Mandela gibi korku duvarını yıkabilmek...

Mehmet Ocaktan

Biraz geç olmakla birlikte geçen gece Clint Eastwood’un yönettiği Morgan Freeman ve Matt Damon’a Oscar adaylığı getiren “Yenilmez” (Invictus) filmini izledim.

Bizim için çok yabancı olan bir spor dalını, ragbiyi hikâyesine malzeme yapan Eastwood, Güney Afrika lideri Nelson Mandela’nın salıverilip başkan seçilmesinin ardından yaşadığı ‘geçiş süreci’nin kırılma noktalarına yöneltiyor kamerasını. Mandela başkan seçildiğinde ‘apartheid’ döneminde siyah çoğunluğu postallarının altında ezen beyazlara karşı aynı acımasız yöntemleri asla kullanmıyor.

Mandela’nın yerinde siz olsanız otuz yılınızı haksız yere bir hücrede geçirmenize sebep olan beyazları affedebilir misiniz?

Herhalde hiç kolay olmasa gerek, ama Mandela başarıyor. İşte ‘Yenilmez’ filmi sadece affedebilmenin erdemi üzerine değil, affedebilmenin kazandırdığı o müthiş güce işaret eden yakın tarihimizin en zorlu siyasal hikayesini anlatıyor. Kısacası bu film, şiddet ve ayrımcılık en acımasız haliyle üzerine geldiğinde yumruklarını sıkmak yerine kollarını açan Mandela’nın iç titreten, onurlu hikayesi... Film adını İngiliz şair William Ernest Henley’e ait “İnvictus” adlı şiirden alıyor.

/Kötü şartlarda olsam bile
Ne korktum, ne de ağladım kimselere
Kaderin pervasız darbelerinde bile
Kana bulansa da başım, eğilmedi asla

Kapı ne kadar dar olsa da
Cezalarım ne kadar ağır olsa da
Kaderimin efendisi benim
Ruhumun kaptanı benim./

Irkçılığın bir toplumda yarattığı hasarı onarmaya girişen bu büyük barış adamının bunu nasıl başardığını anlayabilmek için galiba şu sözlerinin altını kalın çizgilerle bir kez daha çizmek gerekiyor. Mandela başkan seçildikten sonra, şimdi beyazlardan rövanş alma zamanının geldiğini söyleyen en yakın arkadaşlarına şu anlamlı ifadelerle karşılık veriyor: ”Eğer onların değer verdiklerini ortadan kaldırırsak, sadece aramızdaki korku duvarını yükseltiriz, oysa biz barış içinde birlikte yaşamak istiyoruz.”

***

Kuşkusuz zor bir süreç, hele de “Bunca eziyete maruz kalan siyahlar, beyazları nasıl affeder?” sorusunu esas alırsanız hiç kolay değil. İnsanlara çektikleri acılar unutturulabilir mi? Elbette unutturulamaz... Bunun için her şeye rağmen birlikte yaşamanın erdemine inanan ve “Kaderimin efendisi benim, ruhumun kaptanı benim” demeyi bilen bir Mandela olmak gerekiyor herhalde.

Kim bilir belki de Mandela’nın bu zor ama olağanüstü başarı hikayesinden bütün siyasi liderler için çıkarılması gereken dersler vardır. Özellikle de tarih içinde derin acılar yaşamış, halen de kutuplaşma sancıları çeken toplumlar açısından ibret alınması gereken bir hikaye... Elbette herkesin bir Mandela olması beklenemez.

Ama kabul edelim ki, asgari şartlarda kendi toplumları için birlikte yaşamanın formüllerini üretebilen siyasetçiler ancak tarihin sayfalarına büyük lider olarak yazılabiliyorlar.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (9)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.