Yanlışı görmenin ve dönmenin erdemini arıyoruz
Başkanlık sistemi sistemsizlik değildir. Kontrolsüzlük değildir. Sorumsuzluk hiç değildir. Demokratik bir ülkede sistemin adı ne olursa olsun denge denetim mekanizmaları işler. Rejimin Cumhuriyet veya Meşrutiyet olmasıyla da alakası yoktur, işler.
Bizdeki abartılara bakmayınız, rejimler araçtır. Hiçbir sisteme kutsallık izâfe edilemez. Avrupa’nın yarısı Meşrûtî krallık, yarısı Cumhuriyet’tir. Demokratik idarelerdir ve krallarının yönetim yetkisi yoktur. Krallar ve hanedanları yüksek saygıyla kabul edilir. Gerekmedikçe görünmezler. İngiltere hanedanının Meşrûtî demokrasiler içinde durumu özeldir ve dünyaca bilinir.
Osmanlı Türkiyesinde Meşrutiyet’e geçişle padişahların icra yetkisi büyük ölçüde hükûmetlere devredilmişti. Cumhuriyet’te, özellikle çok partili dönemden itibaren Cumhurbaşkanlarımız benzer şekilde sembolik ve temsilî değerde konumlandırıldı. 1983 Anayasasıyla yetkileri artan bir Cumhurbaşkanı bunun için yadırganmıştır.
PADİŞAH’TAN YETKİLİ
Her anayasa değişikliği gündeme geldiğinde Cumhurbaşkanı yetkilerinin tırpanlanması konuşuldu. Ak Parti, darbe ürünü diyerek nefrete yakın bir dille en çok eleştirendi. 2014’te Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca iş değişti. Makama o oturunca ihtilâlcilerin verdiği yetkiler de yetmedi ve Anayasa’nın “tarafsız” hükmüne rağmen “partili” davranmayı seçti.
Cumhurbaşkanlarının Anayasa’ya uymayacağı öngörülemez bir işti. Uyarılar fayda etmedi ve ne yapılacağı da bilinemedi. Devlet Bahçeli’nin “fiilî durum”u meşrulaştıralım demesiyle 2017 referandumunu yaparak partili Cumhurbaşkanlığına adım attık. “Fiilî durum”lar yine bitmedi. Normal rejimlerde rastlanmayacak işlerden sonra bu sefer “fiilî durum”ları normalleştirdik.
Burada kalmazdı, kalmadı. Düzen iyice bozuldu. Şimdiki partili Cumhurbaşkanı, Anayasa’da makamı yüksek derecede korunan, devleti temsil gücü yukarda kabul edilerek tarif edilen tarafsız Cumhurbaşkanı profilinde değildir. O korunaklı alanı da terk etmeyen, hem taraflı, hem de dokunulmaz bir figürdür.
DENGE BURADAN BOZULUYOR
Dikkat buyurun, Anayasa’nın bir maddesine göre Cumhurbaşkanımız partili, diğer ilgili maddelerine göre, yemini de dâhil “tarafsız”dır. Yemin metnini değiştirmediğimize göre partili olsa bile tarafsız kalması beklenirdi. Tam tersi oldu. Diğer uygunlaştırmalara da girişmedik. Ortaya krallıklarda bile bulunmayan yetkilerle donatılmış bir yönetim figürü ortaya çıktı.
Bizde pek bilinmez, Meşrutiyet Padişahları Mehmed Reşad ve Vahideddin’in yönetim yetkisi 1983’ten 2018’e kadar gelen Cumhurbaşkanlarından daha azdı. 2018’den sonra gelen, her kararı bir kişiye bağlamaya varan uygulamalar tarihimizde aransa zor bulunur.
Sonuç ortada: Hayatımıza belirsizlik ve güvensizlik hâkim. Kurumlar ve kurallar isteğe göre işliyor. Krizlerden krizlere giriyoruz. Türkiye “öngörülemez” ülkeler arasında sayılıyor. Önümüzü göremez hale geliyoruz. Belli ki buradan darbe yiyoruz.
SİSTEM DERKEN SİSTEMSİZLİK
Bilelim ki başkanlık böyle bir idare şekli değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin sistemle alakasının bulunmadığını yıllardır yaşıyoruz. Memleketin dengesi bu belirsizlik ortamında bozuldu.
Kamplaşma ve kimlikler üzerinden siyasetin yarattığı kargaşanın kısa vadenin sonunda zararı hepimize, başta yönetenlere olacak. Devlet hayatında süremez ve sürdürülemez durumdur. Gerginlikte ip kopar. Eşitsizlik kadar bozucu bir toplum durumu yoktur. Adalete güven olmayan yerde örülen duvarlar da çatlar.
Akın Gürlek gibi güvenilirliği tartışılan bir figürün Adalet Bakanlığı’na getirildiği memleket bunları yeni baştan düşünmek zorundadır.
BAŞKANLIK SİSTEMİ SORUMSUZLUK DEĞİLDİR
Dünyaya bakmak yol gösterici olabilir. Batı’da kuralları kendine göre esnetme eğiliminde Trump gibiler çıkar. Yapabilecekleri sınırlıdır. O başkanlık sisteminde yetkiler ve sorumluluklar tarif edilmiştir. Denge denetim işler. Buna rağmen kuralları zorluyor ve çerçeve dışına çıkıyorsa adalet sistemi devreye girer. Bir savcı çıkar Amerikan devlet başkanını bile sorgulatır.
Yaşı yetenler hatırlayacaktır: 1995’te Beyaz Saray’da staj yapan Monika Lewinski, Clinton’a Oval Ofis’te –affedersiniz- oral muamele çektiğini iddia etmişti. Başkan reddetmişti. Sonra kızın elbisesindeki leke analizinden doğru olduğu anlaşıldı. Başkanlık koltuğundaki Clinton’ın bir kadınla karşılıklı rızaya dayanan ilişkisinin elbette siyaseten karşılığı olurdu ama suç değildi. Ancak Amerikan Cumhurbaşkanı halkına yalan söyleyemezdi. Yalandan yargıladılar ve biz o davayı saatlerce canlı seyrettik. Sisteme bakar mısınız?
Amerika yine aynıdır. Yüksek Mahkeme, Trump’ın gümrük vergisini artırma kararını yetkisini aştığı gerekçesiyle 6’ya 3 oy hesabıyla bozdu. Otoriter Başkan’a büyük bir darbe vuruldu. Göreceksiniz, böyle devam ederse “azil davası” da açarlar ve indirirler.
Orası Amerika’dır ve başkanlık sistemi var. Amerika’da kurallar işler. Amerika’da hâkimler var. Türkiye’de de hâkimler var. Yalnız güven kayboldu ve hâkimler için güvence yok. Düzgün insanların işini düzgün yapması zorlaştı. Bozulma yüksek risk sınırlarında.
“Neyi değiştirirsek düzeliriz?” sorusuna bir de buradan bakalım.
