Back To Top
Buz ile ateş, havf ve reca arasında...

Buz ile ateş, havf ve reca arasında...

 - Son Güncelleme: 01.06.2019 Cumartesi 13:43
- A +

“Burada sevilmiyorum sadece korkuluyorum. Tamam, korksunlar bakalım...”

George R. Martin’in 1996 yılında yayınlanmaya başlayan Buz ve Ateşin Şarkısı kitap serisinden (serinin son iki kitabı henüz yayınlanmadı) uyarlanıp  2011 yılında Amerikan HBO kanalında gösterilmeye başlayan Game of Thrones’un final sezonunun kırılma anıydı bu cümle.

(Final sezonunu hala izlememiş olanlar, maceraya yeni başlayanlar, hiç başlamamışlar ama bir gün başlayabilecekler daha fazla spoiler yememek için şimdi yavaşça klavyeyi bırakıp yazının başından kalksın.)

Daenerys Targeryan, “Deli Kral” olarak bilinen gaddar babası öldürülünce hırslı erkek kardeşiyle düşmanlarından uzaklara kaçırılmış, kadının adının olmadığı vahşi bir göçebe aşiretin liderinin karısı olacakken ejderhaları, orduları olan bir Kraliçe’ye dönüşmüş, adım adım Essos’u yani doğuyu özgürleştirerek, ele geçirdiği şehirlerde köleliği kaldırarak batıya yani Westeros’a yürümüştü.

Dizinin Demir Tahtı, tartışmasız en çok hak eden ve en çok isteyen karakteriydi.

Aslında “bir iktidar için sevilmek mi korkulmak mı önemlidir?” sorusu uzun yüzyıllar boyunca krallara, sultanlara yazılan risalelerde tartışılmış bir meseleydi.

Modern siyaset biliminin kurucusu kabul edilen Machievelli de Prens’te, “İyi bir Prens için sevilmek mi iyidir korkulmak mı” sorusuna cevap aramış ve  ikisini bir araya getirmenin zor olduğuna kanaat getirip, ille birisi olacaksa “korkulmayı” seçmişti:

''Çünkü insanların tabiatı kötüdür, kendini sevdiren birindense korktukları birine zarar vermekten çekinirler. Çünkü sevgi bir gönül bağına dayanır ve o bağ kişisel menfaatler için kolayca koparılabilir ama cezalandırılma korkusundan kaynaklanan bağ sağlamdır.”

Fazlasıyla realist, kahramanların acımasızca harcandığı, sık sık kötülerin de kazandığı Game of Thrones, sekiz sezon boyunca Machievelli’nin pragmatist iktidar tavsiyelerini tam olarak haklı çıkarmadı.

Sadece sevilmek ve güven üzerine hükümdarlık kurmaya çalışmış Eddard Stark ve Robb Stark’ın sonları izleyiciye iktidarın sadece erdeme dayanamayacağını, iktidar mücadelesinde ahlakın zaaf haline gelebileceğini de göstermişti.

Ama iktidar yolunda her türlü erdemi ve ahlakı atlarının terkisine atmış, dehşetle diz çökertme gibi her tülü Makyavelyan tavsiyeyi uygulamış Cercei Lannister’ın, Ramsay Bolton’ın, Walder Frey’in ve tabii ki dizinin Machievelli’si Lord Baelish’in sonu da onlardan farklı olmamıştı.  

Zaten Daenerys Targeryan’ı finalde Kral Şehri’nin kapılarına kadar getiren de sadece iktidar tutkusu değildi, uğruna insanları, kitleleri seferber ettiği ulvi idealleriydi.

Dizinin yazarlarının çok sevdiği put kırıcı bir ironiyle en büyük zekanın bahşedildiği “yarım adam” diye anılan cüce Tyrion,  bütün iktidar oyunlarında ayakta kalabilmiş hadım danışman Lord Varys, okuma yazmayı bile küçük bir kızdan öğrenmiş savaş dâhisi Davos’u onun sadık danışmanları yapan motivasyon da korku değildi, bugüne kadar Westeros’a hükmetmiş gaddar krallardan farklı bir hükümranlık kurma ümidiydi.

