Türkülerdeki GDO’suz, hormonsuz şiir

Şiir’le ‘şuur’ arasındaki ilişkiye daha önce temas ettim mi etmedim mi hatırlamıyorum.

İki kelime de malum Arapçadır. Sadece ortak kökleri sebebiyle bile ‘şiir’le ‘şuur’ arasında ilişki olduğu söylenebilir.

‘Şuur’ yerine günümüz Türkçesinde ‘bilinç’ kelimesi kullanılıyor.

İçindeki ‘ç’ harfinin sesinden dolayı mıdır bilmem, ‘bilinç’te biraz ‘bilgiç’lik seziyorum.

Türkçenin içinde yaşıyorum, ‘ana dili’ lezzetini Türkçeden alıyorum. Fakat, ‘uzman’ ya da ‘alim’ değilim.

Kelimelerle duygusal ilişkiye giriyor olabilirim. Bazı kelimelere bana mahsus anlamlar yükleyebilirim.

‘Bilinç’ kelimesinin sağladığı çerçeveden bakınca, çok da yakışmıyor ‘şiir’le ‘şuur.’

Belki şiirin ‘işçilik’ tarafıyla irtibatlıdır.

Eskiden, şiir için kullanılan ‘nazmetme’ ‘tanzim etme’ tarafıyla...

Şiirin kendisi ‘şuur’dan daha derinde bir yerde olmalı.

Arapça lügatlerde daha derin anlamlar buluyorum.

‘Bir şeyin inceliklerini iyice idrak etme’ gibi karşılıklar gördüm.

Eğer bu ‘idrak etme’ hisle, ruhla oluyorsa diyeceğim yok.

‘Akıllı şiir’ olur öyle bir şiir. Olur yani, sevgimiz, saygımız var o şiire de.

Ama gelip seni canından vuran şiir... Ateş gibi yüreğine düşen şiir...

Ya da su gibi seni arıtan şiir...

Biraz daha derinlerde olmalı.

Nerden çıktı şimdi şiir şuur?

Dilin en duru, en saf hali olarak gördüğüm türkülerden.

Türkülerde tattığım saf şiirden.

Türkülerdeki şiire dair yazmak istiyordum uzun zamandır. Neresinden başlasam, nasıl etsem diyordum.

Bugüne kısmetmiş.

Neden bugüne kısmet?

Ragıp Abi’nin (Mehmet Ragıp Karcı’nın) ‘Türkü Dinleme Temrinleri’ kitabının kapağını bugün açtım da ondan. (Hece Yayınları.)

Ragıp Abi türküyü bilir.

Türküyü söyler.

Bağlama ustasıdır. Güzel icra eder.

‘Telezzüz’ etmekle kalmaz ‘tahassüs’ eder.

Bu ‘telezzüz’ ve ‘tahassüs’ kelimelerinin türkü için telaffuz edildiğini ilk Ragıp Abi’den işittim.

Türküden lezzet almakla türküyü iliklerine kadar hissetmek arasındaki farka işaret etmişti bir gün. 40 yıl olmuş mudur? Belki daha az.

Rahmetli Ramazan Dikmen, o ve ben Kızılay’da yürüyorduk, Ragıp Abi bir türkü icrası için “Telezzüz edersin, tahassüs edemezsin” dediği gün.

Ramazan, bana dönmüş, “Kelimeleri görüyor musun?” diye sormuştu.

Görüyordum, hatta tahassüs de ediyordum.

Mehmet Ragıp Karcı’nın kitabı benim Türküdeki şiire dair yazmak istediklerimden farklı bir şey.

Ama kitabı okumak, beni yazmayı düşündüğüm şeylere yaklaştırdı.

Kitabın önsözünde de ‘Tahassüs’ kelimesini kullanıyor Karcı.

“Bu bir türkü kitabı değildir. Kitapta sözü edilen türküler müzikle olan alakasından ziyade yakılmasına medar olan maşeri yürek yangınına dikkat çektiklerim ve mümkünse o yangının insanlarımızın yüreğindeki ateşine kendi tahassüsümün penceresinden nazar ettiklerimdir” diyor.

Ragıp Abi Keskinli Hacı Taşan’dan dinlediği “Kendi melül melül gözü yaşlı yar/Benim ile mercimeği taşlı yar” türküsündeki ‘Benim ile mercimeği taşlı yar” mısraındaki şiiriyeti biraz soruşturuyor.

Bir çokları, aralarında şairler de var, “Canım ne var bunda” deyip dudak büküyor.

Bir tek İsmet Özel, Karcı’nın ifadesiyle ‘hakikatine yakın’ bir cevap veriyor.

“İsmet Özel: ‘Yahu bu şiirin tarifidir.’ Cevap tam olmasa da şifreyi çözecek dört haneli rakamlardan üçüdür.”

(Bu arada, İsmet Özel’in geçirdiği rahatsızlıktan sonra iyileştiğini, tedavi gördüğü hastaneden taburcu edildiğini öğrendim. Geçmiş olsun. Allah, Şafi ism-i şerifiyle onun da bizim de ruhumuzu, bedenimizi onarsın.)

“Kırmızı gül demet demet/Sevda değil bir alamet/Gitti gelmez ol muhannet/Şol revanda balam kaldı”

Sevda değil bir alamet... “Yine karşımıza bir şifre çıkıyor. Bir alamet. Nedir? Maşeri irfanın ulaşabildiği irtifayı anlamak için türkülerimizde böyle binlerce şifre var.”

Bu pasajları, Ragıp Karcı’nın kitabının seyri hakkında bilgilendirme maksadıyla aktardım.

Bazı incelikleri ehlinden okumak isteyenlere ‘Türkü Dinleme Temrinleri’ni tavsiye ederim.

Bense başka şeyler yazmayı düşünüyorum.

Evet, çok uzak değil Ragıp Abi’nin yazdıklarına.

Daha çok türkünün beni yakaladığı yerler. Ya da benim türkülerde yakaladığım, içine kimyevi madde girmemiş, GDO’suz, hormonsuz, dupduru şiirler.

Ne gibi derseniz, hemen aklıma gelen bir tanesini söyleyeyim. Bizim oralardan. Amcamoğlu Emin’den (Süleyman’ın Emin) işitmiştim. Yayla yolunda söylüyordu.
“Dere bulanır dere/Taştan taşa geçilir/Benim bir sevdiğim var/Suya koysan içilir”

Tabii ki ‘tahassüs’ eden eder, etmeyen etmez.

Bu arada...

Şu seçim hengamesinde türkülere bir yol bulabildiğim için memnunum.

YORUMLAR (21)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
21 Yorum