Bir adam çıkacak hepimizi kurtaracak

CUMARTESİ YAZILARI

Büyük İskender, Mısır’ı fethettiğinde Amon mabedinin başrahibi tarafından “Tanrının oğlu” ilan edilmişti. Bu olayın ardından basılan sikkelerde ve yapılan heykellerde Makedonyalı cihangir, tıpkı tanrı Amon gibi başında koç boynuzlarıyla tasvir edilmeye başladı. İslam literatüründe İskender için kullanılan “Zülkarneyn” (İki Boynuz Sahibi) sıfatının kökeni kimilerine göre budur.

Gelgelelim bundan böyle kendisini “Tanrı-Kral” olarak görmesi ve generallerinden de buna uygun bir muamele görmek istemesi sıkıntı doğuracaktı.

O güne kadar krallarını “eşitler arasında birinci” (primus inter pares) kabul eden Makedon aristokrasisi hükümdarın önünde eğilmeyi veya yere kapanmayı gerektiren yeni kurallara uymaya yanaşmadı.

İskender daha önce bir savaşta canını kurtarmış olan eski arkadaşı Kleitos’u bu uygulamaya itiraz ettiği için mızraklayıp öldürdü. Aristoteles’in yeğeni ve krallığın resmî tarihçisi olan Kallisthenes ise İskender’i tanrılaştırma girişimlerini eleştirdiği için hapse atıldı ve orada eceliyle öldü.

Kleitos ve Kallisthenes gibi dahi besteci Beethoven da yöneticileri son tahlilde “eşitler arasında birinci” olarak görme eğilimindeydi. Fransız Devrimi’nin ideallerini Avrupa’ya taşıyacak “kahraman” bir cumhuriyetçi lider olarak görüp 3. Senfoni’sini armağan ettiği Napolyon’u da bunun dışında tutmuyordu.

Bu yüzden Korsikalı Bonaparte, ilk fırsatta imparatorluğunu ilan edince öfkeyle eserinin ithaf sayfasını yırtmıştı Beethoven.

Mamafih “şeyhi uçuran müritler” her zaman itirazcılardan çok daha fazladır.

Peki, kendisi uçamayan şeyhi müritleri niye uçuruyor? Bu soruya öncelikle psikolojinin verdiği bazı cevaplar var…

Fransız sosyolog Le Bon’un Kitle Psikolojisi adlı eserindeki teorileri psikanaliz açısından değerlendiren Freud’a göre kitleler, çocukluktaki “korkulan ama aynı zamanda koruyan mutlak güç sahibi baba” figürünü yetişkinlikte lider üzerinden yeniden üretir.

Özellikle savaş, salgın gibi kriz dönemlerinde büyüyen kaygılar, yetişkin kimliğinden çocuksu bir itaat evresine gerilemeye (regresyon) yol açar. İnsanlar böyle zamanlarda önemli kararları kendileri adına verecek güçlü bir baba figürüne daha sıkı sığınırlar.

İnsanlık tarihinin başlangıcındaki kabile babası, Nietzsche’nin gelecekten beklediği üst insandı” diyen Freud, kitlenin lider ihtiyacını ilkel çağların kabile yapısındaki rollere bağlar. Kitle lideri, o çok korkulan ve her şeye muktedir olan ilkel kabile babasının bugünkü temsilcisidir: “İnsan kitleleri, eşit yoldaşlardan oluşan kümenin ortasındaki olağanüstü güçlü bu bireyin tanıdık portresini tekrar göz önüne sermektedir.” (Freud, “Kitle Psikolojisi ve Benlik Analizi”, çev: Saffet Emrem, Can Y., 2025, sh. 78-80)

Günümüzde gelişen evrimsel psikoloji de lider yüceltmesini kültürel alışkanlıktan ziyade atalarımızın hayatta kalma başarısını artıran bir strateji olarak açıklıyor.

İnsan sosyal bir canlı ve hayvan topluluklarının çoğunda olduğu gibi insan toplumlarında da liderlik kurumunun gerekliliği tartışılmaz bir realite. Ancak uzak geçmişin şartlarında pratik olarak işe yaramış olan bir modelinin, bugünkü bambaşka toplumsal şartlar altında da devam ettirilmesinin gereği ne?

Bilimsel açıklamaya göre insan beyni -ve psikolojisi- evrimsel olarak çok yavaş değişiyor. Bu yüzden eski “yazılımımız” hâlâ çalışmayı sürdürüyor.

Bu yazılım güncelleninceye kadar eski alışkanlıklarımızı terk etmemiz zor.

Öyleyse tarihi değiştiren önemli olayların esas itibarıyla büyük adamların eseri olduğunu düşünen ve bugünkü sorunlarımızdan kurtulmamız için de yine bir büyük adamın gelip duruma el koymasını bekleyenler eski alışkanlıkları devam ettiriyorlar. Mehdi inanışı değil yalnızca, bugünkü siyasi aktörlerin de -insan üstü vasıfları olmasa bile- bazı “lider özellikleri” taşıması isteniyor.

Söz gelimi bugün Türkiye’de siyasi tablonun tıkanma sebebi olarak mevcut muhalefet liderlerindeki “karizma eksikliği” gösteriliyor. Çok yanlış bir değerlendirme de sayılmaz bu. Tabii karizmadan ne anladığımıza bağlı olarak.

Karizma bir anlamda kişisel cazibe demek. Siyasi liderin cazibesini oluşturan belli başlı unsurlar ise bu kişinin sahip olduğu başarı hikayesi, hitabet yeteneği, inandırıcılığı ve bir de beden özellikleridir.

Evet, beden özellikleri de var! İngiliz antropolog Robin Dunbar ABD’deki 2008 Başkanlık seçiminin ardından yazdığı bir makalede şunu ileri sürmüştü: “Obama’nın kazanması iki temel nedenden dolayı kaçınılmazdı: İki aday arasında daha uzun boylu olan oydu ve daha simetrik bir yüzü vardı.”

Çünkü farklı birçok ülkede yapılan bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu sonuçlar bunu gösteriyor. İnsanların kendilerine liderlik edecek kişide aradıkları tek özellik bu değil elbette ama tercih sebebi olan özellikler arasında “uzun boylu olmak” da var!

Bilim böyle ilginç şeyler de öğretiyor bize…

Mamafih insanlığın ortak kültüründe yer eden lider yüceltmesi eğilimini bilimden çok önce felsefe ve edebiyat sorgulamıştır.

Söz gelimi Platon, demokrasinin tiranlık rejimine dönüşme tehlikesini “bir demagog halkı güzel sözlerle kandırarak yönetimi ele geçirir” diye anlatır. Biz olsak karizmatik lider derdik.

Neyse… En iyisi, Bertolt Brecht’in “Okumuş Bir İşçi Soruyor” şiirinden bir bölümle kapatalım konuyu:

“Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?

Kitaplar yalnız kralların adını yazar.

Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?

Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,

kim yapmış Babil’i her seferinde?

Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar

altınlar içinde yüzen Lima’nın?

Ne oldular dersin duvarcılar

Çin Seddi bitince?”

“Nasıl yendiydi Galyalılar’ı Sezar?

E bir aşçı olsun yok muydu yanında?

İspanyalı Filip ağladı derler

batınca tekmil filosu.

Ondan başkası ağlamadı mı?

Yedi Yıl Savaşı’nı 2. Frederik kazanmış ha?

Yok muydu ondan başka kazanan?” (A. Kadir çevirisi)

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.