Back To Top
Bazen sadece gerçeği söylemek en büyük vatanseverliktir...

Bazen sadece gerçeği söylemek en büyük vatanseverliktir...

 - Son Güncelleme: 03.06.2019 Pazartesi 11:19
- A +

Valery Alekseyevich Legasov Sovyet Bilimler Akademisi üyesi ve Moskova’daki Kurchatov Atom Enerjisi Enstitüsü’nün başkan yardımcılığını yapan bir Rus profesördü.

Ama dünya onun adını 26 Nisan 1986 günü o sırada Sovyetler Birliği’ne bağlı bir cumhuriyet olan Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santrali’nde meydana gelen kazadan sonra duydu.

Ülkenin en önde gelen nükleer uzmanlarından biri olmasına rağmen kazadan ancak saatler sonra haberi olmuştu. Çünkü parti yetkilileri uzun süre olayı gizlemeye çalışmışlardı.

Haber, ilk olarak resmi devlet televizyonunda Çernobil’den çekilmiş siyah beyaz tek bir kare fotoğraf eşliğinde bir kaza olduğu ama “sorunun giderildiği” şeklinde duyurulmuştu.

https://www.youtube.com/watch?v=3FnE1E3PAcA

Ama dünya sorunun giderilemediğini bir kaç saat sonra Çernobil’den 1100 kilometre uzakta olan İsveç’te bilim insanlarının havada çok yüksek miktarda radyasyon tespit etmesiyle öğrendi.

Yetkiler, İsveç’te halktan tarlalardan yiyecek yememelerini, Almanya’da çocukların sokaklarda oynamamasını istemişti.

Batı medyasında haberler yayılırken, Sovyet medyası ise bu iddiaların Batı’nın kara propagandası olduğunu ileri sürüyordu.

Sovyet televizyonları, karşı taarruza geçerek 1979’da ABD’de Three Mile Adası’ndaki nükleer kazadan sonra Amerikalı yetkililerin olayı örtbas etmeye çalıştıklarını hatırlatan haberler yapmaktaydı.

Ama uyarılar Moskova’yı da harekete geçirmişti.

SSCB’nin Genel Sekreteri Gorbaçov, başkanlığını enerjiden sorumlu Başbakan yardımcısı Boris Shcherbina’nın yaptığı bir heyeti ne olduğunu anlamak için olay yerine gönderdi.

Çernobil kazasını araştıracak bilimsel heyetin başına da Prof. Valery Legasov getirilmişti.

Heyet önce Kiev’e ardından santralin yanına kurulmuş, tesiste çalışanların ailelerinin yaşadığı Pripyat şehrine gitti.

Onlar şehre vardıklarında kazanın üzerinden 18 saat geçmişti, santralin üzerinden dumanlar yükseliyordu. Ama santrale dört kilometre uzaklıktaki Pripyat’ta hayat hala normal seyrinde devam etmekteydi, insanlar sahilde güneşleniyor, çocuklar sokaklarda oynuyordu.  

Olan bitenin ciddiyetini kavramaktan uzak, gerçeğin ortaya çıkmasını örtbasta mahir olan resmi yetkililerin kazadan ancak 36 saat sonra şehrin boşaltılması talimatını vermesinde, Kremlin’de olayın bir kaza değil, gerekli tedbirler alınmazsa Ukrayna ve çevre ülkelerde yüz milyon insanı bir asır boyunca tehdit edecek bir felaket olduğunun anlaşılmasında Prof. Legasov’un bilimsel görüşleri ve ısrarı etkili olmuştu.

49 yaşındaydı ve ölümcül sonuçları olacağının farkında olarak aylarca Pripyat’ta yaşamış ve santraldeki tehlikenin giderilmesi faaliyetlerine katılmıştı.

