Davutoğlu ne diyor?
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi’nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma” kararı aldıklarını açıkladı.
Öncelikle hayırlı olsun diyelim, sürpriz olmadığını da belirtelim.
Medyanın ve finans kaynaklarının büyük çapta iktidarın kontrolünde olduğu sistemlerde, hazır kitleler yoksa, sıfırdan muhalefet geliştirmek asla kolay değildir.
Netice itibariyle, parti olarak devam etmenin anlamı da imkânı da yoktu.
ALARM GİBİ
Davutoğlu, parti siyasetini sonlandırdığını belirten açıklamasında tüm ülkemiz için alarm gibi önemli iki uyarısı var. Biri CB sistemi, diğeri kutuplaşma…
CB sisteminde “otoriterleşme eğilimin hızlandığını” belirterek şöyle diyor:
“Gücün tek elde toplanması; Meclisin denetim yetkisinin zayıflaması, yargı bağımsızlığının tartışmalı hale gelmesi ve bürokrasinin kurumsal sorumluluk yerine kişisel sadakate göre şekillenmesi, devlet düzenini kırılgan hale getirir.
Bu sürecin en tehlikeli yönü ise otoriter düzenin kalıcılığının milli ve manevi değerler üzerinden meşrulaştırılmasıdır…”
Bu cümleler siyaset bilimi, anayasa hukuku ve tarih açısından hayati uyarı ifadeleridir. Çünkü böyle bir sistemin “Türkiye’yi taşıma kapasitesi ve ihtimali bulunmamaktadır.”
Düşünmeliyiz, böyle devam edersek nereye varırız?.. 2028 seçimlerini hatırlatan Davutoğlu, “kalıcı bir otoriter yapı” oluşması tehlikesine dikkat çekiyor.
Davutoğlu’nun aynı şekilde fevkalade önemli ikinci uyarısı, “otoriterleşmenin, yolsuzlukların, gelir adaletsizliğinin, yasakların ve hukuk ihlallerinin doğurduğu öfke dalgasının rövanşist bir karşı iktidara dönüşmesi tehlikesidir…
Tarih okuyanlar; bu iki tespitin, bu iki tahlilin, bu iki uyarının ne kadar önemli olduğunu takdir ederler. Alarm gibi uyarılardır bunlar.
Davutoğlu öteden beri dile getirdiği ahlaki bir sorunu, son açıklamasında da ifade ediyor. Bu, “muhafazakâr camianın ahlaki üstünlüğü kaybetmesi”dir.
Lord Acton 1885’te yazmıştı, “güç bozar mutlak güç mutlaka bozar.”
Belediyelere operasyonlar ahlaki prensiple değil, muhalefeti zaafa düşürme siyasetinin icraatıdır.
Davutoğlu, yedi sene önce 22 Nisan 2019’da yayınladığı “Manifesto”da yolsuzluklara dikkat çekerek şöyle yazmıştı:
“Siyasi ahlak, şeffaflık, siyasetin finansmanı ve imar rantlarının vergilendirilmesi yasaları acilen çıkarılmalıdır. Böylece, siyasi ahlak kuralları, şahsi yoruma ihtiyaç hissedilmeyecek ve kişilerin şahsi ahlak anlayışlarına terkedilemeyecek şekilde tanımlanmalı ve güçlü teamül ve kurallarla tahkim edilmeli.”
Başbakanlığı döneminde bu yönde hazırladığı kanun tasarısını Erdoğan kabul etmemişti.
Yedi yıl sonra, bugünkü durumu dünkü açıklamasında şöyle tasvir ediyor:
“Siyasetin üst kademelerinde başlayan yozlaşma; parti farkı gözetmeksizin siyasi kadrolara, ardından sivil toplum kuruluşlarına ve nihayet toplumun her katmanına sirayet etmektedir…”
Sistemde denetim ve denge yokluğunun marazlarıdır bunlar.
DAVUTOĞLU YAZMALI
Danışmanlık, Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanı ile anlaşmazlıklar, Cumhurbaşkanı eliyle Başbakanlıktan ıskat, muhalefet tecrübesi…
Bunlar az tecrübeler değildir.
Gelecek nesillere aktarılması gereken çok değerli bilgiler, dersler, ibretler vardır bu tecrübelerdi. Yazmalıdır bunları.
Davutoğlu CB sistemine karşıydı. Başkanlık sistemi olacaksa mutlaka kuvvetler ayrılığı esas alınmalıydı.
CB sisteminin doğuracağı sakıncalar hakkında Cumhurbaşkanı’na “uzun bir rapor” verdiğini birkaç defa TV’lerde söyledi. Özel görüşmelerimizde bu raporu ısrarla istedim, “iki kişi arasında” diyerek vermedi.
Artık politikacı değildir. Sözleri siyasi kavga gibi algılanamaz. Gerçeğin beyanı niteliğinde bu raporu ve benzer olguları açıklamalıdır.
Tabii ki köşesine çekilmeyecek. Bundan sonra, tecrübeleriyle ve donanımıyla vicdanlara ve zihinlere seslenen bağımsız bir akademisyen ve entelektüel olarak yapacağı çalışmaların particilikten daha yararlı olacağına inanıyorum.
Son cümleyi de dünkü açıklamasından alıyorum:
“Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş Türkiye için bir tercih değil zorunluluktur.”
