara alternatif olması ise, özellikle AK Parti’den soğumuş milyonları çekebilme kapasitesine bağlıdır.
Özgür Özel ve arkadaşları bunun bilincinde… Konuşmalarında laikçilik yapmaktan sakınıyorlar. “Türkiye ittifakı” diyorlar, “solcular, sağcılar, yurtseverler, demokratlar, milliyetçiler, muhafazakarlar, özgürlükçüler” diyerek çok geniş kesimlere sesleniyorlar.
Fakat AK Parti’den soğumuş kitleleri kazanmak, iyimserlerin sandığı kadar kolay değildir. Hassasiyetleri ve bunları yansıtan simgeleri ve kavramları içselleştirmek gerekir.
SOSYOLOJİK ZEMİN
Yeni Parti lideri Özel’in Hacı Bayram’da Cuma namazı kılarak, Birinci Meclis’te ve Anadolu Kulübü’nde toplantı yaparak yola çıkması güzel bir davranıştı. İki açıdan: Hem otoriter katı laikliğin tabularını aşmak hem muhafazakâr kitlelerle duygusal iletişim tesis etmek için bu tür davranışlar doğrudur.
Merhum tarihçi Zafer Toprak Hocamız, 2020’de yayınlanan “Atatürk, Kurucu Felsefenin Evrimi” adlı kitabında devrimler döneminin “o güne kadar yaşanmadık bir toplumsal travmaya neden olduğunu” yazmıştı. (İş Bankası Yayınları)
Cansu Çamlıbel’e verdiği son mülakatta “bu travmanın yankıları bugün bile hissediliyor” diye belirtmişti. (T24)
Bu sosyolojik bir gerçektir. AK Parti lideri Erdoğan’ın sürekli Tek Parti rejimini hatırlatması, bu sosyolojik zemini elinde tutmak içindir. Mehmet Ucum da üstüne ne vazife ise, son açıklamasında CHP ile Yeni Parti arasında ideolojik fark olmadığını, sadece CHP’nin “arınma sürecine girdiğini” söyleme gereğini duydu.
AK Parti’den soğumuş milyonlar deyince bu sosyolojiyi çok iyi anlamak ve özümsemek gerekir.
LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK
Bu konuda merhum Bülent Ecevit’tin 1971’de yayınladığı “Atatürk ve Devrimcilik” adlı kitabını Yeni Partililer okumalı ve Tek Parti rejimine yönelttiği eleştirileri görmelidirler.
Ecevit’in neden “inançlara saygılı laiklik” diye bir kavram geliştirdiğini iyi düşünmek lazım.
Merhum Ecevit Ağustos 1999’da arkadaşımız Fikret Bila’ya “ben de değiştim” demişti. Köprüye ve renkli TV’ye bazı solcular karşı çıktığı gibi, kendisinin de tereddütler geçirdiğini, katı devletçiliği ise daha 1960’larda bıraktığını, inançlara saygılı laiklik tanımı geliştirdiğini anlatıyordu:
“Türkiye’de bazı çevreler her yeniliğe karşı çıkmayı ilericilik veya devrimcilik sanıyorlar. Bu eski alışkanlıktır. Hilton Oteline de köprüye de karşı çıkmışlardı.” (Milliyet, 7 Ağustos 1999)
Yeni Parti’nin açıklanan programında tabii ki laiklik ve laik eğitim vurguları var ama bir laiklik tanımı göremedim. “Din ve vicdan hürriyeti” ve “din eğitimi” kavramlarını da göremedim. Oysa bunlar Yeni Parti’nin de isabetle savunduğu AİHM kararlarında da var; zorunlu olmamak kaydıyla.
Generallerin kafayı taktığı türban yasağı kalkmakla kadın daha fazla sosyalleşti, yüksek eğitim aldı. Yasağın ne kadar akılsızca olduğu görüldü.
Programın ekonomi bölümünde “planlı ekonomi” kavramı var ama “kurallı piyasa ekonomisi” veya “sosyal piyasa ekonomisi” gibi Batılı sosyal demokratlarda yaygın olan kavramları da göremedim. Otta Şik bile “piyasa sosyalizmi” demişti.
KAPSAYICI OLMAK
Yeni Parti programında kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, evrensel özgürlükler, hukuk devleti, liyakat, şeffaflık, denetim ve denge ilkelerinin kuvvetli ifadelerle ve kavram zenginliği ile savunulduğunu memnuniyetle gördüm. Bunlar artık Ak Parti otoritarizminin göze alamayacağı gözgürlükçü kavramlardır.
Dış politikadaki “ülkemizin, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, AGİT ve NATO'daki etkinliği artırılacaktır” ifadesi de isabetli elbette; tabii çok yönlü ilişkilerin geliştirilmesi de savunuluyor.
Türkiye modernleşmede bir hayli yol almıştır: Eğitim, piyasa ekonomisi, şehirleşme, kadının sosyalleşmesi, dünyaya açıklık… Ak Parti’nin oy kaybının şehirlerde başlamasının sebebi budur. “Din ve vicdan hürriyeti” de çağımızdaki muhtevasıyla modern hukukun geliştirdiği bir kavramdır. Yeni Parti’nin “kapsayıcı” olmasının yolu da bu konuda kaygıları olan kitleleri ikna etmesidir.