Kazadan bir kaç ay sonra Viyana’da Çernobil gündemiyle acilen toplanan Dünya Atom Enerjisi Kurumu’nun düzenlediği toplantıda kazayla ilgili yaptığı sunumla dünya da adını öğrendi. Amerikan ve Avrupa televizyonlarında yayınlara çıktı.  Sovyet yetkililere göre daha açık ve şeffaf bulunmuştu ama hem toplantıda hem de katıldığı yayınlarda Sovyetlerin itibarını korumaya dikkat etmiş, bunun insan hatasından kaynaklanan bir kaza olduğu tezini savunmuştu.

https://www.youtube.com/watch?v=hkk00dSjp5Y

Ama daha sonra fikirlerini değiştirecek bilgilere ulaştı. Sorun sadece santral çalışanlarına yıkılamazdı. Çekirdeğin patlamasının sebebi Çernobil’de kullanılan teknolojideki yapısal bir sorundu. Bu sorun yıllar önce tespit edilmiş ama aynı teknolojiyle 11 santral daha yapıldığı için Sovyetlerin teknolojik üstünlüğü tezi hasar almasın diye bu tespitler saklanmıştı.

Kazanın ikinci yıldönümü geldiğinde anmalarda kimse Profesör’den bahsetmemiş, hiçbir toplantıda hazır bulunmamıştı.

Bir gün sonra Rus resmi ajansı TASS bir haber geçti.

51 yaşındaki Valery Alekseyevich Legasov hayatını kaybetmişti. Nasıl ve nerede öldüğü hakkında herhangi bir ayrıntının olmadığı haberde Gorbaçov başta olmak üzere Sovyet politbürosunun taziye mesajlarına da yer verilmişti.

https://apnews.com/c27496263c4c08f7334d2cdbfe65f483

Kısa bir süre sonra Profesör Legasov’un intihar ettiği ortaya çıktı. Bir ay sonra Pravda gazetesi Profesör’ün Çernobil’de olan bitenleri gün gün anlattığı ses kayıtlarından bahsederek, bir haber yayınladı.

Kayıtlarda Legasov, Çernobil’den sonra tedbirlerin zamanında alınmayışını eleştirmekte, kazadan sadece santraldeki görevlilerin sorumlu tutulamayacağını, reaktörün yapımında sorunlar olduğunu anlatmaktaydı.

Arkasında bu kayıtları bırakıp, silahını kullanmak yerine profesyonelce bağlanmış bir dağcı ipiyle kendini asarak intihar etmesi hala şüpheli bulunuyor.

Ama ardında bıraktığı eleştiriler sadece Çernobil’le aynı teknolojiyle inşa edilmiş diğer 11 santralin yenilenmesini sağlamakla kalmadı, Sovyet devlet makinesinin eskidiğine daha fazla insanın ikna olmasına, Gorbaçov’un Glasnost ve Perestroyka reformlarını hızlandırmasına da neden oldu.

Belki de bu büyük imaj kaybı, demir perdenin kazadan üç yıl sonra gelen çöküşünü de hızlandırmıştı.

İşte Amerikan HBO kanalı ve İngiliz Sky televizyonunun ortak yapımı olan beş bölümlük mini dizi Chernobyl (Çernobil), Jared Harris’in canlandırdığı dizinin başrolündeki Prof. Legasov’un intiharından önce kasete aldığı konuşmalarıyla başlıyor:

“Yalanların bedeli nedir? Onları doğruyla karıştırmamız değil.  Asıl tehlike şudur ki yeterince yalan duyarsak doğruyu artık hiç tanıyamayız. Sonra geriye ne kalır? Geriye, doğruyu ummaktan bile vazgeçip hikayelerle yetinmek kalır sadece. Bu hikayelerde kahramanların kim olduğu önemli değildir.  Bilmek istediğimiz tek şey kimin suçlu olduğudur.”

Yakın tarihte yaşanmış, az çok bilinen bir olayı anlatmasına rağmen, dizi gösterildiği ülkelerde büyük beğeni topladı, IMDB puanı çok az filme ve diziye nasip olacak 9.7.

Bu kadar ilgi görmesinde, şüphesiz dizinin büyük bir felaketi, belgesel izlercesine,  izleyiciye anlatmayı başarmasının payı büyük.

Dizideki nükleer santral görüntüleri ve bazı sahnelerin geçtiği santral kontrol odası, Sovyetler döneminde Çernobil’le aynı teknolojiyle inşa edilmiş 11 ikiz tesisten biri olan Litvanya'daki Ignalina Nükleer Santrali'nde çekilmiş.

Dizide anlatılan insan hikayelerinde ise Belaruslu araştırmacı gazeteci yazar Svetlana Alexievich’in, Çernobil’in 500 tanığıyla yaptığı söyleşilerin yer aldığı Çernobil’den Sesler kitabı esas alınmış.

