Kesinliğin hapishanesinden kurtulmak

Gençlik yıllarında insan, hayatın karmaşıklığı karşısında tutunacağı kesin, mutlak ve değişmez kurallar arıyor.

Dindar ya da ideolojik çevrelerde yetişenlerin fazla bir araştırma zahmetine girmesine gerek kalmıyor. Genç dimağlar, aradıkları kusursuz ve tartışmasız “doğruları” kucaklarında buluyorlar.

Mutlaklığından en ufak şüphe duyulmayan hakikatin keskin kılıcı ile delikanlılık enerjisinin buluştuğu noktadan radikalizm filizleniyor.

Hayat tecrübesi keskin görüşleri biraz törpülese de insanların “pek azı” gençlikte benimsediği “mutlak doğruları” sonradan tekrar sorguluyor.

Meraklı, öz güveni yüksek, eleştirel düşünme becerileri gelişmiş insanlar, ömürleri boyunca mutlak hakikat sandıkları bir takım bilgilerin pek o kadar da tartışmasız olmadığını fark ediyorlar.

Farklı perspektiflerden yapılan farklı okumaların en az kendilerininki kadar geçerli olabileceğini anlıyorlar.

Hakikatin “müphem” yönlerinin olduğunu keşfediyorlar.

MÜPHEMLİK HOŞGÖRÜSÜ

Thomas Bauer’in Müphemlik Kültürü ve İslâm kitabında altını çizdiği bir kavram var: Ambiguitätstoleranz.

Bu kavramı, bir durumun birden fazla anlama gelebileceğini, çelişkili gerçekliklerin aynı anda var olabileceğini kabullenme becerisi olarak düşünebiliriz.

Modernitenin her şeyi net sınırlarla kategorize etme takıntısının, İslam dünyasında bir zamanlar var olan “esneklik ve hoşgörü” iklimini de kuruttuğunu söyleyen Bauer, klasik İslam düşüncesinin zirve dönemlerine baktığında, bambaşka bir manzara gördüğünü anlatıyor.

Mesela o dönemin alimlerinin, Kur’an metninin farklı okunuşlarını (kıraatlerini) bir “rahmet” ve zenginlik saydıklarını hatırlatıyor.

Hz. Ali, kendisini tekfir etmelerine rağmen, şiddete başvurmadıkları sürece Haricilere karşı şiddet kullanmayı reddetmiş.

Bauer, Hz. Ali’nin bu tutumunu “politik müphemliğe” örnek gösteriyor.

Muarızları meşruiyetini reddetse bile, onların varlık hakkına saygı duyan bir siyaset anlayışının, “ya haktan (yani benden) yanasın, ya şeytandan” şeklindeki “modern” meydan okumanın tam zıttı olduğuna dikkat çekiyor.

Kitabın “Rahmet Olarak Görüş Farklılığı” başlıklı bölümünde Bauer, klasik fıkıh âlimlerinin bir hükme vardıklarında buna mutlak doğru dememelerine de “hukuki müphemlik” ismini veriyor.

Klasik dönemde benimsenen “müçtehit hata etse de sevap alır” ilkesinin, hakikati arama sürecinin ulaşılan sonuçtan daha değerli görüldüğünün kanıtı olduğunu söylüyor.

BELİRSİZLİK ZAYIFLIK MI?

Bugün “müphemlik” dediğimizde aklımıza belirsizlik, kararsızlık ya da bir zayıflık hâli geliyor.

Oysa geçmişin o “geniş” insanları için müphemlik, bir estetik ve entelektüel olgunluk göstergesiydi.

Geçmişin fıkıh âlimleri, kendi görüşlerini yanlış olma ihtimali olan bir doğru, karşı görüşü ise doğru olma ihtimali olan bir yanlış olarak tanımlarken aslında egolarının pençesinden kurtulup hakikatin müphemliği önünde diz çöküyorlardı.

Muhaliflerine kılıç çekmeden önce durup düşünerek, “ya onlar haklıysa?” diyebilen o kadim feraset, aslında müphemlik hoşgörüsünün zirvesiydi.

Bu cümle, güvensizlikten kaynaklanan bir tereddüdün değil, aksine muazzam bir özgüvenin yansımasıydı.

Kendi doğrusundan emin olan ama başkasının doğrusuna da hayat hakkı tanıyan bir zihin yapısının işaretiydi.

MUTLAKİYET KALESİNDE MAHSURUZ

Peki, ne oldu da bu “gri alanları” sevme ve kabul etme becerimizi kaybettik?

Bauer’e göre modernleşme süreci, beraberinde müphemliğe karşı büyük bir tahammülsüzlük getirdi.

Her şeyi tanımlamak, sınırlandırmak, keskin bir şekilde kategorize etmek ve birer “ideolojik mermi” haline getirmek zorunda hissettik kendimizi.

Dini, bir “iyi hayat pratiği” ve “anlam arayışı” olmaktan çıkarıp, savunulması gereken bir “ideolojik kaleye” dönüştürdük.

Müphemlik yorucu; düşünmeyi, tartmayı ve en önemlisi “yanılıyor olabilirim” diyebilme cesaretini gerektiriyor.

Mutlak hakikat fikrinin tahakkümünden yakamızı kurtarmamız lazım!

Mutlakiyet kalesi biz korumuyor, hapsediyor.

Bu hapishanenin duvarlarını yıkmalıyız.

Çünkü hayat, o dar hücrelerden çok daha geniş, çok daha renkli ve ne mutlu ki; çok daha müphem.

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
SON YAZILAR