İlk AŞK Beşiktaş

Nihayet iki buçuk yıllık göçebeliğin sonuna gelindi ve stadımıza dönüyoruz. Bir Beşiktaş aşığı olarak bu olay beni çocukluğuma kadar götürdü.

Ankara’nın arka varoşlarında yarı patlak topların peşinde koşarken pek çok çocuğun Fenerli ya da Cimbomlu olduğu günlerde herkese inat Siyah-Beyaz renklere tutulmuş ve âşık olmuştum. Henüz televizyonlarda maç yayınlarının olmadığı, radyo günlerinde sokaktaki her çocuk gibi Beşiktaş’ın ve neden hatırlamıyorum Juventus’un Platini ve Rossi’li on birini bir çırpıda sayabilirdim. Herhalde siyah ve beyaza olan doğuştan bir tutkunluktu benimki.

İlk aşkımı, ilk kez canlı olarak Ankara 19 Mayıs stadında izlemiş, Mehmet Ekşili, Fikretli, Sametli kadronun yıllar sonra gelen şampiyonluğunu çocuksulukla hatırlasam da bu aşkın sefasını Metin-Ali-Feyyaz’la yaşamıştım. O günlerde hayatın merkezinde Beşiktaş vardı ve yenildiğimiz ya da berabere kaldığımız haftalar kâbus gibi geçer, yemeden içmeden kesilir, kahrolurdum. Aslında çok da fazla bir şey değişmedi benim için!

O unutulmaz 2-0’dan 2-2’ye gelen Malmö maçından sonra, büyük bir saflıkla sabaha kadar dua etmiş ve gördüklerimin bir kâbus olduğuna kendimi inandırmaya çalışmış, sabah erkenden gazete bayisine koşarak gazetelerin arka sayfalarına bakmıştım. Sanki bir şeyler değişecekmiş gibi.

Beşiktaş’ın Ankara’daki maçları için günler öncesinden harçlık biriktirir ve maç günü sabahı akşam yenecek azarı hiç umursamadan, 19 Mayıs Stadı’nın arka sahalarında kapıların açılması bekler ve saatlerce bilet kuyruğunda ite kaka mücadele ederdim. Zavallı annem tüm mahalleyi arattıktan sonra “yoksa Beşiktaş Ankara’ya mı geldi?” sorusuna aldığı “evet”le ancak rahatlardı.

LİME LİME DOĞRANARAK...

Galatasaray’la oynanan bir Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında bütün gün güneş altında kalmaktan dolayı başıma güneş geçmiş ve üç gün hasta yatmıştım. İlk polis copunu, ilk gözaltını -Allah’tan sadece yarım saatlik bir dayakla yırtmıştım- ve ilk meydan dayağını da o günlerde Beşiktaş için yemiştim.

Ve yıllar geçti ve İstanbul’a geldiğim ilk gün şansıma Beşiktaş’ın hazırlık maçına denk gelmiş ve ben de soluğu İnönü’de alıp; Metin- Ali-Feyyaz’lı efsane kadroyu hem de İnönü’de seyretme bahtiyarlığına erişmiştim.

Yıllar sonra İstanbul’a bir gelişimde annemi İstanbul’da gezecek yer yokmuş gibi İnönü’ye götürmüştüm. Annem, Beşiktaş Müzesi’ni gezdirdiğimde “Oğlum bu kadar yolu getirdin bari Rıza (Çalımbay) ile tanıştırsaydın!” diye serzenişte bulunmuş, bense “İnşallah bir gün olur” demiştim ama ne yazık ki sözümü hala yerine getiremedim.

Sonraki yıllarda İnönü’de onlarca maça gitmiş, inanılmaz maçlar seyretmiş ama bir daha o efsane günlere geri dönememiştik. En çok üzüldüğüm olay ise belki de 90’ların ikinci yarısının gördüğü en harika takımın lime lime doğranarak şampiyonluk elinden alınırken; yeni bir Beşiktaş ve Rasim Kara efsanesinin, o günkü yönetimin de basiretsizliği ile kurulmaya çalışılan düzenin tuzağına düşülerek dağıtılmasıydı. Baronlar iki takımlı bir sistem inşa ederken Beşiktaş’a ise sus payesi olarak 5-6 yılda bir şampiyonluk izni verilen yıllar başladı. Trabzonspor Başkanı Muharrem Usta’hıh da dediği gibi; inşallah bu stat Beşiktaş için “bir milat” ve futbolun kurulu düzeninin de yıkılması için bir vesile olur.

Ben pazartesi akşamı, yeni stat için ilk kazma vurulduğu gün eşimle kavgayı dahi göze alarak kombinemi aldığım Vodafone Arena’da ilk aşkımla bir kere daha buluşmaya gidiyorum; herkesi beklerim diyeceğim ama maalesef yer yok. Yeni stadı çok bekledik, çok özledik ve çok şükür o güne kavuştuk ve inşallah bu dönüş ŞAMPİYONLUK dönüşü olacak.

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
3 Yorum