Alexievich, bu güçlü anlatımıyla 2015 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştü.

Kitapta Alexievich’in konuştuğu tanıklar arasında Çernobil’de çalışanlar için kurulmuş Pripyat şehrinde kazanın ardından sahilde güneşlenmeye devam edenler, santraldeki yangına müdahale etmeye gönderilmiş, ölümden dönmüş helikopterlerin pilotları, yine neye müdahale ettiklerini bilmeden yanan nükleer maddeleri suyla söndürmeye çalışırken yüksek miktarda radyasyona maruz kalmış ve üç ay içinde hayatını kaybetmiş itfaiye çalışanlarının yakınları da var.

Dizide onlardan biri olan itfaiyeci Vasily Ignatenko ve hamile eşi Lyudmilla Ignatenko’nun gerçek hikayesi de anlatılıyor.

Ama dizinin senaristi Craig Mazin’e göre Çernobil’i bugün güncel yapan esas duygu yaşadığımız zaman diliminin ruhuna hitap etmesi: “Bu zamanlarda da insanlar çürütücü bir fikirle karşı karşıya; neye inanmak istediğimiz, ne olduğundan önemli hale geldi. Çernobil’den çıkarılacak en önemli ders bu. Sovyet sistemi de kendi kült hikayesiyle sırılsıklam olmuştu ama bir gün gerçek fışkırdı.”

Dizi, kendi itibarını korumayı her şeyden öncelikli gören kendi hikayesine aşık olmuş bir rejimin çalışma şeklini, böyle bir rejimde gerçeği dillendirmenin riskini, gerçeği söyleme korkusunun nasıl büyük felaketlere sebebiyet verebileceğini çok iyi anlatmış.

Liyakat yerine partiye sadakat üzerine yapılmış kadrolar ve ideolojik hamasetin köreltici etkisinin en iyi anlatıldığı sahnelerden biri, Moskova’ya kazanın kontrol altında olduğu raporlarını geçen Çernobil santralinin iki üst düzey yöneticisinin,  Pripyat şehrinin konseyiyle yaptıkları toplantıda geçiyor.

Toplantıda söz alan bir konsey üyesi, kusanları, yüzleri kanayanları, gökyüzündeki ışığı anlatıp şehrin hemen tahliye edilmesini öneriyor.

Bu sırada Ekim Devrimi’ne katılmış yaşlı bir konsey üyesi ayağa kalkıyor:

“Acaba kaçınız buranın gerçek ismini biliyor. Elbette hepimiz ona Çernobil diyoruz. Gerçek ismi ne? Vladimir I. Lenin Nükleer Elektrik Santrali. Lenin. Bu gece hepimizle gurur duyardı. Özellikle de seninle genç adam. Bu halka olan tutkunla gurur duyardı. Devletin yegane amacı da bu değil mi? Bazen unutuyoruz bazen korkunun tutsağı oluyoruz. Ama Sovyet sosyalizmine olan inancımız her zaman ödüllendiriliyor. Şimdi devlet bize buradaki durumun tehlikeli olmadığını söylüyor. İnanın yoldaşlar. Devlet paniği önlemek istediğini söylüyor. İyi dinleyin. Doğru, insanlar askerleri gördüğünde korkacaklar. Ama insanlar kendi çıkarlarına uygun olmayan sorular sormaya başladığında onlara basitçe sadece işlerine bakmaları, devlet işlerini devlete bırakmaları söylenmeli. Şehri tecrit edeceğiz. Kimse gitmeyecek.  Telefon hatlarını keseceğiz. Yanlış bilginin yayılmasını engelleyeceğiz. Bu şekilde halkın emeklerinin meyvelerinin heba olmasını engelleyeceğiz. Bu gece yaptıklarımız için hepimiz ödüllendirileceğiz. Bu sivrilmemiz için bir fırsat.”

Bu toplantıda alınan şehrin tahliye edilmeme kararı, 36 saat boyunca binlerce insanın yanı başlarında yanan bir nükleer tesisi solumasına neden oldu ve binlerce insan, bir kaç nesil boyunca bunun bedelini ödedi, ödemeye devam ediyor.

Ama Amerikan ve İngiliz ortak yapımı olan dizi bir anti-komünist propagandadan ibaret değil.

