Trump’a sabrımızın sınırı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, katil Netanyahu’ya az bile söylüyor, İsrail’in saldırganlığına ne tepki gösterse hakkı var.
Netanyahu’nun Erdoğan’a karşı savurduğu hezeyanlarınsa kaale alınır tarafı yok. Her seferinde de iktidarı muhalefetiyle bizden ağzının payını alıyor, kat kat misliyle.
İşgalci Netanyahu’ya duracağı yeri hatırlatmak; Suriye, Lübnan ve Kıbrıs’ta sınırı çizmek, daha fazla aşmaması için uyarmak, sabrımızı taşırmamaya çağırmak doğru.
Fakat Trump’la avânesinin ayarsızlıklarını, ölçüsüzlüklerini görmezden gelmeye daha ne kadar devam edilecek? Büyükelçi Barrack da duracağı yeri bilmiyor. Ona sabrımız sınırsız mı?
TÜRKİYE’Yİ YÖNETTİK DE SIRA DÜNYADA DEĞİL
AK Parti Sözcüsü Çelik, Netanyahu’ya had bildirirken İçişleri Bakanı Çiftçi’nin maksadı aşan sözlerini de düzeltti.
Bakan Çiftçi; Kudüs valiliğini bir günlüğüne de olsa kendisine nasip etmesi için Allah’a hep dua ettiğini, oraların yine bizim olacağını, geçmişteki gibi bizim hükmümüz ve yönetimimiz altına gireceğini, Allah’ın o günleri göstereceğine inandığını, çünkü başımızda Erdoğan gibi bir küresel lider bulunduğunu anlatmıştı.
Kudüs sevgisinin gerçekliğine ve samimiyetine ne şüphe. Yalnız, söze dökerken hızını alamayıp ucunu biraz kaçırmıştı.
Sözcü Çelik de Bakan Çiftçi’nin sembolik konuştuğunu, Kudüs sevgisini sembolik ifadelerle ortaya koyduğunu, yayılmacılık ve işgalcilik, fetihçilik gibi kodlamaya çalışılmamasını, bununla hiçbir ilgisi olmadığını açıkladı.
Böylece “işgalcilik, fetihçilik, başka ülkelerin toprağına göz dikmek Netanyahu hükümetiyle özdeştir” diyebilme hakkımız korundu.
Aynı gün Bakan Çiftçi de sözlerine açıklık getirdi. Kudüs sevgisini çarpıtmaya çalışanların, bundan işgalcilik ve yayılmacılık anlamı çıkarmaya çalışanların hakikati değiştiremeyeceğini söyledi.
Düzeltmeleri çok iyi oldu, yoksa sembolik olduğunu bilmeyenler o sözleri yanlış anlayabilirdi. Bir bakanın ağzından çıkınca da oraları alıp yönetme arzusu devletin ve iktidarın resmi görüşü sanılabilirdi. Halbuki resmi görüşümüz, bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını savunuyor ve İsrail’i tanıyor.
Ayrıca ülkenin sorunları bitmiş de sıra, Türkiye için göreve getirilen vali ve bakanlarımızın nereyi yönetsek diye etrafa bakmasına, dünyaya nizamat vermesine gelmiş değil. İş bakıyorlarsa daha yapacak işleri çok.
Hem yağmayacağınız yerde esip gürlemek; gereksiz yere sizi hedef yapar, düşmana koz verirsiniz, baş ağrıtır. Üstümüze belâ çekmeye değer mi?
BARRACK’A MESAFENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
Bakın, Trump’la bozuşmamak için onca densizliği sineye çekiyor, nelere katlanıyoruz.
Baş belâsının şerrinden emin olma politikasını destekliyorum, iktidar doğrusunu yapıyor.
Fakat sabrımızın sınırsızlığını istismar etmelerinde bizim de hatamız yok mu? Hangi mesajlardan bu yanlış sonucu çıkardılar, nasıl vardılar o kanıya?
5 yıl önce, Ankara’daki 10 büyükelçiyi az daha sınır dışı ediyordu iktidar. İstenmeyen kişi ilan edilecekler arasında Alman ve Fransız’ın yanında Amerikan elçisi de vardı. Hem de sırf Osman Kavala’yla ilgili AİHM kararlarına ve kendi Anayasa’mıza uymaya çağırdılar, iç işlerimize nasıl karışırlar diye.
Trump’ın geveze elçisi Barrack, nasıl yönetileceğimizden İsrail’le ilişkilerimizin geleceğine kadar karışmadığı iş mi bıraktı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Netanyahu arasındaki gerilim için ‘ona bakmayın siz, boş ve göstermelik retorik, yakında ittifak ilişkisine geri dönerler’ türü boşboğazlıklar dahi etti.
‘Lâfını bil, sana mı kaldı, ne haddine, bu kaçıncı densizliğin, ağzından çıkanı kulağın duysun artık, fikrini kendine sakla, soran mı oldu, patavatsızlık ettiğin yeter’ bile denmedi.
İsrail’le birlikte üyesi olduğumuz Trump’ın Barış Kurulu; Gazze’ye insani yardım götüren Sumud Filosu’na değil, ona saldıran İsrail’e arka çıktı. Netanyahu’nun haydutluğunu savunmaya âlet edildi. Saldırgan İsrail’e destek verirken saldırıya uğrayanları suçladı. Ankara yine ses etmedi.
En son Trump’a, “Türkiye’yle İsrail çatışır mı, Erdoğan tehdit ediyor” diye soruldu.
Trump; Erdoğan’ı çok sevdiğini, dost olduklarını, birbirlerine saygı duyduklarını, çok iyi anlaştıklarını tekrarlayarak şu cevabı verebildi:
“Böyle bir şey duymadım, eğer duysaydım onu arardım ve her şeyin yolunda olduğundan emin olurdum, ben Başkan’ken olmaz.”
Öncesindeyse ABD’nin İran’la anlaşması için Türkiye’nin de İsrail’le barışmasını şart koşmuştu.
Durmaları gereken yeri biz bildirmedikçe tepemize daha beter çıkıyorlar. Biraz mesafe koymanın zamanı geldi de geçiyor.