Fakat Daenerys, Kral’ın Şehri’nin önüne geldiğinde bir anda her şey değişti.

Bu karakter kırılması, babası Deli Kral’dan gelen Targeryan kökleriyle, halası olduğu ortaya çıkınca aşkına karşılık vermeyen Jon Snow’la birlikte kendisini seven son Westeroslu’yu da kaybedince artık sevilmekten ümidini kesip korkulmayı seçmesiyle açıklanabilir.

Ama sekiz sezon boyunca aşkın sonu hüsran olan bir zaaf olarak resmedildiği dizi, sanki insanlık hakkında  daha derin bir şey söylemeye çalıştı.

Daenerys o derin mesajın ilk işaretlerini, Kral Şehri’ne saldırmadan önceki gece, onu şehrin sivil halkına dokunmaması için ikna etmeye çalışan El’i, başyardımcısı Tyrion’a cevabında vermişti:

“Ablan düşmanlarının zaaflarını onlara karşı kullanmayı biliyor. Merhametimizin bu olduğunu düşünüyor; Zayıflık. Merhamet bizim gücümüz. Gelecek nesillere merhamet edeceğiz. Bir daha diktatörlerinin elinde esir olmasınlar diye.”

Nitekim ertesi gün teslim çanlarının çalındığı Kral Şehri’ni  kadın çocuk demeden binlerce kişiyle birlikte yakıp, yıktı.

(Bunu, İkinci Dünya Savaşı’nda artık teslim olmuş Dresden şehrine yapılan intikam saldırısına benzetenler çıktı.)

Katliamdan sonra ordusunun karşısına çıkıp zafer konuşmasını yaptı:

(Daenerys’i canlandıran Emilia Clarke bu konuşma sahnesine Hitler’in miting konuşmalarını izleyerek hazırlandığını açıkladı)

“Kralın Şehri’ndeki insanları bir diktatörün elinden kurtardınız. Ama savaş bitmedi. Tüm dünyayı özgürleştirmeden mızraklarımızı bırakmayacağız. Kadınlar, erkekler, çocuklar tekerliğin altında ezildiler. Benimle tekerliği kıracak mısınız?”

En sevilen karakterlerden birinin bir soykırımcıya dönüştüğü bu final, tabii ki dizinin hayranlarının pek hoşuna gitmedi, finalin yeniden çekilmesi için imza kampanyaları bile yapıldı.

Ama aslında olan biten, sekiz sezon boyunca iyilik ve kötülüğün iç içe geçtiği, savaşın ve iktidarın yerden yere vurulduğu dizinin ruhuna gayet yakışmıştı.

Daenerys’in finali de dünya tarihinin en acı hikayelerine güçlü bir atıftı.

Ulvi amaçlar uğruna insanlığa en büyük zulümleri yapmışların hikayelerine...

Yoksul Fransızları, aristokrasi ve burjuvazinin baskılarından özgürleştirmek için binlerce insanı giyotinlere gönderen Robespierre’in, Fransız Devrimi’nin ideallerini yaymak, Avrupa’yı özgürleştirmek için yola çıkıp, büyük bir yıkıma sebep olmuş Napolyon’un,  tekerliği kırmak için milyonlarca insanı öldürmekten çekinmemiş Stalin, Mao, Pol Pot gibi devrimcilerin, Ortadoğu’yu özgürleştirmek için Irak’ı işgal eden Bush’un, dünyayı kafirlerden kurtarıp, cennete çevirmek için insanların içinde kendini patlatan, kafa kesen IŞİD’çilerin ortak hikayesine...

Dizi, aslında büyük hakikatlerin, tartışmaya kapalı mutlak doğruların, yüksek erdem ve değerlerin nasıl faşizme doğru evirilebileceği konusunu daha önce de Yüce Serçe’nin tarikatı örneğinde gözümüze sokmuştu.