Gorbaçov’un Çernobil müdahale heyetinin başına getirdiği ve aldığı kararlarla felaketin atlatılmasını sağlayan ve dört yıl sonra da kanserden hayatını kaybeden enerjiden sorumlu Başbakan yardımcısı Boris Shcherbina, santralde o gece üstlerinin talimatlarını dinlemeyerek kendilerini feda etme pahasına felaketin büyümesini engelleyen görevliler, ölümü göze alarak santraldeki nükleer sızıntısının sulara karışmasını durduran Kızıl Ordu askerleri, daha büyük bir patlamayı engellemek için patlayan çekirdeğin altını kazan madenciler gibi kahraman yoldaşların hikayeleri de dizide anlatılıyor.

1986’da Sovyet çıkarlarını korumak, dünyaya rezil olmamak için günler boyu alınması gereken tedbirleri almayan, bunlar Batı’nın kara propagandası deyip gerçekleri örtbas eden, korkudan gerçeği dillendiremeyen, dillendirenleri dinlemeyenler hem binlerce insanın ölümüne neden oldular hem de Sovyetler hikayesine yıkıcı bir zarar verdiler.

Diziyi izlerken insanların hayatlarına mal olan bu kötü propagandanın, gerçeğe karşı direncin, insanların konuşmasını engelleyen korkunun karşısında öfkeye ve şaşkınlığa kapılıyorsunuz.

Ama sonra  2019 yılında Türkiye’de bile herkesin bildiği gerçeklerin nasıl korkudan yüksek sesle dillendirilemediğini, fısır fısır kenarda köşede konuşulanlarla resmi görüşler arasındaki büyük uçurumları, gerçekler cesaretle dillendirilmediğinde karşılaşılan yüksek maliyetleri hatırlayıp şaşkınlığınız geçiyor.

