İktidarı seçimle değiştirme yetkisi
Seçme-seçilme hakkı bir ülke halkının erişebileceği en kıymetli mazhariyetlerden biridir.
Tek partili rejimlerde de vardır seçme-seçilme hakkı. Fakat içi boştur.
‘Milli irade’ diyoruz ya, beşerî kuvvetlerin en üstünde olduğunu düşünüyoruz. Milli irade’nin kendisini ika vasıtası seçme hakkı ve yetkisidir.
(Seçilme yetkisi diye bir şey olmaz. Olur da centilmenlikle bağdaşmaz.
Seçilme yetkimi kullanıyorum, kendimi seçiyorum. Saçma!)
Seçme hakkının bizim ülkemizde eksik kullandırıldığı söylenebilir.
Hangi milletvekiline oy vereceğimizi tuttuğumuz partinin genel başkanı belirliyor. Bu da siyasi liderlerimizin ‘demokrasinin azı karar çoğu zarar’ prensibinin bir yansıması.
Eksik bir hak kullanımıdır, ama hiç yoktan iyidir.
Bunun hiç yoktan iyi olduğunu seçimlerin hiç yapılmadığı ya da yapılıyorsa bile iktidar partilerinin yüzde 90 civarında oy alarak daima iktidarda kaldığı ülkelerin vatandaşlarıyla kendinizi kıyaslama fırsatı bulduğunuzda anlarsınız.
Adamın parası var, evi var, arabası var, sayfiyede yazlığı da var ama oyu yok.
(Mustafa Sandal’ın şarkısındaki gibi… “Maalesef ruhu yok.” Ya da “Maalesef fikri yok.” Belki fikri var ama kendisine saklıyor, abilerimiz görmesin diye.)
Tamam abi, olmasın oyum. Ver bana parayı, evi, arabayı yazlığı, oy lazım değil.
Bu bir gerçeklik, birçok insan arabayı, evi, yazlığı ve parayı haramı helali gözetmeden hususi yöntemlerle kolaylıkla alabildiği için iktidar partilerine oy veriyor.
Emirliklerin, sultanlıkların veya demokrasinin kıt, seçimlerin göstermelik olduğu ülkelerin vatandaşlarıyla aranızdaki temel fark şu: Siz, ülkenizdeki iktidarı oylarınızla değiştirme hakkına ve kuvvetine sahipsiniz.
Onunsa böyle bir ihtimal aklından bile geçmez.
Bir değişimden ümidi yoktur, böyle gelmiş böyle gidecektir.
Fazla çabalama, elinden geldiği kadar bu durumu hazmetmeye bak.
Hazmetmek için monarşinin, despotizmin, hatta faşizmin faziletlerine dair teoriler bile geliştirebilirsin.
Dini de kullanır mısın bunun için?
Tarih boyunca kullanıldı, sen de ‘ecdad’ın yolundan giderek kemal-i afiyetle kullanırsın.
Son zamanlarda güç ve kudret sahipleri memleketi seçimlerin önemli olmadığı, halkın iktidarları oylarıyla değiştirme yetkisinin sıfıra yakın olduğu bir istikamete sokmak için çabaladılar.
Belki muvaffak oldular da biz farkına varamadık.
Ya da henüz muvaffak olamadılar, olmanın gayreti içindeler.
Bunun bir yolu insanları de-politize etmek. Tamam abi, seçim olacak yine iktidar kazanacak, bir şey değişmeyecek, çekiver kuyruğunu!
Yavaş yavaş uzaklaş siyasete mücavir alanlardan.
Böylece iktidara mücavir alanlar her gün biraz daha genişlesin. Gide gide memleket sathını kaplasın.
Eskiden Mısırlılar Hüsnü Mübarek’in Mısır’ını anlatırken söylerlerdi.
Muhalefetten bir adayın bir seçim bölgesinde seçimi kazanma ihtimali kuvvetlenince rejim bir gerekçe bulup o adayı hapse atarmış.
Yani yöntemler bugünün icadı değil. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Nicolo Machiavelli’nin ‘Prens’ini mütercimi Artin’e tercüme ettirmiş.
Artin bir kısmını tercüme etmiş ve Mehmet Ali Paşa’ya okumuş.
Mehmet Ali Paşa, “Biz bunları biliyoruz” demiş, “Gerisini tercüme etmene lüzum yok.”
Tarihteki bütün Mehmet Ali Paşalar Machiavelli’nin ‘Prens’te anlattığı teorileri annelerinin karnında öğrenirler.
Evet, ‘milli irade’ kıymetlidir. Halkın, oylarıyla iktidarı değiştirme yetkisine sahip olması kıymetlidir.
Seçimi kazanma ihtimali olan partinin ameliyatla parçalanması, seçimi kazanma ihtimali olan adayların seçime katılmalarına müsaade edilmemesi halkın bu yetkisinin dolaylı ya da dolaysız yollarla tahdit edilmesine matuf tasarruflar olarak yorumlanabilir.
Şekilde görüldüğü gibi
Şu anda mevcut olmayan bir parti kurulursa, o da seçimi kazanma istidadı gösterirse…
Ya da yeni bir aday halkın teveccühüne mazhar olursa…
Gereği düşünülür mü düşünülmez mi?
Demokrasilerde çare bazen tükenir bazen tükenmez.
Ama bizim demokrasimizde asla tükenmez.
