Artemis II Ay yolunda, gündem Murat Övüç

Artemis II Ay’ın yörüngesine girip karanlık yüzünden insan gözüyle çekilmiş ilk resimleri gönderirken, bu heyecanı yaşamak yerine, yanıbaşımızdaki ateş çemberiyle ilgilenmek zorunda kalmak insanlık açısından gerçekten bir utanç kaynağı. Aya elimizi uzatabilecek kadar yakınlaştığımız bir çağda, siyasal olarak hâlâ güvenlik korkularının belirlediği bir dünyada yaşıyor olmamız, modern/postmodern medeniyet iddialarının başarısızlığını da ortaya koyuyor.

Doğu’da ve Batı’da sarayların tepesine çökmüş mesiyanik fanatiklerin yönettiği bir dünyada, bekledikleri mesih/mehdi için oluk oluk kan akıtmalarını hep birlikte izlerken, milyonlarca insanın ellerinde tespihlerle bu muhteşem an için büyük bir vecd ile tespih çektiklerini de unutmamız gerekiyor.

Bilgisayar oyunundaymış gibi insanların bir nesne gibi avlandığı bir dünyanın kendisini medeni olarak tanımlaması ise modernliğin bir başka çelişkisine işaret ediyor. Modern çağ barbarlığı ortadan kaldırmak yerine, onu daha teknik, daha bürokratik ve daha görünmez hâle getirdi. Medeni dünya geçmişin yağma kültürüne mesafe koyduğunu iddia ederken aslında onu sadece biçim değiştirmiş bir şekilde sürdürdüğünü Beyaz Saray’ın başındaki “Kral çıplak” diyen Epstein muhibi ve İsrail uşağı sayesinde gördük.

“Petrole el koyayım mı?” gibi Barbarlar Çağı’ndan bir sesin modern bir başkentten yükselmesi, küresel düzenin hâlâ kaynak rekabeti etrafında döndüğünü ve ekonomik çıkarların siyasal kararların merkezinde yer aldığını bir kez daha gösteriyor.

Bu arada Artemis II ikinci insanlı Ay misyonu için yoluna devam ediyor.

Kuzeyimizdeki savaşta Ukrayna’nın enerji hatlarına yönelik saldırıları da Trump’ın ürettiği mantığının bir parçası: Sıkışmışlıktan kurtulabilmek için en olmazı yapabilmek.

Bir de işin magazinsel boyutu var. Bizler Putin’in askerlerine ve çevresindekilere ne denli saygılı olduğunu, Trump’ın ise ne denli yoz bir kişilik olduğunu konuşurken aralarındaki farkın makyajdan ibaret olduğu gerçeğini ise gözden kaçırıyoruz. İmaj çağında Putin ve Trump iki farklı ürün konumunda.

Dahası, aşırı güçlenmiş liderlerin kendilerine ve toplumlarına bakışlarının çok da farklı olduğunu düşünmek, sadece biz düşünen insanların bir yanılgısından ibaret. Görüntüdeki rafineliğe bakarak toplumlara yerleşmiş teamüllerin gücünü görmezden gelmemek lazım. Kurumsal geleneklerin güçlü olduğu yerlerde siyasal davranışlar daha öngörülebilir olurken, kişiselleşmiş iktidar yapılarında siyaset çok daha kırılgan ve öngörülmesi zor bir hâl alıyor. Putin, eski Çarlık ve Sovyet geleneğinin bir devam ettiricisi konumunda ve şık bir elbise içinde hareket etmeyi tercih ederken; Trump ise ABD’nin yıllardır üretmeye çalıştığı -sahte ve ikiyüzlü bile olsa— imajı uluslararası alanda adeta yerle bir etmek için elinden geleni yapıyor.

Dünya büyük bir buhran içinde yuvarlanırken, bu tür krizlerin öğretici bir tarafı olduğu da doğrudur. Ancak tarih boyunca olduğu gibi içte güçsüz, zayıf ve etkiye açık olan topluluklar bu sürecin kaybedenleri olmaya hep mahkûm olacaklar. Kan ve gözyaşı fakirlerin üzerindeki kara bir yazgı olarak devam ederken, bu hikâyenin kazananları ise hep malum karakterler olacak.

İnsanlığın bir yeryüzü cenneti yaratma konusunda başarıya belki de en çok yaklaştığı bir çağda şiddete bu denli meyilli olması gerçekten çok yazık. Teknolojik ilerleme ile siyasal olgunlaşmanın aynı hızda ilerlemediği gerçeği bugün daha görünür hâle geliyor. Yıkıcı döngümüz hiç bitmiyor. Ama bunun sebebini sadece iki üç lidere yıkmak yanlış olur. Çünkü sorun çoğu zaman kişilerden çok, güç birikimini ödüllendiren ve diğerkâmlıktan uzak insaniyetimizde yatıyor.

Putin ve Trump’ın onlarca irili ufaklı muadillerinin koltukları tuttuğu bir çağda yaşıyoruz ve bu ortam kimse için güvenli bir liman vaat etmiyor.

Çin’in sessiz ve derinden gelişi de bir şeyleri olumlu anlamda değiştirmeyecek. Tarih boyunca yükselen güçler çoğu zaman sistemi yıkmaktan çok onun içine yerleşmeyi tercih etmişlerdir. Görünen o ki medenileşme maceramız tekrar Barbarlık Çağları’na geri dönmek üzere. Çok yakın bir zamanda İran ve Ukrayna’da olanların Tayvan veya Kore’de ya da başka bir yerde olmayacağının hiçbir garantisi yok. Sadece anlık bir kıvılcım bekliyor.

Görece barış çağından savaş çağına artık geçmiş durumdayız. Biz içeride nelerle meşgulüz diye baktığımızda ise insan üzülmeden edemiyor. Artemis II Ay yolundayken Murat Övüç “özgür yaşamak istediğini” ve artık makyaj yapmayacağını açıkladı…

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.