Gerçekten de bazı zamanlar sadece çıplak gerçeği söylemek bile büyük cesaret istiyor ve gerçeği söylemek en büyük vatanseverlik oluyor.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 04 Haziran 2019 15:03
Herkes konuşsun konuşsun ki korkmadığımızı görsünler.Herkesi işiyle,aşıyla tehdit ettiler.Sağlam torpili olanlara bir şey olmuyor.Yandaşlar sadece ceplerine girene bakıyor.Ama bu ülkeyi çocuklarımıza nasıl bırakacağız?Herşey para değildir.İnanın değildir.Özgürlük,hak adalet olmazsa parayı ne yapacaksınız?
Mustafa ALSANCAK 04 Haziran 2019 13:18
Blrcok ülke ellerindeki nükleer santrallerini hurdaya çıkarmak için Büyük bir hazırlık içinde bulunurken bizde ise tam tersi bir çalışma ile nükleer santral kurdurmak için Ruslarla anlaşmış bir iktidar var. Artıkları muhafaza edeceğimiz tabanı sağlam dağın olup olmadığından halkın haberi bile yoktur. Çernobil faciası unutulmaz . Bizimkiler neden ısrarlı bir şekilde nükleer hususundaki tehlikeleri görmekten kaçınıyorlar anlaşılır gibi değil.Cernobil faciası sonrası kuuzey Avrupa'da kanser hastalığı devam ediyor . Elektrik enerjisi elde etmek için halkın sağlığını tehlikeye atmak cinayettir.
KARAR OKURU 04 Haziran 2019 01:50
Tebrikler kardeşim
imamoglunu neden cok istiyorsunuz?intikam duygulariniz mi,uluslararasi bir propaganda(cifte standartci, eli kanli,emparyal bati)neresi demokrat? sisi gibi darbecilerle Batı'nın işbirliğine de bir kac kelam soyleseniz?imamoglu demokrat mi,hukuka bağlı birimi,eminmisiniz? Tayyip düşmanlığı bati mense'li degil mi ve neden ? ne yani o kadar darbeci, diktatör ler le işbirliği içinde iken arkasinda halk olan bir liderle neden bu kadar karşı durulur? insanlık için demeyin,bati istemedigi biri ama neden.cunku bati kendisi katil empaeryal degil mi,neden onlari merkeze alırsınız
KARAR OKURU 04 Haziran 2019 08:20
3
Batı'nın istemediği konusunda yanlış bilgilere sahipsiniz. Bunu size söyleyen kendisi. O Batı'nın adamı ama size tam tersini söylüyor. Yaptığı her şey bahsettiğiniz Batı'nın,.Amerika'nın ve İsrail'in işine yarıyor. Bugüne kadar İsrail'le yaptığı anlaşmalar Türkiye tarihinde yapılmadı. Yaptığı yollar, havaalanları, avmler vs hepsi Batı'nın satış alanı. Bizi uzun süreli yurtdışına gebe bırakıyor. Batı neden istesin onun gitmesini??
KARAR OKURU 04 Haziran 2019 09:37
1
Batı Abdullah Gül u, Davutoğlu'nu istiyor mu istemiyor mu? buna verin zaten oyun,plan ortaya çıkar.yorumunuz tamamen yalan ve kibir kokuyor Batı'nın iletişim gereclerinde düşmanlığın izleri varda gorebilmektir mesele ..bakar kör olmamaktir mesele
KARAR OKURU 09 04 Haziran 2019 00:05
Anafikir çok önemli.devletler mi daha önemli yoksa insan mı?düne kadar insanı yaşat ki devlet yaşasın diyenler, şimdi devlet yaşasın insanın ne önemi var diyorlar.insanlik tarihi ise bize şunu çok açık ve kesin bir şekilde öğretiyor ki, insanı mutlu etmeyen hiçbir rejim uzun ömürlü değildir.bugün gerçekleri bir süre gizleyebilirsiniz ama bu sadece bir süre olabilir.sadece kısa bir süre.
Abdullah GARİB 03 Haziran 2019 18:57
S.A Sayın Yıldıray OĞUR Beyefendiye; Devlet ve İktidar gerçekleri asla ortaya çıkarmayacaktır. Dünyevi ve kişisel çıkarlar uğruna gerçekleri daima örtbas edeceklerdir. Şu anda devlet her olayı örtbas etmek için herşeyi seferber ediyor. Örnek;%80 engelli kızımı öğretmenler darp etti. Bunu örtbas etmek için bütün kurumları kilitliyorlar. Bir gün gerçekler ortaya çıksana iş işten çoktan geçmiş insanlık ölmüş olacak. Ne gariptir ki bunu dindar bir iktidar yapıyor. Allah'ın kanunu bilmesine rağmen yapıyor. Yazık.......Selam ve dua ile
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 22:27
0
aslında bir yorum yazmıştım itiraf ediyorum korktugum için sildim. herkesin gözü önünde soygun oluyor kimse konuşamıyor
KARAR OKURU 04 Haziran 2019 15:11
1
