Bu AK Parti Yeni Parti için çalışıyor sanki...
Siyasi tarihimizin belli kırılma noktaları vardır, bu tür kriz dönemlerinde öylesine altüst oluşlar yaşanır ki herkesin alışık olduğu siyasal paradigma bir anda yeni yönsemelere açık hale gelir. Ve toplumsal sosyoloji, hiçbir matematik kuralıyla izahı mümkün olmayan müthiş imkanlar sunar siyasete.
Tek parti döneminden sonra Demokrat Parti’ye toplumun sarılması da 12 Eylül cuntacılarının ardından Turgut Özal’ın Türkiye’nin ufkunu açması da 28 Şubat postmodern darbesinin yarattığı baskıların AK Parti’yi toplumda bir umut haline getirmesi de yaşanan bu derin toplumsal ve siyasal krizlerin, Türk siyasetine adeta bir armağanı olmuştur.
İşte şimdi de böyle bir kriz dönemini yaşıyoruz. 19 Mart 2025’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yapılan operasyonla tutuklanıp hapse atılması ve bir Türk icadı olan ‘butlan’la CHP’nin kapısına kilit vurulması, Türk siyasetinin önünde yeni bir iklimin kapılarını aralamış gibi görünüyor.
Her ne kadar kabul etmese de bu süreçte AK Parti, Yeni Parti rüzgarını güçlendirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor.
Muhtemelen İmamoğlu’nun hapse atılmasıyla, AK Parti’nin yolunun sonuna dek açılacağı düşünülmüştü ama tam tersi oldu, CHP birinci parti haline geldi. Arkasından CHP’li belediyeler konvoylar halinde hapse atılmaya başlandı, halen de bu furya devam ediyor. Ama görüldü ki bunların hiçbirisi AK Parti’nin oyunu yükseltmiyor, tam aksine toplumsal muhalefet daha da güçleniyor.
Sonra Türk’ün en büyük icadı olan ‘butlan’la CHP operasyonu hayata geçirildi ama bu kez de Özgür Özel ve arkadaşları ayrılarak Yeni Parti’yi kurdular ve ülkede başka bir rüzgar esmeye başladı. Evet butlan operasyonu sonuç verdi, CHP devre dışı kaldı, belki istenen de buydu.
Ancak şu ana kadar yapılan bütün siyaset mühendisliği projelerinin bir tek somut sonucu var, Yeni parti rüzgarının memleket sathında daha da güçlü bir şekilde eser hale gelmesi…
Gidişat gösteriyor ki bu operasyonlar hız kesmeden devam edecek. Çünkü AK Parti sandığın muhtemel sonuçları açısından hala kendisini güvende hissetmiyor.
Esas vahim olan, millet iradesini yok sayarak yapılan bütün bu operasyonların Türk siyasetini derin bir kriz sarmalına mahkum etmiş olmasıdır.
Bu çerçevede “ya transfer ya da hapis” şeklinde özetlenebilecek olan bu süreç, bir korku atmosferiyle daha da derinleştirilebilir, bunun önünde hiçbir engel yok.
Ancak bütün bunlar ekonomik krize ve adaletsizliklere çare olamayacağı gibi, AK Parti’nin millet nezdindeki itibar kaybını önlemeye de yetmeyecektir.
Elli yıla yakın gazetecilik tecrübesinden edindiğim bir gerçek var ki bugüne kadar ‘millet iradesi’ni yok sayan, millete tepeden bakan bütün siyasal iktidarlar eninde sonunda sandığın kestiği faturayı ödemek zorunda kalmışlardır.
Bu toplumun siyasal anlamda çok bariz bir özelliği var. Baskı dönemlerinin en kritik zamanlarında toplum geriye çekilir ve ortalığı kirleten rüzgarın dinmesini bekler. Zamanı geldiğinde de adeta bir dip dalga oluşturarak son sözünü söyler.
Ayrıca, baskı ve yasaklar manzumesiyle milletin üzerine çöken 28 Şubat kabusunu da kimse aklından çıkarmasın. Cuntacıların hayaline göre, 28 Şubat bin yıl sürecekti ama millet 2002 yılında sandıkta öyle bir fatura kesti ki cuntacılarla ortaklık yapan bütün siyasi aktörler enkaz altında kaldı.
Gidişat böyle devam ederse, bu millet 1950’de Demokrat Parti’yi, 12 Eylül darbe karanlığının ardından ANAP’ı, 28 Şubat’ın şerrinden sonra AK Parti’yi zirveye nasıl taşımışsa, bugün de Yeni Parti’yi aynı şekilde zirveye taşıyabilir…
Eğer Yeni Parti, kongre sonrasında toplumun geniş kesimlerini kucaklayacak ‘yeni’ bir dil inşa edebilirse hem daralan siyasete hem de nefes almakta zorluk çeken millete yeni bir yol açabilir.
Aslında Yeni Parti’nin işi hem çok zor hem de çok kolay. Bunca kuşatılmışlık karşısında, yol almaları elbette hiç kolay olmayacak. Eğer geleneksel CHP hafızasına takılı kalmadan kapısını yeni renklere açmayı başarabilirse, milletin teveccühüne mazhar olmaması için hiçbir neden yok, yeter ki yeni şeyler söylemeye davam etsin…
En büyük şansı ise AK Parti… Zira şu ana kadar AK Parti iktidarı, ekonomik krize çözüm üreterek milletin yükünü hafifletmek yerine, siyaset mühendisliği ile sandığı nasıl kurtarabileceğinin derdine düşmüş durumda.
Dolayısıyla AK Parti, nasıl Yeni Parti’yi CHP yükünden kurtardıysa, bundan sonra da kimsenin aklına gelmeyecek yeni yöntemlere baş vurarak, istemese de bu partinin rüzgarını daha da güçlendirebilir...
