Paralel eski Türkiye’ye de veda…
CHP’ye mutlak butlan derken Türkiye’nin dördüncü vakıf üniversitesi İstanbul Bilgi Üniversitesi, dönem ortasında içinde binlerce öğrenci ve akademisyenle bir gece yarısı kapatıldı.
Bilgi Üniversitesi’nin kapatılmasıyla paralel eski Türkiye biraz daha bizden uzaklaştı.
Eski Türkiye sevdalıları ve karşıtları eski Türkiye’nin bugünkü Türkiye gibi yeknasak olmadığını çabuk unutuyor.
Hatta bugünkü Türkiye daha homojen ve renksiz sayılabilir.
Eski Türkiye’nin içinde ise pek çok farklı eski Türkiye vardı.
80’lerde Kenan Evren ve MBK üyeleri de eski Türkiye’ydi. Özal da, Nokta Dergisi de, Hasan Cemal’li Cumhuriyet de, Yeni Gündem dergisi de…
90’larda JİTEM, faali meçhuller, köy yakmalar da eski Türkiye’ydi, bütün bunların konuşulabildiği özel televizyonlar da, Susurluk Kazası’na karşı ışık açıp kapatma eylemi de…
Hürriyet de eski Türkiye’ydi, aynı grubun çıkardığı Radikal de. Andıç yayınlayan Sabah da eski Türkiye’ydi, andıçlananların yazdığı Yeni Yüzyıl da.
Batı Çalışma Grubu da eski Türkiye’deydi, ona direnilen Yeni Şafak da.
2000’lerde 301 davaları, ulusalcı tırmanış, komploculuk da eski Türkiye’ydi.
Ermeni Konferansı, Doğu Konreransı, TÜSİAD, TESEV raporları, Sivil Anayasa Girişimi, Barış Girişimi, Küresel Bak, Genç Siviller, Yenilikçi hareket de…
Her zaman eski Türkiye’ye paralel olan başka bir eski Türkiye daha vardı.
Ve yeni Türkiye de o paralelin içinde demlendi.
O paralel eski Türkiye’nin 1996’dan beri kalelerinden biri de Bilgi Üniversitesi’ydi.
Gücünü bir gruptan, Holding’den, cemaatten değil, zamane bir girişimden alıyordu.
90’ların konuşan ve dünyaya açılan Türkiye’sinin bir nevi Google’ı olan Alo Bilgi hatlarından.
1994’de Zülfü Livaneli’nin Erdoğan karşısında kaybettiği İstanbul belediye seçimlerinde metinlerini yazan İstanbullu solcu akademisyen Oğuz Özerden, Alo Bilgi hatlarından kazandığı paraları şimdiki zenginlerin yaptığı gibi bir tane de Como Gölü’nde yazlığımız olsun diye değil, eğitim için harcamaya karar vermişti.
O günlerin anaakım laik medyasının en kritik isimlerden Zafer Mutlu’nun eğitim duayeni babası Latif Mutlu ile birlikte önce bir tür sertifika veren okul kurdular.
London School of Economics ve University of Portsmouth'la işbirliği içinde kurulan üniversitemsi İstanbul School of International Studies çok ilgi görünce de önce kaçak üniversite ihbarlarıyla yargılandı, sonra da bu deneyim İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne dönüştü.
Bugün üniversite kapanınca, liberallerin, küreselcilerin yenilgisinde kendi yenilgilerine teselli arayanlara küçük bir hatırlatma, Bilgi Üniversitesi’nin kuran kadronun içinde solcular, liberaller, Kemalistler, ulusalcılar da vardı:
Yiğit Ekmekçi, Halit Kakınç, Toktamış Ateş, Gülten Kazgan, Asaf Savaş Akad, Latif Mutlu, Orhan Gemicioğlu, Orhun Çavdar, Lale Duruiz...
90’ların özgür tartışma ve liberalleşme furyasının ortasında, Susurluk kazasıyla Türkiye’de arınma heyecanın zirvesinde ve 28 Şubat’ın ayak sesleri arasında Kuştepe’de kimsenin gitmeye cesaret edemediği bir Roman mahallesinin içinde kurulan Türkiye’nin dördüncü vakıf üniversitesi sosyal bilimlerde hızla tevarüs etti.
Nasıl etmesin.
Bir koridorunda Murat Belge’nin karşılaştırmalı edebiyat, diğerinde İsmet Özel’in klasik şiir dersi verdiği bir üniversite bugün bile hala mümkün değil.