Abdullah bey çok geçmiş olsun.Evladınıza Allah şifa versin.Size katılıyorum.Gerçeklerin gizlenmesi,adaletin olmaması daha doğrusu güvenemememiz,haklının değil güçlünün sözünün geçmesi bizi yoruyor,mutsuz ediyor.Hakkımızda hayırlısı
Tespitler 03 Haziran 2019 18:44
Çernobil patlaması Japonya'daki atom bombası patlamasından 200 kat daha fazladır Ayrıca yangını söndürmeye giden 152 itfaiyeci 2 hafta içinde ölmüştür yine ayrıca Çernobil patlaması olduğunda muhafazakar bir bakan Çayda tehlike yoktur deyip Karadeniz çayı değil Lipton ithal çay içmiştir Bu insanlık suçu Patlamaya Türkiye'den sadece devrimciler tepki göstermiştir yine buraya tek şarkıyı Volkan Konak yazmıştır söylemiştir ve çok sevdiğimiz Kazım Koyuncu kardeşimiz ve pek çok Karadenizli kardeşimiz kanserden ölmüştür
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 18:10
Alanında çok iyi olan bir bilim adamı elbette hatayı görebilir. Geriye kalan uyarma cesareti, ki onu da yapmış. Sayın yazarımız neyi çok kesin olarak biliyor merak ettim. Yapmayın lütfen. Adamın ortaya koyduğu hata ispatlanabilir bir şey, sizin ki muhayyel bir şey. Mantık bilmeyen kişilerin ilmine itibar etmeyen eskiler haklıymış.
arapgirli 03 Haziran 2019 17:04
Vah vah, gerçegi söylemenin fazilet oldugunu Amerikan-İngiliz yapımı bir filmden ögrenecegiz, öyle mi? Yıldıray bey, Batı ve Rus blokları birbirleri hakkında hiçbir şeyi sebepsiz yapmazlar, aralarındaki savaşı her alanda sürdürürler, hele Holywood yüzlerce orduya bedeldir. Belki dedikleriniz dogrudur, ama referansınız çürük.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 23:05
0
Mevzubahis gercekse gerisi teferruattir. Okullarda cocuklara okuttugumuz tarih kitaplari yalanlarla doludur. Yalanlarla buyuyen, gercekle yalani birbirinden ayiramayan insanlarin ulkesi Turkiye.
İbrahim Hanif 03 Haziran 2019 16:41
Türk basınının yüz akı, Allah sizi din tüccarı zalim leş kargalarının tuzaklarından korusun...
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 13:53
ABD ve İngiltere tarihin gördüğü göreceği en büyük soykırımlari hırsızlıkları yaptılar herkes biliyor bunu dolayısıyla ikinci bir emre kadar kimse bilmiyor
“Yeterince yalan duyarsak doğruyu artık hiç tanıyamayız.” Bir siyasi hareket düşünün ki, medyanın % 90’ını ele geçirmiş. Devlet imkanlarını ihalelerle, kredilerle seferber edip bir havuz medyası inşa etmiş. Hepsi aynı yerden aldığı manşetle yayına çıkan, aynı yalanları servis eden bir medya bu. Eğer, tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşayan Türkiye Cumhuriyetinde, bu tehlikeyi yaratan iktidara hala % 50 oy çıkıyorsa, halkın doğru ile yanlışı ayıramayacak derecede propagandaya maruz kalması sonucudur.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 13:10
Çok güzel anlatmışsınız sayın yazar, ama bu yazıyı anlamak, düşünerek özümseyerek sonuna kadar sabırla okuyarak verilen mesajı anlamak lazım. Evet içimize atıyoruz bazen boğulur gibi oluyoruz, ama yurmak zorunda kalıyoruz, bu çok kötü bir duygu!!!
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 13:03
Fisir fısır bir kenarda konuşmayın yapamayin böyle fitne dendiğinde biz sadece güzeli söylemek için konuşuruz diyenlerden oldunuz Yıldıray bey.
KARAR OKURU mustafa 03 Haziran 2019 12:31
Anlayan için cok guzel ve derinlikli bir yazi. yazilmiyor artik boyle yazilar. Yildiray bey yazarlar icinde yeriniz ayri. su cumleler de ders niteliginde. "Yalanların bedeli nedir? Onları doğruyla karıştırmamız değil. Asıl tehlike şudur ki yeterince yalan duyarsak doğruyu artık hiç tanıyamayız. Sonra geriye ne kalır? Geriye, doğruyu ummaktan bile vazgeçip hikayelerle yetinmek kalır sadece. Bu hikayelerde kahramanların kim olduğu önemli değildir. Bilmek istediğimiz tek şey kimin suçlu olduğudur.”
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 12:24
Uzunca bir "mesel" çernobil. Yıldıray Oğur Kuranin mesel anlatimini kullanmiş. Rusya uzerinden Türkiye'yi anlatan bir mesel.
İbrahim Erdoğan 03 Haziran 2019 12:21
