Mardinîzadeler Şerif Mardin

Beşir Ayvazoğlu

Geçen hafta Çarşamba günü vefat eden Şerif Mardin, çok önemli isimler yetiştiren büyük bir aileye, Mardinîzadeler ailesine mensuptu. Büyük bir hukukçu olan Prof. Ebu’l-Ula Mardin’i bilen pek azdır, ama Türkiye’de halkla ilişkiler alanının en “ünlü” ismi Betül Mardin’i ve Amerika’da Ertegün Kardeşlerin Atlantic Records isimli şirketinde önemli görevler üstlenen ve Amerikan müzik endüstrisinde büyük bir isim olan Arif Mardin’i bu konularla biraz ilgilenen herkes bilir. Bu iki isim ve Şerif Mardin, Ebu’l-Ula Mardin’in ağabeyi Mehmed Arif Bey’in torunlarıydı. Şerif Mardin, Arif ve Betül Mardin kardeşlerin kuzenidir.

Mardinîzadeler ailesi hakkında geniş bilgi edinmek isteyen meraklı okuyucularıma Yusuf Mardin’in Kocataş Yalısı Anılarım (Boğaziçi Yayınları, 2012) isimli hatıratını tavsiye ederim. Ebu’l-Ula Mardin hakkında da İsmet Sungurbey’in ikinci baskısı 2011 yılında Mardin Valiliği tarafından yapılan biyografik eseri okunabilir. Mardin Valiliği bir de sempozyum kitabı yayımladı: Mardinîzadeler (2011).

***

Şerif Mardin’in Türkçede yayımlanmış birçok kitabı var. Ben İletişim Yayınları arasında çıkan Makaleler serisinin Türkiye’de Din ve Siyaset (1991) isimli üçüncü cildine özel bir önem atfediyorum. Bu kitapta, bana sorarsanız, bu kitapta tartışılan, Türkiye’de bütün meselelerin anası olan meseledir.

Türkiye’de din gerçeğini ve dinî akımları, Cumhuriyet seçkinlerinin din aleyhtarı pozitivist “söylem”ine ve Marksist suçlama sözlüğüne (gerici, yobaz, mürteci, çember sakallı vb.) başvurmadan, soğukkanlı bir ilim adamı tavrıyla değerlendiren Şerif Mardin, dini toplum hayatından bütünüyle kovmanın sosyolojik olarak mümkün olmadığını çok iyi biliyor.

Türkiye’de pozitivist seçkincilerin dine karşı savaşta elde ettikleri tek başarı, kendilerini toplumdan bütünüyle soyutlamak, seçkinlerinden ve eğitim kurumlarından mahrum ettikleri dini de bir problemler yumağı haline getirmek olmuştur. Yaşadığımız son hadiseleri bu sürecin dışında düşünemeyiz. Türk toplumunun zihniyet yapısını ve alışkanlıklarını bin yıldır şekillendiren İslâm’ı yok sayarak bir yere varabileceklerini zanneden pozitivist seçkinlerin vardıkları yer, içinde yaşamak zorunda oldukları toplum hakkında derin bir cehaletten başka bir şey değildir. Bu yüzden bugün bile dinî her tezahür karşısında hayrete ve korkuya kapılarak sözünü ettiğim suçlama sözlüğüne başvuruyorlar.

***

Üniversite tahsilini ve ilmî kariyerini yurt dışında yapan Şerif Mardin, uzun yıllar Amerikan üniversitelerinde çalışmıştır. Bu sebeple fert olarak Türk toplumuyla pek fazla alışverişinin kalmadığını sanıyorum. Yani Türkiye’de yaşanan sancıları kendi vicdanında derinliğine yaşayan herhangi bir yerli aydının hassasiyetleri ondan beklenemezdi. Bu bakımdan, Türkiye’deki İslâmî gelişmeler karşısında nötr kalabilmesi, sadece Weberci objektivizmine değil, Türk toplumuna dışarıdan herhangi bir Batılı sosyolog gibi bakabilmiş olmasına bağlıdır. Öte yandan, Türk toplumunu herhangi bir Batılı sosyologdan çok daha iyi tanıdığı için hükümlerinde isabet kaydetme açısından daha şanslıydı.

Özetlemek gerekirse, Türkiye’de İslâmî gelişmeler ve İslâmcı akımlar, Şerif Mardin için sevinilecek veya düşman olunacak gelişmeler değil, nüfus hareketleri gibi, köyden şehre göç gibi, gecekondulaşma gibi araştırılıp değerlendirilmesi gereken herhangi bir sosyolojik hadiseydi. Aynı soğukkanlılıkla baktığı laikliğin ise Batı’da bir sosyal tarih gelişiminin ürünü olarak ortaya çıktığını söyleyen Şerif Mardin, Cumhuriyet’i kuranların laikliği Batı’ya göre daha “üst yapısal” bir biçimde gördüklerini ve bir vicdan meselesi olarak ele aldıklarını söylüyor. Din ise, Mardin’e göre, sadece bir sosyal baskı unsuru görülmüş, toplumlardaki olağanüstü sosyal fonksiyonları hiç fark edilmemişti.

1920’lerden 1950’lere kadar “kendi dinsel gelişimini ancak yeraltında yürütebilen kırsal yöre ve kasaba”, 1950’den sonra Türkiye’nin sosyal ve siyasî hayatına beklenmedik bir şekilde ve gittikçe artan bir hızla katıldı. Büyük bir şaşkınlığa ve hayal kırıklığına uğrayan seçkinler, bir türlü “adam” edemedikleri halkı askerî darbelerle “terbiye”yi de denediler. Bunun için Şerif Mardin, en derinde, Cumhuriyet’in “merkezî temel değerler” katında ciddi bir başarısızlığından söz edilebileceği kanaatindeydi.

***

Şerif Mardin’in Said-i Nursi ve Nurculuk hakkındaki çalışmalarının Amerika’nın “Ilımlı İslâm” projesiyle bağlantılı olduğunu düşünenler var. Böyle bir iddiaya, kesin deliller ortaya konulmadıkça inanmak istemem. Daha önce hiç okumadığı ve belki de okurken anlamakta zorlandığı kitaplarla haşir neşir olarak hiç bilmediği bir dünyanın içine dalmasını, bir ilim adamının, uzağında yaşasa da içinden çıktığı toplumu anlama çabasının bir sonucu olarak görmek bana daha doğru geliyor.

Şerif Mardin’in mensup olduğu ailenin en önemli isimlerinden biri olan Ebu’l-Ula Mardin’in aynı zamanda büyük bir din âlimi ve İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra İslâmcılığın yayın organı olan Sırat-ı Müstakim dergisinin iki kurucusundan (diğeri Eşref Edib) biri olduğunu da hatırlatmakla yetiniyorum.

Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.