Eşitsizliklerin, köleliğin, fuhşun kol gezdiği Kral’ın Şehri’nde ayağındaki ayakkabıları bile ihtiyaç sahiplerine dağıtan Yüce Serçe’nin erdem ve ahlak üzerine kurduğu faşizmin karşısında izleyici kendisini dizinin en düşük ahlaklı ve kötücül karakteri Cercei’nin yanında bulmuştu.

Ama sezonlar boyu Daenerys “daha iyi bir dünya için” insanları yakarken, köle sahiplerini topluca idam ettirirken aynı izleyici alkışlarla ona eşlik de etmişti.

Ne de olsa bütün bunlar insanlığın gelecekteki büyük iyiliği uğruna yapılmaktaydı ve yumurta kırılmadan omlet yapılamazdı.

Bu iyi niyet taşlarıyla döşenmiş yolun sonunun vahşi bir toplu katliama çıkması herhalde bu yüzden izleyiciyi ayrıca üzdü, hayal kırıklığı bir suçluluk duygusuna neden oldu.

Amacı, niyeti ne kadar halis olursa olsun, hangi ulvi değerler, insanlık erdemleri için yapılıyor olursa olsun, mutlak haklılık fikrinin ne kadar tehlikeli olabileceği üzerine tatsız bir deneyim yaşattı dizi.

Belki finalinin sevilmemesinin sebebi budur.

Ama bu tatsız, sevilmeyen final bize dünyanın ve Türkiye’nin güncel meseleleri üzerinde de düşünme fırsatı veriyor.

Bugün dünya demokrasilerini sarsan popülist hareketler de önyargılardan, tartışmaya kapalı mutlak hakikatlerden, insanlıkla ilgili totolojilerden, kapalı devre bir bilgi ve haber akışlarından besleniyor.

Hazır reçeteleri var. O yüzden kimsenin aklına ihtiyaçları yok. Özellikle de düşman olarak belledikleri siyasi rakiplerinin ve fikirlerini değiştirebileceğinden korktukları entelektüellerin.

İhtiyaçları olan tek şey o hazır reçeteleri  uygulayabilmek için iktidarı ele geçirmek.

Siyaset karşıtı, demokrasinin doğasına ters gelen tarafları da bu.

Türkiye içinse bu mutlak hakikatçiliğin daha acı bir tarihi var.

Travmatik sonuçlar doğurmuş halk için halka rağmen devrimleri, medenileştirme misyonunun vardığı acı bir nokta olan Dersim, ülkenin esas menfaatlerini koruduğunu düşünenlerin düzenlediği darbeler, kendi ulvi amaçlarına ulaşmak için soru çalmaktan, halka ateş açmaya kadar uzanan bir spektrumda günahlar işleyebilen ve bunları “harp hiledir” diyerek meşrulaştıran FETÖ ilk akla gelen örnekler.

Bunlar dışında da Türkiye’de tarihin doğru tarafında durduğunu, ezeli ve ebedi olarak haklı olduğunu, mutlak hakikati temsil ettiğini, geri kalan herkesin yanlış yolda veya cahil veya hain olduğunu düşünen laik, dindar pek çok siyasi pozisyon var.

Bir kere kendi pozisyonun mutlak hakikati temsil ettiğine inanan birinin siyasette başka fikirleri, partileri eşit muhatapları olarak görmesi artık çok zor.

Böyle bakınca modern siyaset biliminin temeli olan iktidarın kaynağı nedir gibi sorular da hükümsüz kalıyor. İktidar ne yapıp edip mutlaka elde tutulması gereken bir amaca dönüşüyor.

Bu ulvi dava uğruna da yalan söylemek, düşmanlarını alt etmek için hile yapmak, video kesip biçmek, kazanamadığı seçimleri gerekçesiz iptal ettirmek masum günahlar olarak kalıyor.