Yuhanna İncili 8:31'de Hz. İsa: "gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak" diyor... Bunun aksini düşündüğümüzde ise, YALAN'ın kişiyi tutsak edeceğini söyleyebiliriz. Kötülüklerin tutsağı!.. Kötülükletin tutsaklarını çevremizde görüyoruz elbette!.. Cesaretle gerçeği söylemek, bazen acıtıcı bedeller ödetebilir; ancak özgürlük için bedel ödemeye değmez mi?.. Özgürlük uğruna bedel ödemeyi göze alanlara selam olsun. Teşekkürler Sayın Oğur...
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 12:04
ABD de sel suları şehirleri yuttu adamlar hiç bahsetmediler bile gerçi işleri kolay dedikleri herşeye inananacak gönüllü milyonlari hazır azıcık akıllı olanlari sonrasında kullanışlı aptal olmuşum die özür dilyorlar...
musto 03 Haziran 2019 11:52
Yıkılmaz denilen Sovyetlerin dizdeki halini ibretle izledik.Bir acılı eş anne boşuna her gün feryat figan etmiyor.Ülke bir beladan kurtulmadan diğerlerinin kucağına atılıyor.İnsanlarımız o cemaatla iftarda verilen resmi görmüştür. Kameraya bakamıyorlar süt dökmüş kedi misali kabahatleri hal ve tavırlarından belli oluyor.
Bu ülkede hayvanat bahçesi müdürünü TSE başkanı yaptılar. Uyduruk iki tane makalesi olanı rektör yaptılar. Tüpçüyü TFF başkanı yaptılar. Yaptılar oğlu yaptılar. İslam'ın ve Kur'an'ın " işi ehline verin "emrini görmediler. Liyakat her derdin çözümüdür.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 15:44
0
Din şovmeni ilahiyatçıyı BİLİM ve TEKNOLOJİ üniversitesine rektör yaptılar.
'Okur' okuru 03 Haziran 2019 11:34
Sözde 'itibarı korumak' için yalan dolan her şeyi kullanan insanlar, gerçekler ortaya çıkmasın diye toplumu büyük bir felaketin içine sürüklüyorlar.. Fakat bir şeyin farkında değilller, gerçeğin bir gün her şeye rağmen ortaya çıkmak gibi bir önlenemez bir özelliği vardır.. tıpkı Çernobil'de olduğu gibi.. Gerçek vatanseverlik de çıplak gerçeği görebilmektir, herşeye rağmen...
efedamat 03 Haziran 2019 11:20
Rusların yaptığı Akkuyu nükleer santralı hakkında basında bazı haberler çıkıyor. çatlak var yeri uygun değil gibi. bunlara ne ölçüde kulak veriliyor. yetkililer problem yok diye açıklama yapıyorlar. şahsen bu açıklamalar beni tatmin etmiyor. dimyata pirince gitmek isterken evdeki bulgurdan olmayalım. Çernobilin karadeniz bölgesindeki etkileri tv de çay keyfi yapan bakanlarımız nedeniyle pek incelenmedi. çernobil gündeme rahmetli kazım koyuncuoğlunun kanserden ölümü ile biraz olsun gündeme geldi.gene unutuldu. en azından çernobil dizisi ile tekrar gündemde.
okur 03 Haziran 2019 22:10
0
rahat ol
musto 03 Haziran 2019 11:06
Tesadüfen yaşıyoruz böyle onlarcasının patlaması dünyada yaşamı yok eder. O dönemin tekel bakanı çay içerek ekranlarda bakım bizim çaylarımız temiz güvenerek içilmesini önermişti acısı yıllar sonra karadeniz insanında çıktı.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 09:41
Kalemine sağlık kardeşim. Son zamanların kaleme alınmış en güzel yazılardan biri size nasip olmuş. Gerçek, sadece cesurların dilin de ve kaleminde vücut bulması yetmiyor. Milletçe, hançerimizi yırtarcasına haykırmak gerekiyor. Gerçek, işte o zaman gerçek.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 09:30
Muhali taleb etmek, kendine fenalık etmektir... Bir dağdan uçmak niyetiyle kendini havalandıran, parça parça olur. Zira onların istedikleri şey, ya bir hükûmet-i masumedir... Halbuki şimdi şahs-ı vâhid bile masum olamaz. Nerede kaldı; zerratı günahkârlardan mürekkeb bir hükûmet, tamamıyla masum olsun. Demek nokta-i nazar, hükûmetin hasenatı seyyiatına tereccuhudur. Yoksa seyyiesiz hükûmet muhal-i âdidir. Ben öyle adamlara, anarşist nazarıyla bakıyorum. Zira onlardan birisi -Allah etmesin- bin sene yaşayacak olursa, âdeta mümkün hükûmetin hangi suretini görse, hülya ile yine razı olmayacak...
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 11:30
0
