Ahbap skandalı
Haluk Levent ve Ahbap Derneği hakkında açılan soruşturma, yaşamakta olduğumuz çürümenin fevkalade esef verici bir yönüne neşter vurdu: Bunu herhangi bir yolsuzluk ve suistimal olayından daha esef verici görmemin sebebi, “toplumsal güven” dokumuzu tahrip etmesidir.
Bundan sonra, Allah korusun, bir afetle, bir felaketle karşılaştığımızda “gönüllü kuruluşlar” hakkındaki güvenimiz ve yardım duygumuz en azından tereddütler geçirecektir.
Bu soruşturmasında, görebildiğim kadarıyla iki boyut var:
* 6 Şubat depremleri için vatandaşların Ahbap’a yaptığı yardımlar… Levent bunun, o zamanın parasıyla 4 milyar 300 milyon TL olduğunu söylüyor. Gerçek rakam neydi, ne kadarı gerçekten depremzedeler için sarf edildi? Ne kadarı bahis oyunlarına gitti?
* Levent’in çevresinde oluşmuş şüpheli mali ilişkiler. Bunlar arasında yasa dışı bahis de var… Zamanın para değeriyle yüz birlerce lira ve milyon dolarlar konuşuluyor.
Kimseyi peşinen mahkûm etmeden toplumsal bir tahlil yapmak istiyorum. Hukuki değerlendirme, ancak iddianame ortaya çıktıktan sonra yapılabilir.
TOPLUMSAL GÜVEN DOKUSU
Şubat 2023 depremlerinde 53 bin 500’den fazla can kaybettik, 107 bin vatandaşımız yaralandı. 11 il, 124 ilçe, 6.929 köy ve mahalle şu veya bu ölçüde hasar gördü; yaklaşık 14 milyon kişi doğrudan etkilendi.
Maddi hasar 103 milyar doları aşıyordu!
Gerçek bir “asrın felaketi”ydi.
Elbette milletçe seferber olduk. Dünyadan da yardımlar geldi. İstanbul Ekonomi Araştırma’nın bulgularına göre, deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın yüzde 87’si “en çok gönüllü yardımlara ve toplumdaki dayanışma duygusuna” güven duymuştu.
Bu toplumsal güven dokusu en büyük manevi hazinemizdir.
Devletin iki gün süreyle faal vaziyette gözükmemesi tepkiler çekmişti. Ortada gözüken, mesela “Madenciler”di, koşup gelmişlerdi kazma ve kürekleriyle…
İkinci sırada güvenilen, yüzde 79’la “Mehmetçik”ti… Bizim milli kimliğimizin teşekkülünde tarih boyunca önemli bir faktördür Mehmetçik…
Üçüncü sırada?... Haluk Levent’ti, ortada gözüken… Kızılay’dan 40 küsur milyon liraya çadır satın alıp depremzedelere dağıtıyordu!
İPSOS’un araştırmasında, “özellikle Kızılay ve AFAD’a yönelik olumlu değerlendirmelerin oldukça gerilediği” belirtiliyordu.
MetroPOLL, yardım kuruluşlarını sormuştu. Birinci sırada 10 üzerinden 7.8 puanla Ahbap ve onu takiben Babala, AFAD, İHH, en sonda 5.9 puanla Kızılay.
KUTUPLAŞMA İLLETİ
Bu tabloda tahlil edilmesi gereken önemli bir faktör de toplumsal güven dokumuzun üstüne kezzap gibi dökülen “kutuplaşma” faktörüdür.
İktidarın uluslararası raporlarda da belirtilen, kurumları “bizdenleştirme” politikası… Muhalif milyonlarca vatandaşın oy verdiği belediyeleri kısıtlama politikası; mesela pandemi sırasında belediyelerin yardım toplamasını yasaklaması, toplanmış yardımlara el koyması, aşevlerini kapatması…
Muhalif duyguların keskinleşmesiyle, bu kesimlerde yardım duygusunun iktidardan farklı kanallara yönelmesi de dikkate alınması gereken bir faktördür.
Bunun içindir ki, kamu kurumları mutlaka tarafsız, liyakate dayalı ve şeffaf olmalıdır.
Böyle bir ortamda, harabeye dönmüş şehirlerde yardım organizasyonu yapan Levent ve Ahbap’ın kazandığı popülariteyi, güveni düşünün…
Levent’in bu güveni suistimal ettiği anlaşılıyor.
MALİ İLİŞKİLER
Levent’e hitaben, değerli sanatçı Mahsun Kırmızıgül’ün sözlerini hatırlayalım:
“Milyonlarca insan sana ışık yaktı ama sen o aydınlığı göremedin. Birkaç dakikalık bir heyecan uğruna, bunca sevgiye, güvene ve emeğe sırt çevirdin... Keşke ellerin kırılsaydı! Değer miydi?”
Deprem dönemindeki bu imajıyla pek çok insanın güvenini kazandığı, borç aldığı, mali ilişkiler kurduğu görülüyor. Bahis bağımlısı olduğu söyleniyor. Kırmızıgül de bunu ima ediyor.
Hukukçu donanımını ve yazdığı kitapları bildiğim Ece Güner, depremde Ahbap’a yüklü bir bağışta bulunmuş… Bu vesileyle Levent, Güner ailesiyle yakınlık kurmuş. Milyon doların üstünde borç almış. Ece Güner, işlemlerin banka üzerinden yapıldığını ve “borç” kaydı bulunduğunu söylüyor. Güçlükle tahsil edebilmiş. Ece Güner’in masumiyetine inanıyorum.
Bütün davalarda masumların beraatini, suçu sabit olanların kanundaki cezaları almasını diliyorum.
Netice: Kurumların tarafsız ve şeffaf olması, siyasetin savaş değil yarış olarak anlaşılması ve hukukun üstünlüğü medeni toplum olmanın ön şartıdır.