Özellikle son dönemde din, siyaset ve tarih içiçe geçip, Voltran’ı oluşturmuş halde. Artık karşımızda demokratik sistemde yarışan eşit bir siyasi aktör değil, kutsal bir dava için ezeli ve ebedi düşmanlarla mücadele eden tarihi bir aktör var. Böyle mutlak doğrucu bir bakışın demokratik siyasetle doku uyuşmazlığı içinde olması kaçınılmaz.

Halbuki, İslamiyet’te sahih iman havf (korku) ve reca (ümit) arasında bir yerdedir.

İkisinin ifrat ve tefritinden de insanı küfre götürecek sonuçlar çıkar.

Korku ve ümit üzerine kurulu bir iman aynı zamanda sürekli şüphe ve tereddüt içinde teyakkuz halinde olmayı gerektirir.

Havf ve reca arasında imam etmiş bir mümin için hakikatin bilgisine sahibi olmak, her zaman ve her durumda doğruyu yapmanın garantisi değildir. İman ve ahlak sürekli hayatla test halindedir. Ve o testi kimin geçip kimin geçemeyeceği de belirsizdir.

O yüzden her zaman kesin konuşmamak, bildiğinden ve yaptığından şüphe etmek, başkalarıyla istişare içinde olmak, danışmak, tartışmak, tartmak gerekir.

Buz ile ateşin şarkısı da havf ve reca arasında bir yerde bitti.

Uğruna katliamlara girişilmiş büyük değerler, büyük hakikatler, büyük kahramanlarla birlikte tuz buz oldu.  

Peşinden büyük orduların, güçlü, hırslı karakterlerin, ölülerin, ejderhaların koştuğu demir taht eridi ve krallık ünvanı demokratik bir oylamayla, gücü değil hikmeti yüzünden tekerlekli sandalyede oturan Bran’e verildi.

O yüzden dizinin finali izleyenlerine epik tatlar vermedi. Onca taht oyununun sonu, hayatta kalmayı başarmış, dizinin en güçlü karakterlerinden oluşmayan bir konseyin oylamayla kralı seçmesine yani tatsız tuzsuz bir meşruti demokrasiye çıktı.

Ateşle buz evlerine döndü, geriye yaşadıkları onca şeyden sonra korku ve ümit arasında kalmış temkinli, zayıf, eşit aktörler kaldı.

Belki de sıkıcı olan göklerinde ağzından ateşler saçan ejdarhaların dolaşmadığı, ölülerin dirilmediği gerçek hayatın kendisidir..

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 13:51
Hem uluslarasi camiada meshur bir diziye hem ülke gündemine bu kadar hakim kalem oynatabilecek çok az entellektüel vardir
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 20:10
Kalemine sağlık.
KARAR OKURU... 01 Haziran 2019 20:12
Müthiş bir yazı. Müthiş saptamalar. Her yazınızı merak ile bekliyorum.
B 01 Haziran 2019 18:51
Almanlar Hitler'den önce demokrasiyi denediler. Olmadı. Almanya Avusturya imparatorluğundan sonra Weimar cumhuriyeti kuruldu. Ama bu Almanya'nın sorunlarını çözmediği gibi, işsizlik, develuasyon, parti kavgalarıyla devam etti. National Sosyalist Partisi bu dönemde kuruldu. Yahudiler ise ekonomi, medya ve eğitimde egemen.Dünyada demokrasiyi en çok ABD ve İsrail över. Tarihi ABD ve İsrail yapımı filmlerden öğreneceğimize Avrupa'lı yazarların objektif tarafsız yazılarından okusak iyi olur. Çünkü tarihi kazananlar yazıyor. Onlarda yalan yazıyor.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 17:55
Benim yazı için -kendimi göstermek,bak benimde bir fikrim var,ben de yorum yapabiliyorum nevinden- söyleyecek bir sözüm yok. Yazar mesajını vermiş. Almasını bilene.
Lüzumsuz insan 01 Haziran 2019 14:28
Diziyi anlayan bir Allah'ın kulu bile çıkmayacak mı diye üzülüyordum ki yazınıza denk geldim. Bu açıklamayı birinin yapması gerekliydi çok teşekkür ediyorum size. Nedense insanoğlu gerçeği görmektense yalanlara inanmayı tercih ediyor, öğrenmektense onaylanmayı istiyor. Sürekli bir çoban arayan topluluklar güdülmeye mahkumdur, gelecekte de bu durumun değişmeyeceği gerçeği ile yüzleştikten sonra çobanın nitelikleri hakkında tartışmaya devam edebiliriz. Saygılarımla.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 13:57
Ne sevgiye ne de korkuya gerek var. Artık krallıklar çağında yaşamıyoruz. Herkesin önünde eşit olduğu yazılı hukuk kuralları toplumsal düzen için yeterli.
düşünce 01 Haziran 2019 18:40
0
Krallaıklar çağında yaşamıyor muyuz? Emin misin çevremize bakmamızda fayda var bence
Ömer Vatansever 01 Haziran 2019 22:56
0
13.57 :Alo,siz nerede yaşıyorsunuz?Anlatılan konuyu hiç mi anlamadınız?Bir kez daha okuyun lütfen.Saygılar.
Galiba,günümüzde en doğru sorulardan biri de şu olsa gerektir: -Bir omlet kaç yumurtadan yapılır ? Hitler,Stalin,Mao ve Pol Pot'a baktığımızda,bir "omlet" için bütün "yumurtaların" kırıldığını söyleyebiliriz!Hele hele açlıktan,ağaç kabuklarını yemek zorunda kalan Çinlinin ,kamu malına zarar verdiği gerekçesiyle"idam cezasıyla "tecziyesi üzerinde düşünülmeye,konuşulmaya,araştırmaya değer sanırım.Bakınız:Tarihi Yargılıyorum,Gündüz Vassaf,S/34.
Demircan 01 Haziran 2019 11:53
Game of thrones izleyicisi olarak dizi ile ilgili tatmin edici bir açıklama yapmışsınız. İçe dönük düşünürsek muhalefette veya statükonun yaptığı zulüm uygulamalarından sonra iktidara gelenlerin de hak hukuk ve adalet kavramlarını sulandırmış yönü değişmiş zulme devam ettiklerini salim bir akla sahip olanlar görüyor. Hatırlatma yapılınca ama bize de yapılmıştı argümanı hemen dilde hazır. Referans islam olunca adalet hak hukuk kavramlarıda ona uygun olması mümkün olamazmı. Hz.Ömer. adaleti dilde değil kalbe inip uygulamaya yansımalı değilm
Hayrettin Uslu 01 Haziran 2019 10:20
kaleminize, yüreğinize sağlık. Ufuk açıcı yazılarınızdan dolayı kalbi şükranlarımı sunarım.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 09:38
Dizinin bugüne bu kadar çok sevilmesinin sebebi daha ilk sezondan izleyenleri hep ters köşe yapmasıydı Başrol zannettiğiniz kişi bir anda ölebiliyor en sadık gördüğünüz kişi hain hain gördüğünüz kişi gerçekte sadık olabiliyordu Hikayede bu zıtlıklar öyle güzel mantık çevresine oturtuluyordu ki hiç yadırganmıyordu Daenerys baştan itibaren büyük acılar çekmiş çektiği acılar onu olgunlaştırıp adalet duygusunu geliştirmişti Tamda hedefine ulaşmak üzereyken bir caniye dönüşmesini sebep verecek ne kaybedecek bir koltuğu ne de örtmesi gereken su