hasenatı var diye seyyiatı söylenemeyecek mi? mağdurlar, mazlumlar haklarını talep edemeyecekler mi? haksız uygulamalara son verilsin denilemeyecek mi? Yazıdaki, Ekim Devrimi’ne katılmış yaşlı bir konsey üyesi sen miydin?
Karar Okuru 03 Haziran 2019 08:38
Acaba bu hastalıkı düzenin yolunu açan eski destekçiler, yetmez ama evetçiler ne düşünüyor. İdeoloji esiri ham solcular, entel liberaller ve vesayet rejimini kaldıran din tacirlerine borçluyuz bu günleri. Kullanışlı akıllara selamlar.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 12:08
0
Demek ki öncesinde de insanları memnun eden bir sistem yokmuş. bu durumda kabahati, insanları yeni arayışlara iten eski yapıda aramalısın.( "iyi düşün, doğru karar ver"; kolaycılığa "So you can put the blame on Mame, boys." sapma:)
kARAR OKURU 03 Haziran 2019 13:28
0
Şimdikinden memnun olmayanlar; eskisinden de memnun değiller. İnsanları yeni arayışlara iten eski vesayetçi yapı oldu. Kısır çekişmeleri, eskiye özlemi bırakın artık. Geleceğe bakılmalı.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 08:33
Diziyi ben de izledim. Kifayetsiz inişanlara sorumluluk verilen bürokratik bir devletin zavallı halini gördüm. Bu devletin sosyalist olması şart değil.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 08:27
Her yaziniz ders gibi. Tabi anlayana...
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 08:25
Ellerinize, akliniza saglik. Omrunuze bereket kardesim.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 07:11
Okunup saklanacak ve tekrar tekar okunacak bir yazı daha Yıldıray Oğur'dan. Eskiden böyle yazıları gazeteden keser ve defterler arasında ya da dosyalarda arşivlerdik! :))
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 05:01
Gerçeğin ağacını diken cesurlar hep bedelini öder meyvelerini ise korkaklar yer.
ati 03 Haziran 2019 11:04
1
neyse ki, tarih hep cesaret gösterenleri not eder.
ali aktaş 03 Haziran 2019 04:44
Türkiye dindarlığının yaşadığı çürümenin aşılabilmesi için iki yol vardır; ya Saadet gelecektir ya da ciddi imtihana ihtiyaç vardır. Aksi halde çürümeye rağmen mevcut halin devamına karar vermek sağlıklı bir yol değildir. Problemin sorumluları asla çözümün bilgeleri olamazlar.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 03:50
Ben de söylüyorum ama sizin editörler bazı yorumları mı küfür içermediği halde yayınlamıyor. Mesela 17-25 konusunda farklı görüşler yayınlanmıyor.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 03:25
Kissadan hisse, bize de bir Boris ve bir Legasov lazim. Aksi takdirde büyük bir siyasi ve sosyal felaket yaşanacak.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 03:13
SAYIN YAZAR ÜLKEDE O GERÇEKLERİ SAYIN AHMET DAVUTOĞLU HAYKIRIYOR. GERÇEKLERİ KORKMADAN SÖYLEYİN DİYOR. AMA HERKES SUSUYOR.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 03:51
8
Davutoğlu 90 dakika tamamlandıktan sonra alan savunmasıyla gol atacağını sanıyor. Davutoğlu elendi artık kabul etsin.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 19:20
0
Düne kadar, günahınız kadar sevmediğiniz Davutoğlu, bulunmaz Hint kumaşı oldu. Ak parti ve Erdoğan düşmanlığı kimilerinin rational düşünme melekesini köreltmiş anlaşılan.
KARAR OKURU mustafa 03 Haziran 2019 12:33
0
davutoglu yapmasi soylemesi gerekenin %1 ini soyluyor. o da oznesiz. acik acik suriyeyi ben turkiyeyi cb mahvetti demesi lazim ki konusmaya baslasin.
Samsunlu 03 Haziran 2019 02:55
Benzettiğiniz şey çok ciddi , daha açık olmanız gerekmez mi ? Tarihi hatırlatıyorsunuz sürekli güncel olaylara " bu yanlış , doğrusu budur " gibi kanaat belirtmelisiniz . Yoksa maksadınızın " Ben demiştim " kolaycılığına kaçmak olduğu zannedilebilir .
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 02:55
Vatandaşlarımızın şahsi görüşleriyle resmi görüşleri arasındaki farkın derinliği devletimizin gücünün kanıtıdır. (Celal Salik)
Karar okuru 03 Haziran 2019 02:41
COK guzel bir yazi olmus zevkle okudum. Iyi Bayramlar
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN