“Sivil toplum” denilen heyula uyuşmuşsa
Geçtiğimiz günlerde Adana’da bir facia oldu. Polis baba, uyuşturucu parası isteyen ve vermeyince döner bıçağıyla saldıran evladını öldürdü. İnsan evladına kıyar mı? Demek ki başka çaresi kalmadı.
Bu konuda bir köşe yazısı okudum. Yazarın çok doğru tespitleri var.
“Pekâlâ bacağına sıkabilir, omzuyla düşürebilir, başka şeyler yapabilirdi o baba evladını öldürmek yerine. Ama anladığım kadarıyla o noktada hiçbir ‘keşke’si kalmamış o babanın. Bin kere yazdım uyuşturucu konusunda, bin kere daha yazarım. ‘Sıktı artık!’ deseniz de yazarım. Çünkü çocuklarımız her gün ölüyor ve daha da berbat bir manzara olarak babalar, artık çocuklarını öldürüyor.”
Mezkûr yazar, çözüm teklifi sunuyor. “Satanı hayata küstürelim, kullananı hapiste çürütelim, üreteni öldürelim.” diyerek yargıya ve kolluk kuvvetlerine sesleniyor.
İkinci olarak, adına “sivil toplum” dediğimiz o heyulayı ne yapıp edip harekete geçirmek, uyuşturucuyla mücadeleyi kalıcı, sürdürülebilir, etkili şekilde yürütmek lazım geldiğini ifade ediyor. Sert, etkili, birebir markaja dayalı bir mücadelenin ancak sivil toplumla olacağını, devletimizin de bu sivil topluma kaynak aktarıp ön açması gerektiğine dikkat çekiyor.
Bir şey dikkatinizi çekti mi? Yazar bilerek mi adını anmıyor bilemem ama uyuşturucuyla mücadele için kurulmuş bir sivil toplum kuruluşumuz var. Vaktiyle bu kurumun ödül vermeye kalktığı kişinin bir enfiye tiryakisi olduğunu ifşa edince başıma gelmeyen kalmadı. Çocuklar ebeveynlerini, ebeveynler çocuklarını öldüredursun, devletin aktardığı kaynakla hatırlı kişilerin çocuklarının önünü açıyor.
Yazarın bir teklifi daha var.
“AK Parti’nin, CHP’nin, MHP’nin ve meclisteki diğer partilerin gençlik kolları ‘uyuşturucu ile mücadelede topyekûn bir hareket planı’ açıklayıp alana çıksalar bir umut doğabilir. İslâmî STK’larla seküler STK’lar ortak bir ‘eylem planı’ üzerinde anlaşsa bir şey olur.”
Çok güzel bir teklif ama imkânsız. Sebebini yazayım.
2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde, “Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu” kurulması hakkında verilen teklif, AK Parti ve MHP’li üyelerin oylarıyla reddedildi.
Savunulacak hiçbir tarafı olmayan bu reddediş, iktidara yakın bir tv kanalında bir profesör tarafından savunuldu. Hoca, verilen önerinin, aslında uyuşturucuya özendirdiğini şöyle anlattı:
“Bu mesele, bence basit bir ihtiyaç değil. Çok ciddi bir zihniyet farkı var. Şunu fark etmiyor CHP zihniyeti. Çıplak gerçeklik, politik kolektivizm tamam doğru ama uyuşturucu dediğiniz zaman teşvik ediyorsunuz, mücâdele etmiyorsunuz.” dedi.
Yani demek istiyor ki uyuşturucuyla mücâdele ederken adını anmamak lâzım. Karpuz kabuğunu akla düşürmemek gibi.
Mezkûr profesör, meseleyi twitter hesâbında ise şöyle savundu:
“Günah alenileştiğinde ya da suç kamusallaştığında bilinç oluşup azalmaz aksine azar. Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri nefret değil merak uyandırır.”
Demek ki CHP, “İsmi lazım Değille Mücadele Komisyonu” deseydi, AK Parti ve MHP’liler kabul edeceklerdi.
Bu profesöre göre TBMM, uyuşturucuya teşvik ediyordu. Çünkü TBMM’nde Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Araştırma Komisyonu var.
İnsan nasıl böyle saçma sapan şeyler söyler? Niye kendini rezil eder diye esef etmiştim. Fakat bu saçma sözler, bahsettiğim profesörü rezil etmedi, vezir etti. Gayet güzel bir makama atandı. Önü açıldı.
