John Surman ve Zihni Müzik

Lise son sınıfın güzel bir Haziran gününde olağan Acıbadem- Kadıköy yürüyüşlerimde son çıkan albümlere göz atmak ve müziğin yeniliklerini, fanzinlerini keşfetmek için yolum Akmar pasajına düşerdi. Daha çok rock ve metal müzik dinleyen gençliğin uğrak yeri olan pasajda ethnic, jazz, soul müziğin de en eşsiz örnekleri piyasaya çıkardı.

Tabii ki bu mihmandarlığı üstlenen en önemli mağaza pasaj no:13’te yer alan Zihni Müzikti. Hoparlörle pasajın içinde yankılanan seste çoğu zaman yeni gelen albümler çalardı. Ansızın büyüsünde kaybolduğun bir parça ya da… Daha önce dinlemediğin bir ses, ya da kulağında günlerce dönüp dolaşacak bir melodi…

Pasajın karman çorman heyulasında, kesif sigara dumanı, zamanın standart tiplemelerine direnen gençler, gazetesini dikdörtgen şekilde kıvırmış ve koynunun altına sokarak gezen bir Moda sakini, bigudili saçlarıyla Chanel 5 kokan pembe rujlu teyzeler, tellere asılmış fanzinler, içerisi dumandan gözükmeyen bir bilardo salonu… Tüm bu insanlar ve mekan arasında çalan, kalabalığa karışan o aşkın müzikler, bazen Rock bazen metal, fakat çoğu zaman hiç bilmediğimiz, adını “Zihni” olmasa duymayacağımız seslerdi…

Mp3’ün olmadığı, sahte CD’lerin yeni yeni türemeye başladığı, walkman ya da discman gençliğinin zamanları. Zihni kişisel seçkilerden kaset de hazırlardı. İşte bu müzik çeşitliliğini bir bellek olarak saklama ve yenilerini insanlarla buluşturma görevini o küçücük Müzik dükkânı üstleniyordu.

Ecm Record’s albümleri, Brahem’in Barzakh’ı mesela, John Surman’ın Upon Reflection’u, Eleni Karaindrou’nun Leyleğin Geciken Adımı’nın soundtracki, Stephan Micus, Cocteau Twins, Dağhan Baydur, Nusrat Fateh Ali Khan albümleri, Coltrane, Zappa, john lee Hooker… Bir sürü isimle Zihni’nin dinlettirdiği albümler sayesinde tanıştım. İyi müziğin peşinden koşan bir sürü insan seslerin ritmine, ethereal müziğin ruhuna, hiçbir yerde bulunmayan albümlerin kendisine Zihni Müzik sayesinde ulaştık.
Bu sayede tanıştığım müzisyenler hakkında ayrı ayrı yazmak isterdim fakat bugünü 80 yaşında yenice son albümünü çıkarmış John Surman’a ayırmak istedim.

Kendisine ait en çok dinlenen parçalar olan Edges of Illusion ve Portrait of a Romantic şarkılarını “KEDİCİK” belgeselinde fon müziği olarak dinlemiştik yakın zamanda. Çok mutlu olduğum söylenemez elbette. Böyle konuların müziğini yapmadığını ya da onun müziğinin bu tarz yapımların konusuna ait olmadığını bu yazı vesilesiyle anlatmak isterim.

Besteci ve multi enstrümantalist olan John Surman, 20. yüzyılın son on yılında cazın uluslararası ufkunu önemli ölçüde genişleten Avrupalı caz müzisyenleri kuşağının en önemli isimlerinden birisidir.

Soprano ve bariton saksafonlar, bas klarnet ve sentezleyici de dahil olmak üzere birçok enstrümanı çalma becerisi, müziğinde farklı dokular ve tonlar yaratmasına olanak tanıdı ve bu sayede müziğini caz, folk, klasik ve dünya müziğinden unsurlar içeren etkilerle karakterize ederek ayrı bir form elde etti.

Uzun kariyeri boyunca bariton saksafondaki hünerini birçok alternatif müzik türü ve müzisyenle birleştirerek, caz müziği repertuarının algılanan sınırlarının da ötesine uzanan bir çıtaya taşıdı.

Zarif lirizm, zengin dokulu sesler, yoğun ve dolgun doğaçlamalarla üflemenin sınırlarında gezen bu İngiliz Soylusu, hala daha yeri doldurulamayacak müzikal bir evrenin hâkimi…

Surman’ın müziği için ne zaman bir tanımlama yapmak istesem kelimelerle anlatamayacağım bir yere varırım fakat insanı bilinmedik bir yerlere, tanıdık sınırların ötesine geçirdiğini ifade edebilirim.

Caz’ın kendine has sabit kültürüne ve geleneğine duyduğu derin sevgiyi çalışmalarının her birinde ayrı ayrı hissetsek de ayrıntıya girdikçe, 10 yıllarca dinledikçe bir zamanlar koroda yer almış bir İngiliz çocuğu olarak koro müziğinin melodik niteliklerinden ve İngiliz halk müziğinden kendi müziğine devşirdiği etkiyi hissedersiniz.

1990’da çıkardığı “Road to Saint Ives” albümünde, özellikle “Bedruthan Steps” şarkısında bu yerelliğin tadına sonuna kadar bakabilirsiniz. Zira çalışmalarının çoğu, güneybatı İngiltere’nin o puslu ve buğulu manzarası ve British Invasion etkisiyle tüm adayı hakimiyeti altına almış İngiliz müziğinin gücüyle farklı ve güçlü bir biçimde yankılanır.

Kendisinin de bu etkiye dair şöyle bir ifadesi vardır;

“Beni müzikle ilgili neyin heyecanlandırdığına bakarsam, cazla tanışmadan önce duyduklarımın bunlar olduğunu görüyorum.”

John Surman bu sene 80. doğum gününü kutlayacak. Ve bu ay Ecm Record’s etiketiyle “Words Unspoken” isimli albümü yenice çıktı. Rob Luft (gitar, İngiltere), Rob Waring (vibrafon, ABD-Norveç), Thomas Strønen’in (davul Norveç)yer aldığı nesiller arası grupla turneye de çıkacak. Belirtmeliyim ki Müziğin zamana direnen eşsiz üflemecisi olarak hala daha sahnelerde olması muazzam bir ayrıcalık.

Anouar Brahem gelmiş geçmiş en iyi albümü olan Thimar’da John Surman ve Dave Holland’la çalışmıştı. Üç müzisyenin de zirvesi olan bir albümdür bu. Ve daha iyisinin yapılma ihtimali de sanıyorum ki yoktur.

Bu yaşta bu kaliteyi ve sanatın gücünü iliklerimize kadar hissettiren Müziğin lordunu anlatmadan olmazdı.

Hem gündemin umutsuzluğunu üflenen melodilerle unutmak iyi gelir belki.

YORUMLAR (6)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
6 Yorum