Aynılıklar ve ayrılıklar

Bir sandık dolusu elmaya hiç uzun uzun baktınız mı? Çocukluğumun geçtiği kasabada en az yirmi çeşit elma yetişirdi ve ben isimlerini bir çırpıda sayıverirdim. Amasya, starking, ingiliz, golden, arapkızı, tavşanbaşı, steğmen, ankaragüzeli, altınçekirdek, ak elma, osmanpaşa…, diye başlar ve mutlaka dalda bir’i de unutmazdım. İlk hasat elmalar arasında özel bir yeri vardır bu türün. Amasyaya benzer, sert, sulu ve dayanıklıdır ama gevrek değildir. Şimdiler de Şili’den mi geliyor başka bir ülkeden mi bilmem, rengi kadar, tadı, büyüklüğü, kokusu da yapay ve fabrikasyon tek bir elma var ortalıkta. Ama benim derdim, elma ve meyvecilik değil. Bir sandık dolusu elmadan insanın neler öğrenebileceği...

***

Dışarıdan bakınca bir sandık amasyanın ne kadar da bir ve benzer olduğunu sanırsınız. Oysa dikkat edip ayrıntılara yöneldiğinizde güneş gören yerler kızarmış görmeyen bölgeler beyaz kalmıştır. Hatta fazla güneşte kalmış olanların insan yanağı gibi çil çil olduğunu fark edersiniz . Kiminin sapı uzun kiminin kısadır. İrileşme sevdasına kapılanlar olduğu kadar bir misket çevikliğiyle gururlananlara rastlarsınız. Ki, Amasya civarında bu elmanın ismi ‘misket’tir. Diyeceğim bir şey canlı ve doğal ise onun dışarıdan görünen aynılığı aldatıcıdır. Henüz biçilmemiş bir ekin tarlası da yekpare, aynı gözükür. İçine girdiğinizde başak boylarından tutun da erme (ekinler erer) derecelerine değin hepsi farklıdır.

Bir de çürüyen elmalar vardır. Bir sandık dolusu elma içinde birisi çürümeye başlar. Yine başlangıçta bu çürük elmanın dışındakilerin aynı olduğu sanılır. Çürük olan onlardan farklıdır. Aradan üç beş gün, bir hafta, bir ay geçtiğinde asıl aynılığın ne olduğu ve böylesi bir aynılığın farklı olanı nasıl da ortadan kaldırdığı anlaşılır. Bu biçildikten sonra yakılan anızlara benzer. Kararan bütün farkları yok etmiş, içindeki diğer canlı unsurları da öldürmüştür.

Bir sandık elmaya bakıyor ve tekrar aynı gözüken farklılıktaki canı düşünüyorum. O her bir elma varlığın bir nişanı olarak orada dururken bir süre sonra içlerinden birisini saracak çürüme illetini ve bu illetin sonuçlarını tahayyül ediyorum. Bu tahayyülü tecrübe ve güncel olanla karşılaştırıyorum.

Kişiye düşen dışarıdan nasıl algılandığı değil hangi çürüme eşiğine yaklaştığıdır. Farklılıklar eleştirel akıl kadar doğadaki mutlak çeşitliliğin sonucudur. Birbirine benzeme yarışına girenler, ilkin çürümekten veya bir çürüğün yandaşı olmaktan kurtulamazlar. Dirilik hakkı farklılıkla korunabilir. Aynılık hakikatin diyalektiğine terstir.

***

Düşüncelerin mutlak ve kaçınılmaz kışında direnç ve dayanıklılık esastır. İnsanlar aynı şeyleri düşündükleri ve ortak bir inanca sahip oldukları için bir yerde toplanmazlar. Hele, yazı, sanat, düşünce dünyasında hiç buluşmazlar. İnsanlar bir bir ayrı şeyleri düşündükleri ve ayrı şeylere inandıkları için bir arada gözükürler. Orada aynılık gibi gözüken mutlak farklılıktır. Öteki türlü aynı şeyleri düşündükleri ve aynı şeylere inandıklarını iddia edenlerin tek tek özgürlükleri ve mutlak dayanıklılıkları yoktur. Kendilerinden daha güçlü bir sebep oraya yığmıştır onları. Özgür değildirler. Birbirlerinden ayrılamazlar.

Tabiat her zaman bize umduğumuzdan fazla ilham verir ve düşünce ufku açar. İster uçsuz bucaksız ufka doğru yürüyelim isterse kararmış gökten inen kara sağanağa tutulalım. Her iki halde de dinginliğin buğusu topraktan yavaş yavaş uyanmaktadır. Ayrıca bir sandık dolusu elmadan yükselen kokuda her bir elmanın payı vardır. Elma tüter. İnsanın gözümüzde tütmesi gibi. O insanı beklemek ömrün çilesidir.

YORUMLAR (4)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
4 Yorum