Bu isimlerin bir daha bir üniversitede değil, trafikte bile karşılaşması Türkiye’de artık çok zor:
Mete Tunçay, Murat Belge, Jale Parla, Uğur Alacakaptan, Suraiya Faroqhi, İlter Turan,
İsmet Özel, Toktamış Ateş, Asaf Savaş Akat, Yusuf Kaplan, Nabi Avcı, Aydın Uğur, İsmet Özel, Kürşat Bumin, Soli Özel, Turgut Tarhanlı, Ferhat Kentel, Ferda Keskin…
28 Şubat’a rağmen başörtüsü yasağını uygulamayan (Fatih Altaylı’nın ihbar yazısıyla bir süre uygulamak zorunda kalan), Alper Görmüş ve Ümit Kıvanç’ın bütün anaakım medyanın başının belası olan Medyakronik dergisine, 32. Gün’e ev sahipliği yapan, ilk Kürt Konferansı’nı düzenleyen, Erdal İnönü’nün girişinde yumurta yediği ilk Ermeni Konferansı’na ev sahipliği yapan, salonlarını gerçek bir kent üniversitesi olarak sivil topluma açan, 2000’lerin başından itibaren Türkiye’deki fikir ve sivil hayatın merkezi haline gelmiş bir üniversiteydi Bilgi.
Paralel eski Türkiye’nin fikri kalesiydi.
90’larda Kuştepe’de entelektüel hayatın, sol liberalizmin, 2000’lerin ilk 10 yılında Dolapdere’de ifade hürriyetinin, 2010’lu yıllardan sonra Santral İstanbul’da küresel, asri hayatın merkeziydi.
Sonra tuhaf Amerikalı bir vakıf, iktidarın artan etkisiyle Bilgi’nin kapısı entelektüel dünyaya ve sivil topluma kapandı, konserler ahlak infialinin konusu oldu, içine kapandıkça üniversite nihayet 90’larda kaçakçılıkla zengin olmuş Ağrılı bir ailenin eline düştü.
Ve bir gece yarısı da sebebi bilinmeyen bir telaşla dönem ortası apar topar kapatıldı.
2000’lerin muhafazakar demokrat fikri yükselişinin kalesi olan Şehir Üniversitesi’nden sonra, 90’ların liberal-sol kalesi Bilgi de artık yok.
Orijinal eski Türkiye, çoktan tasfiye oldu. Kendini yenilemesine rağmen hala düşman kategorisinden çıkamayan CHP direniyor.
Paralel eski Türkiye’den de geriye artık çok az şey kaldı.
Bir zamanlar attıkları her imza ile ortalığı karıştırabilen liberal ve sol demokrat aydınlar ya dünyaya ya da kamusal hayata veda etti, bıkanlar, dışlananlar evlerine çekildi, bir kısmının ülkeye girişi, daha büyük çoğunluğunun ekranları çıkması yasak.
Radikal, Yeni Yüzyıl, Taraf kapandı, 32. Gün yok, eleştirilmeye değer bir medya yok, STK’ların adını artık kimse duymuyor. En son mühim ve cesur bir konunun konuşulduğu bir konferansın üzerinden belki 10 yıl geçti.
Muhafazakarların onlarca üniversitesi var ama artık İsmet Özel’in şiir üzerine ders verebileceği bir üniversite yok.
Murat Belge’nin edebiyat dersi vermesi de bir üniversite için kapatma nedeni olabilir.
Yusuf Kaplan ile Halit Kakınç’ın bir üniversiteyi bırakın bir kafede karşılaşması bile artık imkansız.
Ama bütün o birikim tuz buz olmadı.
Fikri dönüşümler tabii ki kendi varyantalarını yaratarak geri döndürülemez bir geleceğe doğru evrilecel, kırılan tabular tekrar onarılıp vitrine konamayacak, konsa da kırıklar görünecek.
Bu tabii ki bir yenilgi değil.
Ama kurumlar, gelenekler yok oluyor.
Bir ülkenin kendini yenileyebilmesi için gerekli ortak fikir havuzları, birlikte iş yapılan ve düşünülen kamusal alanlar ortadan kalkıyor.
Kamusal alan, sağduyu bulma çabası, makul müzakere teknolojik devriminin de çarpan etkisiyle hem dönüşüyor hem azalıyor.
Bilgi Üniversitesi kapanırken, eski paralel Türkiye’den geriye kalan kurumlardan Açık Radyo’dan bir şarkıyla veda ediyoruz.
Bari o da Sezen Aksu’dan gelsin…
