Ufak at arada kalırız!

Mizah bir ülkenin kılcal damarları gibidir. Doğru kullanıldığında pek çok meseleyi gün gibi aydınlatır ve en zor günleri bile yaşanır kılar. Ama mizah, aynı zamanda içinde bulunulan çıkmazların da acı bir aynasıdır. Konuşulamayanların remizlerle anlatıldığı, anlatılmaya çalışıldığı sisli, karanlık bir dünya. 

Mizah inceldikçe toplum da incelir, kabalaştıkça toplum da kabalaşır. Farkında mıyız bilmiyorum ama memlekette herkes giderek mizahtan ve incelikten uzaklaşarak kabalığa ve şiddete demir atma yarışında. İnsanlar sadece hoşlarına gideni duymak istiyor. İstiyor da, dünya hiçbir zaman öyle bir yer olmadı ki… Yazık, gerçekten çok yazık! 

*** 

Yıllar önce devletin en tepesindeki iki önemli şahıs kavgaya tutuşup kızılca kıyamet kopunca, herkes ne olacak diye şöyle bir kulak kabartıvermişti etrafına. Tesadüf ya, benim de yolum o tepedekilerin birisinin memleketine düşmüştü. Tepeler bu kadar sıcak olunca insan merak ediyor doğal olarak. Ben de soruvermiştim “Bu kavga için ne dersiniz? Bir tarafta hemşehriniz, diğer tarafta büyüğümüz!” 

Arkadaşlar beni güzel bir fıkra ile çok derinden aydınlatıvermişlerdi: 

“Bak hocam bizim şehrin özelliğidir hesapsız kitapsız işe girilmez. Kârı zararı hesaplanmadan, dere görülmeden paça sıvanmaz. Onun için bekleyip sonunu görmek yeğdir. 

Şimdi bizim şehirden büyük bir tüccar vakti zamanında karısını da alıp hacca gitmeye niyet etmiş. Hac farizalarını birer birer yerine getirirken sıra şeytan taşlamaya gelmiş. Bizim tüccar nerde ufak taş varsa alıp incitmeden atarken, yenge hanım ise nerde büyük taş varsa, yerden alıp var kuvvetiyle şeytan taşlamakta. Beyi bir, iki derken dayanamamış karısına “Ya hanım biraz ufak at!” demiş. Hanımı daha da hiddetlenip “Şeytanın gözü çıksın” deyip daha büyük taş ararken, beyi karısının kulağına “Hanım, hanım bak bu şeytan bir zamanlar Allah’ın baş meleği idi, şimdi yarın bir gün barışırlar arada biz kalırız. Olan bize olur! Sen yine de ufak at.” Demiş. 

Ülkemizde işler maalesef fıkra tadında gidiyor, aman nemize lazım biz sükût ile duralım.  

Yine bir fıkra ile devam edelim, herkesin bildiği ama hal-i pürmelâlimizi anlamak için faydalı: 

“Bir Türk, bir Kürt ve bir Ermeni üç arkadaş bir yaz günü yaya olarak yolculuğa çıkmışlar. Ermeni olan aynı zamanda papaz. Hava da sıcak, bir süre sonra yolda susamışlar. Etrafta su yok. Bağların da olgun zamanı. ‘İki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın’ diye bir bağa girmişler. 

Bağın sahibi bir Türk ama onu görememişler. ‘Kaç paraysa veririz’ diyerek yemeye başlamışlar. Bu sırada bağın sahibi gelmiş. Bakmış üç kişi üzümünü yiyor. Fena bozulmuş ama üç kişiyle de başa çıkamayacağını bildiği için önce alttan almış. 

Birine bakmış, kıyafetinden papaz olduğu belli. Diğerine bakmış, konuşmasından Kürt olduğunu anlamış. Üçüncüsü de Türk. 

Dönmüş Ermeni’ye, ‘Bak bu adam Türk, yesin malımı. Benim kanımdandır. Helali hoş olsun. Bu da Kürt’tür ama din kardeşimdir. Sen niye yiyorsun benim üzümümü?’ demiş. Bu laf Türk ve Kürt’ün hoşuna gitmiş. 

Adam, papazı bir güzel evire çevire dövmüş. Kıpırdayacak hal bırakmamış, yere uzatmış. 

Bağ sahibi biraz sonra Kürt’e dönmüş. ‘Müslümansın da niye sahipsiz bağa giriyorsun. Bu adam benim kanımdan yediyse afiyet olsun, çünkü o Türk’tür. Kardeşimdir’ diyerek bir güzel onu da dövmüş ve yere uzatmış. 

Bu durum Türk’ün hoşuna gitmiş. Biraz sonra adam Türk’e dönmüş ve ‘Tamam anladık Türk’sün, aynı kandanız, aynı dindeniz ama sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi?’ diyerek Türk’ü de evire çevire bir güzel dövmüş. 

Türk son yumrukla yere yuvarlanınca Kürt’e dönmüş ve ‘Biz’ demiş ‘Papazı dövdürmeyecektik.” 

Kıssadan hisse, memleketin ahvali bu. Hepimiz sıramızı bekliyoruz ama sıra kimde?.. 

Yine bir fıkra ile bağlayalım meseleyi: 

“Bir gece Hoca’nın eşeğini çalmışlar. Eşeksiz, Nasreddin Hoca ne yapsın? Fukara, önüne gelene yalnızca bu adi hırsızlık vakasını değil, çalınan eşeğinin faziletlerini de anlatıp duruyormuş. 

Kim yanar Hoca’nın eşeğine? Her ağızdan bir avaz: 

– Kış uykusuna mı yattın Hoca? 

– Kapıya niye parmaklık yapmadın? 

– Kapıyı kilitlemeyi mi unuttun yoksa? 

En sonunda Hoca dayanamamış: 

– Bre, demiş, domuzdan yana mısınız, benden yana mısınız? Hırsızın hiç mi suçu yok?” 

Sevgi, muhabbet ve de selametle kalınız ey güzel insanlar… 

 

YORUMLAR (17)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
17 Yorum