Süreçlerin sürecinde açılan matruşka
Yine söylüyorum, PKK’nın feshini konuşurken güç kazandığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye, yine söylenenlerin tersinin yaşandığı bir sürecin içinde. Terör bitecek derken bu nasıl olur derseniz cevabı gayet açık: Zaaf gösterildiği algısı terör örgütlerine yarar. PKK sırt sıvazlamalarla semirdikçe semirdi. Dem Raporuna bakın anlarsınız. Terörü bitirecek bir kafadan eser yoktur. Türk devletine meydan okuyan zehir zakkum bir metindir.
Olanları iyi anlamak lazım. Bir kere PKK PKK’dan ibaret değil. Muazzam bir yapı kurdular. KCK’nın altında PKK, PYD, YPG, SDG gibi yapılar var. Dem Parti gibi partiler var. İçerde dışarda şirketleri var. Narkotik raporlara göre uyuşturucudan sekiz milyar dolarlık bir pazarı ellerinde bulunduruyorlar. Bu yapılanmayı bitirdinizse bir süre sonra -terör değilse de- örgütlü terör biter.
“ALGI HER ŞEYDİR”
İddia ile söylüyorum, şimdi Türkiye’de en büyük propaganda gücü Ermenilerden sonra PKKlılardadır. Doğrusunu arasanız bulamayacağınız tarihi yeniden yazmalar, iftira kılıklı çıkışlar, uydurmalar, yalanlar dâhil çok yönlü kara propaganda devam ediyor. Çok mesafe aldılar. Bir dostum, son komisyon toplantılarını konuşurken “Çok şımardılar” dedi. Ben, “Çok teşkilatlılar ve dünya güçlerine yaslanarak aynı yere, Türk egemenliğine vuruyorlar, oraya bakmak lazım” dedim.
Halkla ilişkiler(Piar) nasıl işliyor ona bakacaksınız. Bir görüşe göre propaganda ve yaratılacak algı her şeydir. Söylediklerinin doğru olması gerekmiyor. Apo’nun, Malazgirt başta tarih uydurmalarını son “Perspektif Metni’nde gördük. Tarihinden habersiz hükumet ve ana muhalefet partisi de bu yalanlara uyuyor. Hep beraber kökleri sarsacak bir algıya çalışıyorlar.
Şimdi PKK’nın Piar gücü, AKP’nin partide ve devlette kurduğu propaganda örgütlerinin gücünden fazladır. Adımları hesaplanarak atılıyor. Tam Batı desteğiyle yürüyorlar. Ak Parti ve diğer kuruluşlarımızı Batı’nın sadece bu konulara destek vermesi de uyandırmıyor. Tarihçiler, bilenler susuyor. Türkiye’nin talihsizliği olanları fark edecek şuurdur ve söyleyecek cesaret-inanç eksikliğidir.
BU GÜCE NASIL GELİNDİ?
Türkiye’de her açılım benzeri sözün ayrımcılığı, kampçılığı ve bölücülüğü tetikleme sonucunu doğurmasına şaşılmaz. Basit anlatımla topu kendi kalesinde oynatmaktır. Türkiye Türk egemenliğine karşı her hareket için serbest meydan sunar hale böyle geldi. Din derken cemaat çöplüğüne döndü. Sadece PKK değil, Işid ve benzeri dinden yürüyen terör ve mafyavari yapılanmalar aldı başını yürüdü.
Buraya nasıl geldiğimize çeşitli açılardan bakılabilir. Ak Parti’nin iktidara gelişi eşik atlamaydı. Fetö başta türlü emeller peşinde koşanlar birleştiler. On benzemezli koalisyon çalıştı. Aynı yere vurdular.
PKK ve türevleri özel örnektir. Kenara atıldıklarında da güçlenmeye devam ettiler. Toplantılarında bayrak kullanmadılar. İstiklâl Marşı okutmadılar. Göz yumuldu. Her yerde elleri, adamları vardı. Dengir Mir Mehmet Fırat AK Parti’nin ikinci adamıydı. Sonra Dem’in eski adı Hdp’den milletvekili oldu. Celâl Doğan CHP’nin efsane belediye başkanıydı. O da Hdp’den milletvekili oldu. Bunların sıradan parti değiştirmeler gibi görülmesi mümkün değildir. Partilerin çoğunda o kafada yüzlercesi var. İktidarın ve açılımların büyük destekçileri Cengiz Çandar ve Hasan Cemal gibi isimler sahaya Dem’li olarak döndüler. Bu süreçleri iyi anlamak lazımdır.
Müthiş bir halkla ilişkiler faaliyeti yürütüldü. Kadrolu elemanlar yıllarca beyin yıkadılar. Yapılacak bir araştırma, 2005’le 2025 arasında geçen yirmi yılda ana akım medyamızın en çok zaman ayırdığı konuyu görür: Mozaik teorisi, dolayısıyle Türk antipatisi ve en başta PKK ayrılıkçılığıdır. Diğer konulardan kat kat fazla çıkacağı kesindir.
Kürt meselesi deyip durdular. Nedir bu Kürt meselesi diyenleri konuşturmadılar. “Bütün vatandaşlar eşittir, öyle bir mesele yok, ayrılıkçı terör var” diyenleri ekranlara yanaştırmadılar. Yalnızca PKK diliyle konuşuldu. Kafalar işgal edildi. Düşünceler baskılandı. Bütün kalelerin kapıları bağlandı. Türkiye bu propaganda gücünü durdurmak için sistemli bir çalışmaya girecek savunma refleksini göster(e)medi.
“DAHA DÜN DERSİM’DE NE OLDU?”
Rejim değiştirmek isteyen iktidarımızın durumu da onlara yardım etti. Zamanın Başbakanı’nın, 2013’e kadar, neredeyse çıktığı her toplantıda “Daha dün Dersim’de neler oldu?” diyerek kuruluş yıllarına yüklendiğini duyduk. Kendisine bölgenin milletvekili rahmetli Kamer Genç cevap verdi: “Bunlar durup dururken mi oldu? İsyan ederseniz devlet müdahale eder. Ölçüyü kaçırdığı, orantısız güç kullandığı da olur.” dedi. Eski bir hâkim ve devlet adamı olarak devletin ne olduğunu hatırlatarak konuştu.
Ve süreçler bitmedi. Son süreçte Lozan düşmanlığı öne çıktı. Hedef doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti’dir. Demirel, “Zayıflarsanız Sevr’i masanın altından çıkarırlar” derdi. Evet, zamana yayacakları yeni bir planla Sevr’i çıkardılar. İyi ki oyunu açık ettiler. Şimdi devletimiz ve halkımızla yaratılmak istenen çatışmayı nasıl önleyeceğimize, ne diyeceğimize ve ne yapacağımıza bakacağız.
Türkiyemizin yılları yenilensin ve yenilerden yeni gelsin!
