Azalan iş yüküne rağmen devasa büyüyen Yargıtay binası
Yargıtay, 2021 yılından bu yana İncek’teki yeni kampüsünde hizmet veriyor.
200 dönüme yakın arazi üzerinde kurulu, 10 bağımsız bloktan oluşan yeni kampüste toplam kullanılabilir kapalı alan tam 422 bin m2.
Bu, akla ziyan genişlikte bir fiziki büyüklük ve muhtemelen dünyanın en büyük Yargıtay binası..
“En büyük” denilmeyi hakediyor; çünkü İnternet üzerinden yapılan araştırmada, dünya ülkelerinde bizimkine yaklaşan büyüklükte bir yüksek mahkeme binasına rastlanmadı.

Bizimki kadar olmasa bile, yüksek sayıda temyiz incelemesi yapan bazı ülkelerin yargıtay binalarının büyüklüklerinden örnekler verelim:
Fransa 22.000 m², Japonya 25.000 m², Güney Kore 66.000 m², Pakistan 44.000 m², İtalya 55.000 m², İspanya 35.000 m².
Görüldüğü üzere, örnek verilen ülkelerdeki yüksek mahkeme binalarının büyüklükleri Yargıtay’ın yanına bile yaklaşamıyor. Bazıları, bizimkinin 10’da birinden daha küçük.
Yargıtay’daki söz konusu fiziki büyüklüğün; istiab ettiği personel ve yürüttüğü hizmetler açısından nasıl bir ölçek oluşturduğunu, yani “alan büyüklüğü-fonksiyon ilişkisi” yönünden ne anlama geldiğini inceleyelim:
Yargıtay’da toplam 330 civarında üye, 1000’e yakın tetkik hakimi veya savcı; 2300 idari, teknik ve destek hizmetleri sınıfından personel var. Toplam personel sayısı 3500-3600 kişi…
Kullanılabilir kapalı alan büyüklüğünü toplam personel sayısına böldüğünüzde, kişi başına yaklaşık 120 m2’ brüt alan düşüyor. Çalışan mevcudunun ancak kabaca 3’te 1’i, müstakil odaya ihtiyaç duyabilecek yargı mensubu, makam sahibi ve üye statüsünde; 3’te 2’si ise çoğunlukla müstakil odaya gerek duymaması gereken idari hizmetler ve destek hizmetleri sınıfından personel…Bu görev ünvanları ve nitelikleri dikkate alındığında, kişi başına düşen ortalama 120 m2 brüt alanın ne kadar anlamsız ve abartılı derecede büyük olduğu ortaya çıkıyor.
Yerleşkenin kapladığı alanın ne kadar büyük olduğunu anlatabilmek bakımından; “çalıştıkları bloklardan çıkarak öğle yemeği için kurum yemekhanesine gitmek isteyenlerin günlük sporlarının yerine geçecek kadar uzun bir mesafeyi yürümek zorunda kaldıklarını” belirtmek bu konuda yeterince fikir verecektir.
Örnek verdiğimiz diğer ülkelerdeki yüksek mahkeme binalarında, çalışan sayıları ve kişi başına düşen m2 büyüklükleri şöyle:
Fransa 700 kişi, 31 m²; Japonya 850 kişi, 29 m²; Güney Kore 3.000 kişi, 22 m²; Pakistan 700 kişi, 63 m², İtalya 1.200 kişi, 46 m²; İspanya 800 kişi, 44 m².
Peki bu alan büyüklükleri ne derece normal veya sıra dışı? Bunu anlamak için, ofis mekanlarında uluslararası “işlev-alan büyüklüğü” kriterlerine bakalım:
Dünyada kamu yapıları ve yüksek yargı kurumlarının büyüklük standartlarında, genelde BOMA (Building Owners and Managers Association) “alan ölçüm tanımları” (net, kullanılabilir ve brüt alan ayrımları) üzerine kurulu mekânsal planlama yaklaşımı esas alınıyor. Bu teknik çerçeve; ABD, Avrupa ve Asya’daki kamu ofisleri, yüksek mahkemeler ve merkezi devlet kurumları için ortak bir referans dili oluşturuyor. Bu sistem içinde, duruşma işlevi pek olmayan yüksek temyiz mahkemeleri, fiilen yüksek güvenlikli, arşiv ağırlıklı ve yargı hizmeti ofis binaları olarak ele alınıyor.
Bu tür kurumlarda uluslararası uygulamalarda kabul edilen net çalışma alanı, çalışan başına yaklaşık 12–18 m²’dir Bu, bir hâkimin, raportörün ya da idari personelin masasını, dosya dolaplarını ve ortak çalışma payını kapsayan gerçek iş alanıdır. Ancak yüksek yargı binalarında güvenlik bölgeleri, kütüphaneler, arşivler, bilgi teknolojisi altyapısı ve geniş sirkülasyon alanları büyük yer tuttuğu için, bu net alan teknik olarak 1,8–2,3 katsayısı ile brüt alana çevriliyor.
Bu yaklaşım çerçevesinde, dünyada yüksek temyiz mahkemeleri için ortaya çıkan rasyonel ve etkili brüt alan standardı, çalışan başına yaklaşık 22–40 m² aralığındadır. Japonya, Güney Kore, Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkelerdeki yüksek mahkeme binalarının kişi başına düşen alanlarının büyük ölçüde bu bantta toplanması, bu yaklaşımın küresel ölçekte fiilen kabul gördüğünü ve uygulandığını göstermektedir.
Bu durumda, elde edilen sonuçlar bize, Yargıtay’da kişi başına düşen yaklaşık 120 m2 brüt alanın, dünya örneklerinin 3.5-4 katına yakın bir büyüklük oluşturduğunu ifade ediyor. Bunu da yapı tasarımında başlı başına bir “alan hovardalığı” ve dolayısıyla ciddi bir kaynak israfı olarak görmek gerekir.
Yargıtay, İncek’teki yeni yerleşkesine taşındığı Eylül 2021 tarihine kadar, Kızılay’daki eski ana hizmet binası da dahil olmak üzere 6 ayrı binada, fiziki açıdan yetersiz şartlarda hizmet veriyordu. Bu binaların toplam kapalı alan büyüklüklerine dair elimizde net veri olmasa da, tamamının birlikte oluşturduğu toplam alanın, bugün İncek’te kullanılan devasa kampüsün, ancak çok küçük bir bölümü kadar olduğu bilinmektedir.
Yargıtay’da biriken dosya yükünü azaltmak amacıyla, ilk temyiz mercii olarak kurulan Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM) faaliyete geçirildikten sonra, 2017 yılından itibaren Yargıtay’da görüşülüp karara bağlanan dosya sayıları şu şekilde gerçekleşmiştir:
2017’de 628.652, 2018’de 511.508, 2019’da 523.866, 2020’de 445.658, 2021’de 481.606, 2022’de 355.406, 2023’de 264.389, 2024’de 299.121, 2025’de 165.390.
Yargıtay’ın verilerinden alınan bu rakamlar, Bölge Adliye Mahkemelerinin devreye girmesinden sonra binlerce dosyanın artık Yargıtay’a gelmeden buralarda istinaf aşamasında sonuçlandırıldığını ve buna paralel olarak Yargıtay’ın iş yükünün istikrarlı biçimde azaldığını açıkça gösteriyor. Nitekim 2017’de 628 bin olan yıllık karar sayısının 2025’te 165 bin seviyesine gerilemiş olması, Yargıtay’ın fiili iş yükünde yaklaşık yüzde 75’lik bir hacim daralmasına işaret ediyor. Toplam iş yükü, bu doğrultuda muhtemelen takip eden yıllarda daha da azalacaktır.
Tam bu noktada sorulması gereken temel soru şudur?:
Yargıtay, BAM’ların henüz bulunmadığı ve dosya sayısının yüksek olduğu 2017 öncesi dönemde, Kızılay’da oldukça dar alanlarda ve mütevazı şartlarda bugünkünün yaklaşık 4 katı kadar dosyayı karara bağlarken ve bugün BAM’lar sayesinde dosya sayısı yaklaşık %75 azalmışken; çalışan başına ortalama yaklaşık 120 m² gibi uluslararası örneklerde yeri olmayan büyüklükte bir alanın düştüğü, muhtemelen dünyanın en büyük Yargıtay binasının inşa edilmesi, hangi rasyonel sebep ve gerekçelerle açıklanabilir?
Dosya sayıları azalırken, mekân kapasitesinin katlanarak artması; hukuki işlev, verimlilik ve kamu kaynaklarının kullanımı açısından çok ciddi bir israf değil midir?
Vurgulanması gereken bir diğer önemli nokta şudur:
İncelediğimiz Fransa, Japonya, Güney Kore, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde yüksek mahkemeler, benzer nüfus büyüklüklerine rağmen yılda en fazla onbinlerle ifade edilen dosya görüşürken; Türkiye’de Yargıtay’ın BAM’lar sonrasında bile hâlâ yılda 150 binin üzerinde dosyayı karara bağlıyor olması, sadece yüksek iş yüküne değil, yapısal bir temyiz çarpıklığına işaret etmektedir. Bu fark, Türk yargı sisteminde “istinaf mekanizmasının” gerçek bir filtre gibi çalışmadığını, Yargıtay’ın hâlâ fiilen “gerekmediği halde pek çok dosyayı düzelten son durak” gibi kullanıldığını ve bu nedenle yüksek mahkemenin hukuk üretmek yerine seri dosya işleyen bir temyiz fabrikasına dönüştüğünü gösteriyor. Bu durumda sorun, iş gücünde değil, hangi dosyanın gerçekten Yargıtay’a gelmesi gerektiğini belirleyen mekanizmanın bozukluğundadır.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında baktığımızda, yüksek sütunlu görkemli girişi bulunan devasa bir Yargıtay binasını, “güçlü adalet sisteminin işareti” olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Bu, esasen işlevsel yönden tıkanmış ve patinaj yapan bir yargı sisteminin mimari yansıması olarak değerlendirilmelidir. Vatandaşı ilgilendiren, yargı binalarının görkemi, yargı mensuplarının makam odalarının genişliği ve konforu değil; hak ve adalet taleplerinin ne kadar doğru ve adil bir yargılamaya konu olduğu ve süreçlerin ne kadar hızlı sonuçlandığıdır.
