ATÜT Osmanlı tarihini açıklar mı patron?

İbrahim Kiras

CUMARTESİ YAZILARI

Kurucu ideolojinin mahiyetini tespit sorunu kadar Osmanlı sisteminin oluşumunda iktisadî faktörlerin rolü de tartışmalı bir konu. Bazı tarihçiler, özellikle Marksist analiz geleneğine bağlı olanlar, Osmanlıdaki siyasi ve sosyal yapıyı iktisadi dinamiklerle izah sadedinde dikkate değer çalışmalar ortaya koymuşlardır.

Öncelikle Marksist analizin Avrupa Orta Çağının iktisadi yapısını ve bu temelde kapitalizmin oluşumunu incelerken kullandığı terminolojiye bağlı kalma ısrarı Osmanlı coğrafyasındaki özgün yapının doğru değerlendirilmesini zorlaştıran bir faktör olabiliyor. Osmanlı sosyo-ekonomik düzeninin Avrupa Orta Çağındakine benzer bir feodal ilişki çerçevesinde yürüdüğünü ispatlamak için eldeki belge ve bilgilerin fazlaca esnetilerek kullanılması da bu çalışmalara karşı güvensizliğe yol açabiliyor.

Zaten bu yüzden -bizim burada ele aldığımız problematik itibarıyla- Osmanlı başarısının “sırrının” ne olabileceği konusunda Marksist tarihçilerin özgün bir tezlerinin olduğu söylenemez. Zira bu gruptaki tarihçiler daha ziyade Osmanlı’da üretim araçlarının mülkiyetiyle ilgili belirsizliği çözmek ve toplumsal yapının feodal nitelikte olup olmadığını ortaya çıkarmak üzere çaba göstermişlerdir. Bunu da Marksist kuramın bizdeki toplumsal yapının analizine imkân verip vermediğini belirlemek için mesele edinmişlerdir.

Osmanlı’daki sosyoekonomik düzenin “feodal” nitelikte olduğunu ileri süren muhafazakâr Marksistler ile “Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT)” olduğunu savunan revizyonist Marksistler arasındaki tartışma her ne kadar bir yere varmamış olsa da Osmanlı toplum yapısının özelliklerinin araştırılması bakımından yararlı olmuştur diye düşünülmeli. Özellikle ATÜT tezini savunanlar dikkate alınması gereken analizler geliştirmişlerdir.

Ancak Osmanlı toplum yapısını ATÜT modelini “doğrulayacak şekilde” yorumlama çabası gösterenler için aynı şeyi söylemek zor.

***

Birkaç hafta önce yine bir “cumartesi yazısı”nda Asya Tipi Üretim Tarzı konusunu -başka bir bağlam içinde de olsa- tartışmış olduğumuz için fazla detaya girmeden şu ATÜT denen şey nedir, kısaca hatırlayalım…

Biliyorsunuz, Marx esas olarak Batı Avrupa toplumlarında sosyoekonomik yapının analizini yaparak iktisat ve sosyoloji alanında önemli tezler geliştirdi. Ancak Marx’ın tezlerinin Batı Avrupa dışı toplumların iktisadi ve siyasi yapılarına uymadığı yolundaki eleştiriler de oldukça haklı eleştiriler. Zira Marx’ın feodal toplumdan kapitalist topluma geçiş konusundaki analizi ve öne sürdüğü kurallar Batı Avrupa dışındaki toplumlar için geçerli olmadığından Marksist teori eksik ve yetersiz kalmıştır.

Gerçi bu eksikliği telafi etmek üzere bizzat Marx “Asya Tipi Üretim Tarzı” kavramını ortaya atmış olsa da bunu yeterince açıklayıp geliştirememiş olduğu için Marksist teorinin bu bölümü biraz muğlaktır ve çok farklı yorumlara müsaittir.

Marx ve Engels kimi yerlerde “doğu despotizmi” de dedikleri bu yönetim -ve üretim- biçiminin kaynağında doğu coğrafyasının tarım için suni sulamaya ihtiyaç duyurmasını gören açıklamayı paylaşmaktadırlar. Suni sulama tekniklerinin kurulup işletilmesinin kolektif bir iradeyi gerektirmesi ister istemez toprak mülkiyetinin kolektif olması sonucunu doğurmuştur.

***

ATÜT kavramı 1917 Devrimi sonrasında bir ara Asya’nın geri kalmışlığının ifadesi anlamında kullanıldı. Sonrasında ise Stalin rejimini tarif ediyor sanılabilir diye kullanımdan tamamen kaldırıldı. Çünkü üretim araçlarının kamu mülkiyetinde olduğu ve emekçi sınıfların ürettiği artık değere despotik karakterli ve güçlü bir bürokrasi tarafından el konulduğu toplumsal yapı tarifi Sovyet sistemine birebir uyuyordu. Nitekim kavramı ikinci dünya savaşı sonrasında yeniden gündeme getiren hadise de aslında Marksist sinolog Karl Wittfogel’in Sovyet sistemini eleştirmek üzere Asya Tipi Üretim Tarzı ifadesini kullanması oldu.

(Ancak hatırlatmak gerekir ki Troçki aynı kavramı bir ülkede hem yabancı emperyalizme hem de yerli burjuvaziye karşı mücadelede işçi köylü ittifakını önerirken kullanmıştı.)

***

ATÜT yaklaşımının başka Doğu toplumları için geçerliliği bizi şimdilik ilgilendirmiyor, ancak Osmanlı toplumsal düzeninde özel mülkiyete yer olmadığına ilişkin tez, tarihsel gerçeklerle tam manasıyla uyumlu olmadığından Osmanlı tarihini ATÜT yaklaşımıyla yorumlamanın bu alandaki gerçeklik arayışlarına fayda getirebileceğini söyleyemeyiz.

Ne var ki ATÜT karşısında dile getirilen Batı Avrupa ülkelerindeki toplumsal ve iktisadi düzenle Osmanlı sosyo-ekonomik düzeni arasında hiçbir fark olmadığı iddiası da aynı derecede gerçeklere aykırı. (Batı Avrupa coğrafyasında şekillenen feodalitenin de bu yapının yerine gelen kapitalizmin de “özgün” nitelikte sistemler olduğu tartışma götürmez bir gerçeklik. Dolayısıyla “burjuvazi veya kapitalizm Batı Avrupa’ya özgü yapılar olsa da Avrupa feodalitesi evrenseldir” diye bir iddiada bulunamazsınız. Sırf bir teorinin tutarlılığını ayakta tutmak uğruna tarihsel verileri eğip bükemezsiniz. Yaparsanız da işe yarar ve uzun ömürlü bir açıklama modeli ortaya koymuş olmazsınız.)

Tamam, ATÜT tezi bazı yönlerden çelişkili ve tutarsız bir çözümleme getiriyor. Ama bu tezin tam aksinin doğru olduğunu da söyleyemeyiz. Çünkü yine de Osmanlı köylüsü mesela Alman veya İngiliz köylü sınıfıyla ne aynı sosyokültürel özelliklere sahiptir ne de aynı maddi şartlar içinde üretim yapıp aynı patronaj sistemi içinde yer almaktadır.

Öyleyse hakikat -çoğu zaman olduğu gibi- bu iki aşırı uçtaki değerlendirmenin arasında bir yerde olmalı.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.