Gücü verdiklerimiz sorumluluktan kaçamazlar

Yalanlardan dolayı bir türlü düzlüğe çıkamıyoruz. Yönetenler halka her zaman doğruyu söyleyemeyebilirler. Fakat söyledikleri doğru olmalıdır. Yoksa dün olduğu gibi, bugün olduğu gibi yalanlar toplumu zehirler.

Evet hakikati aramıyoruz. Doğru da değiliz, doğrudan yana da görünmüyoruz. Bu sahtelik bizi toptan zehirlemiş görünüyor. İyilerin, doğruların sesi de argo tabirle gargaraya getirilince veya bastırılınca olan oluyor. “Bu böyle gitmez! Sonu bataktır” diyenleri duymamıştık, duymuyoruz. Maalesef, aynı yerden işaret alanlar devlette ölçü-ayar-sıra-saygı bırakmadılar. Koro halinde “haysiyet cellatlığı”na devam ediyorlar diyenlere “Şurada yanlışınız var” bile diyemeyecek haldeyiz.

EFENDİM NE DERSE O

Devlet hayatında olmayacak iş, kuralların askıya alınmasıdır. Ehliyetsizliğin kök salmasıdır. Ehliyetsizi bir yere getirenin durumu önemlidir. Bilgisizliği, yetersizliği olabilir. Yanılarak da yanlış seçim yapabilir. Bizde şimdi yaşanan bunlar değildir. Psikolojik sebeplerle seçilmiş ehliyetsizliğin tercih edildiği yerdeyiz ve burada kök salan başka bir şeydir. Otokrasi, tek adamcılık, otoriterlik gibi adlandırmalarla konuşur hale geldik.

Her deneni yapacak adam arıyoruz. O tip adamlar kanuna-ölçüye bakmaz. İş bilmeyebilir. Daha vahimi bildiğini inkâr edenlerden olabilir. İşe konanlardan bilenin, bilmeyenin yapacağı bellidir: Ne denirse o. Doğruların yerini talimat alınca işler kolaydır. Kim ne derse desin! Ne olursa olsun, ne diyeceğini, nasıl davranacağını bilirsiniz. Kıyamet de kopsa doğru tektir: Efendimin dediği.

Sanırsınız ki bu şaşmaz sadakattir. Yalancının mumu yatsıya kadarsa, bunlarınki de bir başka gücün öne geçmesine kadardır. Bu da bilinir. Bilindiği halde, gelen giden böyle tipler arar.

MEHMET ÖZEL ÖRNEĞİ

Aralarında rahmetli Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel gibi olanlar da çıkar. Her gelene hemen nüfuz eder ve 30 yıl yerlerinde kalırlar. Günahını almayalım, Mehmet Özel, hiç olmazsa efendi değişince yeni efendiye göre projeler hazırlar ve gün geçirmeden takdirlerine sunardı.

1996’da Rahmetli Âgâh Oktay Güner kısa süreliğine Kültür Bakanı olmuştu. Kapalı Spor Salonu’nda Türk Devletleri Kurultayı vardı. Öğle yemeğine Denizciler Caddesi’nde bir lokantaya gittim. Mehmet Özel de bir grupla yemekteydi. Uzaktan gördü ve hemen kalkarak geldi. “Yağmurcuğum, Âgâh Bey gibi bir kültür adamı başımıza geldi. Gözümüz aydın!” dedi. Nereden biliyorsa Âgâh Bey’le yakın olduğumu öğrenmişti. Yemeği daha fazla zehirlememesi için hemen araya girdim ve “Evet öyle ama maalesef Âgâh Bey’le aramız bir süredir limoni!” dedim. Saniye sektirmeden kalkıp gidişini hiç unutmuyorum.

“BU İŞLER BÖYLEDİR”

Tekrar edeceğim: Bugünden bakınca Mehmet Özel yine iyi örnek sayılabilir. Adamın epeyce mesai harcıyordu. Bilmesi, öğrenmesi gerekiyordu.

Bugünküler tek kanallı. İçlerinde bilmez ki doğruyu yanlışı ayırsın, diyeceklerimiz çoğunluktadır. Talimat beklerler. Oysa devlet öyle bir aygıt değildir. Her dişlinin yerli yerince çalışması için bazı temel konularda bilen lazımdır. Sadece bilmek de değil, kurallara uymak, yetki ve sorumlulukla hareket etmek lazımdır. Esasen kurallar ortadayken talimat bekleyen devlet görevlisi olamaz. Ancak seçenekli durumlarda ve uygulamanın detaylarında yoruma ve belki talimata ihtiyaç duyulur. O kadardır. Verilen talimat üzerinde düşünmeden uygulayan da devlet adamı değil, devlet memuru profiline bile uymaz.

DEVLETİN İSKELETİ BÜROKRASİ

12 Eylül İhtilâli’nde Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeydim. Yeni memur olmama rağmen birçok komisyonda çalıştım. Hepsinde de yanlış bildiklerine karşı çıkanlar oldu. Üst rütbelilerin seslerini yükseltmelerine rağmen itiraz ettiklerimiz ve sonuç aldıklarımız çoktur. Bunlardan bir kısmı Kavga Günleri kitabımda örnek olarak var. Çünkü biz devlet memurluğunu kuralları uygulamak ve uygulanmasını gözetmek olarak öğrenenlerdik. Korku ve endişesine yenilenler, güce bakanlar elbette her zaman çok çıkar. Namusunu gözetenler de bu topraklarda eksik olmaz.

O zaman namuslu insanlardan bazıları hak ettikleri unvanlardan mahrumiyet bedelini yaşadılar. İçeri alınanlar, suçlu suçsuz demeden yatanlar, işkence görenler ve ceza alanlar elbette içimizi dağlardı. Yalnız, ihtilâl şartlarında bile memuriyetin gereğini yaptığı için başına iş gelenler nadirdi. Onlar da her zaman kesin inançlıların, ele geçirdiği güçle efelenen olmamış ve görmemişlerin hücumuna uğramışlardır. Yoksa askerler de iş bilenleri ararlardı. Kenara koydukları iş bilenleri gerektiğinde çağırır ve faydalanırlardı.

Yaşadığımız ağır ihtilal günleriyle bugünü karşılaştırmak elbette akıl kârı değil. Değil de insan yaşadıklarını seçerek de olsa yaşatır ve yeni zamanlarla kıyaslamaktan geri duramaz.

Diyeceğim o ki devletin iskeleti bürokrasidir. Ruhu da koyduğunuz ilkelerle yaşar. Montesquieu “Kanunların Rûhu”ndan bahseder. Devletlerin ruhu apayrı bir meseledir. Şimdi belki unuttuğumuz bunlardır. Değiştirildiği sanılan, aslında askıya alınan veya bozulan bu değişmeyecek olanlardır. Hatırlıyor ve hatırlatıyorsak bozulma ve bozgun bozulacak demektir. Hiç şüpheniz olmasın!

YORUMLAR (6)
6 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.