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 07:21
Sebepler, vesileler meşru oldu mu neticeler de meşru, makul, muteber ve payidar olur. Allah kulunu neticelerden mesul tutmuyor; niyet ve fiillerinden sorumlu tutuyor. Sonuç odaklı eylem Halis niyetleri güzel sebepleri ifsat etmemeli.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 10:13
0
Halis niyetler, güzel sebepler yok. Tercihler var. Herkesin tercihi göreli.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 03:18
Gayenin ulvî olması yetmiyor, ona giden yolun da ulvî olması gerekiyor.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 08:38
0
Ulvi gaye yok. Tercihler var. Herkesin tercihi göreli.
Krr 01 Haziran 2019 03:15
Bravo, enfes bakış açısı ve karşılaştırmalar. Okudukça keyif aldım. Tebrikler Yıldıray Beyimiz.
musto 01 Haziran 2019 01:43
Allah serveti istediğine ilimi'de isteyene verirmiş.Anlaşılan yaratıcıda gücü ve serveti ele geçirmek için kullarının nelere kadir olacağını hangi postu giyeceğini düşünmemiş.
Emeğe Saygı 01 Haziran 2019 11:46
0
Bizde yorumunuzdan dolayı oldukça keyif aldık. Krr Beyimiz.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 01:42
Hay kalemine sağlık Yıldıray Bey. Bütün bölümlerini 2-3 kez izlediğim bir diziyi bu güzel yazınızla taçlandırıp günümüze uyarladığınız için teşekkür ederim. Gerçekten de harika bir yazı olmuş. Hürmetler.
Mehmet Ali (2) 01 Haziran 2019 01:13
(SPOILER) Meşhur imza kampanyası dördüncü bölümden sonra başlatıldı. Yani Daenerys'in ne yapacağı bilinmiyordu bile. Hatta insanlar Daenerys'in hırslarına yenilip babası gibi delireceğini çok önceden tahmin etmişlerdi. Bir önceki yorumumda belirttiğim gibi; problem sonuç değil, her olayın çok hızlı ve mantıksız bir şekilde meydana gelmesi. Yedi sezon boyunca hakkında gerilim ve gizem havası yaratılan Gecenin Kralı bir bölümde öldürüldü, insanları kıyametten korumak için kuzeye giden Daenerys bir anda masumları yakan bir tirana dönüştü, zeki Trion
Mehmet Ali 01 Haziran 2019 00:52
İzleyicilerin (ve okuyucuların) son sezondan nefret etmesinin sebebi sonuç değil, sonuca giden yolun inşa edilmemiş olması. Normalde bitmemiş bir hikayeyi, bitmesi için en az iki sezon gereken bir hikayeyi altı bölümde bitirmeye çalışmış olmaları. Dizinin yazarları yeni Star Wars üçlemesininin yazarlığını aldıkları için diziyi kısa yoldan bitirmek istedi. Bu zamana kadar karakter değişimlerini ilmek ilmek dokuyarak yapan dizi bu sezonda karakterlerinin kişiliklerini çok hızlı ve hiç tatmin edici olmayan bir şekilde değiştirdi. Meydana gelen olayların man
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 00:53
Bu dizinin 8 sezonda akılda kalan tek cümlesi (benim kanaatim bu) lord bealish'in "kaos bir merdivendir" sözüdür.. Youtube'de de bununla ilgili 100 lerce video yapılmış. Kaos bir çukur değil.. Kaos bir merdivendir. Kabiliyetli olanların sıyrılabildigi bir merdiven.. insanoģlu bazen kaoslara ihtiyaç var.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 12:12
0
Sovyet Rusya çökerken kimler zengin oldu? Ya diğerleri...(Yağma kabiliyeti olmayanlar)
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 00:43
Diziyi seyretmedim. Havf ve reca arasındaki müminin tavrını tasvirinize katılıyorum. Ama elde edilen güç, bozucu bir faktör oluyor herhalde. Halbuki "kuvvetli ve emin" olmak; yani insanların, siz kuvvetli iken de sizden endişe etmedikleri bir insan olabilmek İslamiyette çok önemli. İyi ve kötü arasında sürekli yapılan seçimler insanları biryerlere sürüklüyor; istisnasız herkes sınavını veriyor.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN