İnsanların kanun yapması tağuti düzen talebidir!..

Özellikle Ortadoğu eksenindeki Müslüman ülkelerde hakim olan selefi anlayışa göre, şeriata aykırı en küçük bir fiil bile şirk olarak görülmektedir.

Tevhidi, ideolojik ve siyasal bir örgütlenme biçimi olarak gören bu anlayışa göre, “mutlak iktidar” sahibi Allah’tır, kanunları sadece Allah yapar. Bu yüzden de insanların iktidar planlaması yapması, kanunlar hazırlaması tağuti bir düzenlemedir, bir bakıma tanrılık iddiasında bulunmaktır.

Prof. Dr. Zeki İşcan’ın bu konudaki şu tespiti, zihin dünyamızı zenginleştirecek niteliktedir: “Böyle bir tevhid anlayışı, insanların insan olma özelliğini elinden alan bir anlayıştır. İnsan nizam koyamayacaksa, kanun yapamayacaksa, düşünmeyecekse ona insan demek artık mümkün olmayacaktır. Sorgulanamaz, keyfi, mutlak bir kudret sahibi varlığa aynı zamanda mutlak iyilik atfetme meselesi en çok tartışılan meselelerden biridir.” (KURAMER Çalıştayı, Geçmişten Günümüze İslam Düşüncesi, s.175)

İnsanoğlunun dünyada iktidar planlaması yapmasını, Allah’a karşı bir başkaldırı olarak değerlendirerek Allah’ın bahşettiği aklı devre dışı bırakmaktır ki bu, dinin ruhuyla da mesajıyla da çelişen bir durumdur.

Zeki İşcan’ın, Muhammed abduh’un ‘nübüvvet’ yaklaşımına atfen yaptığı değerlendirme, bu açıdan son derece önemlidir: “Abduh nübüvveti, aklı sınırlayan göksel bir müdahale olarak görmemiştir. Bence Abduh’un en özgün düşüncesi budur. Ona göre nübüvvet, ‘dışarıdan insanlara fazilet dayatan bir göksel müdahale’ olarak görülmemelidir. Çünkü İslam’ın temel esaslarından biri, iyiliğin insan fıtratında mevcut olduğudur. Bu nedenle nebinin görevi, unutulmuş ama fıtratta zaten mevcut olan o iyiliği dışarıya çıkarmaya çalışmaktır. Yoksa bir iyilik empoze etmek, fazilet dayatmak değildir.” (a.g.e, s.170-171)

Maalesef Müslüman dünya, aklı devre dışı bıraktığı günden bu yana insanı da hayatı da şeriat üzerinden okumaya başladığı için dini insansızlaştırmıştır. Zeki İşcan Hoca’nın ifadesiyle şeriat, “akıllı makine” olarak görülmeye başlanmıştır.

Bu arızalı yaklaşıma göre, artık insanın akletmesine, düşünmesine ihtiyaç yoktur, her şeyi şeriat çözecektir.

Oysa Kur’an doğrudan insanı muhatap almış ve mesajını insanın aklına emanet etmiştir. Dahası Kur’an, geçmişte Hristiyan ve Yahudi teologların nefes alamaz hale getirdiği insanı özgürleştirmiştir.

Ne yazık ki bugün Müslüman dünya, insanın özgürlüğünü kısıtlayan, düşünme ve akletmenin önünü kapatan bir anlayışa hapsolmuş durumdadır. 21. Yüzyılda bile İslam uleması hala, “Sizin aklınızı kullanmanıza ihtiyaç yok, şeriat sizin yerinize her şeyi halleder” anlayışı içinde hareket etmektedir.

Her şeyi şeriat kuralları içine hapseden ve de henüz yaşadığımız çağa gelememiş zihinlere hatırlatmak gerekir ki İslam’ın doğuş ve şekillenişine öncülük eden ilk nesil Müslümanlar ve onları takip eden nesillerin uygulamalarında beşeri katkının önemi büyüktür.

Maalesef mevcut din söylemimiz, bu beşeri katkıyı yok saymaktadır. Prof. Dr. Ömer Özsoy’un bu konudaki şu tespiti, ilahi mesajın insanlığa ulaştırılmasında beşeri katkının önemini net bir şekilde ortaya koymaktadır: “Hz. Peygamber başta gelmek üzere, kurucu ümmetin (ilk Müslümanların) ufkunu ve tecrübesini ifade eden ‘Sünnetin’ ya beşer katkısı olduğu gerekçesiyle Kur’an karşısında değersizleştirilip ikincil bir konuma itildiğini ya da Hz. Peygamber’in söz ve uygulamalarına inhisar ettirilip vahye (vahy-i gayri metluv) dayandırılmak suretiyle, ancak beşeri karakteri yok edildikten sonra Kur’an’la eşdeğer bir konuma yükseltildiğini görüyoruz. İster beşeri katkı olduğu için Sünneti Kur’an’dan sonraki ikincil kaynak mevkiine indirsin, isterse Sünnete bir otorite vermek için arkasına vahyi koyarak onu ilahileştirsin, her iki yaklaşım da esas itibariyle İslam’da beşer katkısını inkar etme ve beşeri olanı değersizleştirme noktasında buluşmaktadır.” (Geçmişten Günümüze İslam Düşüncesi, s.219-220)

Dini, insanların yüzyıllar içinde elde ettiği tecrübelerden, kültürel birikimlerden, fıtratında var olan özelliklerinden soyutlayarak salt vahiy metinlerine indirgemek, ilahi mesajın önüne perdeler çeken bir anlayışın ürünüdür. Oysa biliyoruz ki İslam, özü itibariyle insanı ‘fıtrat çizgisi’ne yakın tutmak üzere gelmiş ilahi bir armağandır.

Haliyle böyle bir tabloda Müslüman dünyanın, zamanın ve şartların gerektirdiği kanunlar yapması, modern anlamda bir adalet sistemi oluşturmaları mümkün gözükmemektedir.

İşte tam da bu yüzden günümüz Müslüman dünyasının, dinin esas hedefini ve de hikmetini anlama noktasında zihin dünyalarını reforme etmesinde sayısız faydalar bulunmaktadır.

YORUMLAR (6)
6 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.